Değerli okurlarım bir insanın anavatanı çocukluğudur sözünü sık sık kullanırım. Bu mektubu okuyunca yine düşündüm. Teknolojik gelişme ve şehirleşme ile acaba çocuklarımızı anavatanlarından uzaklaştırıyoruz mu? Aşağıdaki mektubu okuyunca Afrika atasözü, çocuğu büyütmek için bir köy gerekir, sözünü hatırladım. Ve o köyde değişik değişik karakterler var ve hepsinin yeri ayrı.
***
Hocam ben 31 yaşında bir ev hanımıyım. İki çocuğum var ve şimdi doğup büyüdüğüm yerden uzakta İstanbul’da yaşıyorum. Çocukluğuma büyük özlemler duyuyorum; en çokta köyümüzü özlüyorum. Bir doğu köyünde çocukluğumu geçirdim. Benim çocukluk dönemlerimde çocuklar değersizdi. Düşünce bir de annenden azar yer, sözün dinlenmez, haksız duruma düşsen “hayır ben yapmadım” diyecek cesaretin bile olmazdı. Kimdi ki çocuklar, kim kaale alırdı. Kim onları adam yerine koyarda, soru sorardı.
Bi tek Haşim amca dışında.
Köy evimizin önünde büyük bir avlu vardı. Akşam tarladan dönenler, hayvanlarıyla otlatmadan dönenler hep bizim avlunun önündeki yoldan geçerdi. Hepsi yorgunluktan topuklarını süre süre yürürlerdi o yolda. Yorgun oldukları için asık suratlı olurlardı. Haşim amca başında hasır şapkası, zayıf bedeni, kareli oduncu gömleği ve iple bağladığı eski pantolonuyla korkuluklara benziyordu. Bu yüzden çok sevimliydi. Eşeğinin ipinden tutarak, bahçeden dönerken yorgunluğu yüzündeki tebessüme engel olamamış, yüzünde gülücüklerle avlunun önünde oturan çocuğu, beni görür, eşeğini durdurur, gülümsemesini arttırır “ooooo Emine hanım günün nasıl geçti bugün” diye sorardı. Bunu her gün bıkmadan yapardı. Yetişkinlerin bu tip sorular sormasına alışmadığım için önce titrerdim ve kısık sesle günümden bahsederdim.
“Bugün ekmek yaptım Haşim amcaaa,” “bugün eşekle suya gittim Haşim amca,”
Her seferinde dinler, şaşırır ve aferin sana derdi.
“Ooo emine hanım bugün günün nasıl geçti?”
“Bugün Hasan dikkonun küçük oğlunu dövdüm Haşim amca, elbiselerini çıkardı, kilodunu bile, bende dövdüm.” Dinler, şaşırır, bi kahkahayı basardı.
”Bugün aşağı bahçeye kaçtık elma topladık Haşim amca.”
“Oooo kah kah kah. Afferin sana.”
Asla yaramazlıklarımdan büyüklere bahsedemezdim, ama Haşim amca onları dinler, gülümser, birde yüreklendirirdi.
Aferin derdi.
Her akşam bu konuşma geçerdi aramızda.
Kışın şehre gittiğimizde Haşim amcanın öldüğünü duydum. Hıçkıra hıçkıra ağladım. Anlamıyorlardı neden bu kadar ağladığımı, ve ben tarif edemiyordum zaten neden ağladığımı. Portuga’sını kaybeden Zeze’yle aynı acıyı paylaşıyordum artık. Yaz gelip de köye gittiğimde Haşim amcanın artık o avlunun önünden geçmemesi en büyük hüznüm oldu. Her akşam avlunun önünde bekler, bir türlü gelmeyen Haşim amcanın gidişi ile ölümün ne demek olduğunu anlardım.
Başarısız bir öğrenciydim. Kompozisyon dersinde öğretmenimiz biyografi hazırlamamızı istedi. Hepiniz bi başkasını anlatsın demişti. Herkes yan sıra arkadaşını yazmıştı. Ben Haşim amcayı göz yaşlarımla yazdım. Okuduğumda da boğazım düğümlendi. Öğretmenim çok beğendi ve ayakta alkışlattı. Yaramazlıklarıma, yapabildiklerime, yapamadıklarıma aferin diyen Haşim amcanın hikayesiyle öğretmenimden ilk defa böyle coşkulu bir aferin almıştım.
Neydi bu çocukluk hissi. Kaale alınmanın, adam yerine konmanın, değerli hissetmenin beni Haşim amcaya bağlayan tatlı tınısı.
O avluda kimsenin görmediği bir çocuğu görüp, varsın diyen Haşim amcaydı. Şimdi bedeni toprağa karışan Haşim amcayı unutamıyorum ve hala sık sık hatırlayarak, “Varsın Haşim amca!” diyorum. Köydekilere hatırlatıyorum gidince. Ve onlar hep aynı şeyi söylüyorlar.
“Ne iyi bir adamdı, hep gülümserdi”
Çok iyi bir adamdı. Hep gülümserdi.
***
Çocuklar küçük insan. Adam yerine kor onlarla sohbet edersen hem gelişir, hem de ömür boyu unutmaz, sevgi ile anarlar. Bol sohbetli günler diler, sevgi ve selamlarımı sunarım.
Doğan Cüceloğlu (11 Haziran 2020)