(gezi direnişi sırasında yazdığımı tahmin ediyorum… okuyunuz…. günümüze uyarlanır gibi gibi sanki…)
İki katlı Rum konağıdır, eskiden kalma.
Arkada bahçesi, bol ağaçlı. Elması, dutu, kirazı, portakalı… Ne işi var turunçgillerin Karadeniz ikliminde demeyin. Var işte.
Kuyusu var, sarnıcı var, illa ki deniz rüzgarına açılan penceresi var. ”Bahçesi var bağı var / Ayvası var narı var” diyen türkümüz gibi aynı. O kadar güzel.
Ön tarafta heybetli bi giriş kapısı. Taşlık namıyla bilinen avlu sonra. Ellerinde reçel sürülmüş ekmekle oynayan çocuklar bi de.
Kalabalıktır o avlu hep. Sokak terlikleriyle misafirliğe gelmiş örgü ören komşu teyzeler, akşamdan yatıya kalmış orta yaşlı akraba kadınlar. Anneler, ablalar, görümceler, kaynanalar.
Pastalar, börekler, dedikodular…
Çaylar, kahveler, son haberler…
Udlar, radyolar, tombalalar…
Tesbihler, seccadeler, gül sulu kolonyalar…
Tutamazsın evde hiçbirini… Sokağın içindeler bi nevi…
Eli reçel-ekmekli veletlerden biri benim, oradan biliyorum.
**** ****
Gezi Parkı’nda yaşananlar nasıl da benziyor bizim dede evinin ruh haline.
Babaannemi eve kapamaya kalkarsan, çıkar avluda reçel kaynatır.
Annaanemi günah diye sokağa salmazsan, oturur avluda kahve falı bakar.
Büyük yengemin bakkala gitmesi bile ayıpsa hafiften, tüner avludaki basamaklara kuzenime yelek örer.
Komşular gelir, komşular gider. Sohbetler, muhabbetler, kahkahalar. Şarkılar, gazeller, türküler…
Hayat diye yaşadığın öküzlüğü tüm topluma dayatmaya kalkışırsan sonu budur… Dün avluya çıkar insanlar, bugün meydanlara çıkar, yarın başı göğe erer…
Her yere çıkar.
Tutamazsın evde kimseyi.
**** ****
Mustafa Kemal diye biri geçti bu ülkeden.
Dayatamazsın.
Geri döndüremezsin.
Çaresizlik içinde, pişmanlık içinde, tarihte hiç görülmemiş bi korku içinde blöf yapsan da yemezler artık koçum;
-”Yüzde elliyi evlerinde zor tutuyoruz”!!!!
**** ****
Densizin biri değilim ki;
-”Sıkıysa bırak da gelsinler” diyeyim.
Mustafa Kemal çıkarmış bulundu evden bizleri bikez.
Biz zaten dışardayız.
(ULUS gazetesi,
10 haziran 2013, p.tesi)