ZAFER

ZAFER

Kimi zaman kadın milletine acayip bi hallar olur bilirsiniz. Bi nevi ”deli guvveti” de denilebilecek türden davranışlara girer bilcümle hanımefendiler.
Yanlış anlaşılmasın, kaba kuvvetten söz etmiyorum. Bugüne değin, evin içinde öyle halterle gezinen bi kadına rastgelmişliğim yoktur.
Temizlik takıntısıdır mesela kadınların baş konusu. Kimse alınmasın diye kendi evimden örnek vereyim, insan şaşırıyo tabi ister istemez, bi evin temizliği hiç mi bitmez? Kutu kadar bi eve her ay nasıl olur da Jandarma Alay Komutanlığı ölçüsünde temizlik maddesi alınır? Hadi işin parasal boyutuna ses çıkarmiyim diyorum, zaten çıkarsam da kızlarım iplemez, yahu benim o an hangi odada işim varsa, nasıl bi tesadüftür illa ki evin orası temizlenmeye başlar ilk?
***
Pek sık gittiğim annemin evinde de durum pek farklı diğildir. Allah yokluklarını göstermesin, annemin evinden misafir hiç eksik olmamıştır. Her uğradığımda ablamı mutfakta ( tabi ki annemin emir ve komutası altında) 5-6 çeşit pasta-börek hazırlarken bulurum. Beni sürekli bakkala yollayıp yumurta aldırmaları, en sonunda; ”yarından tezi yok bu balkonda tavuk beslenecek” dedirtmişti, eski bi akşam üstü…
Napiyim yahu, canımdan bezdimdi!
***
Pasta yapmak da kadınlara özgü bi deli guvvetidir sonuçta. Oysa o kadar böreğe-çöreğe ne gerek duyulur? Konuklara, inadına sırf Giresun simidiyle tulum peyniri ikram edilse neyimiz eksilir?
Misal, ana caddemizde herdaim görünen bi simitçi abimiz vardır. Elinde sepetiyle bekler durur, O’ndan simit alamaz mı her misafiri olan? Belediyemiz böyle bi karar çıkartamaz mı?
Dün sabah gördüm. Simitçi abimizi geleni, geçeni azarlıyordu;
-”Hadi, ne duruyunuz, simit alın daa, yaylaya gidecem, işim gücüm var”!
Nice kurumlar yönettim, bu derece etkili bi satış tekniği görmedim arkadaş! Herkes birdenbire simit aldı amcadan. Dünyada bitek Giresun’da olurdu bu! Oldu zaten…
Ve huyum kurusun çok severim, ünlü yönetmen Alfred Hiçkok’un her filminde bi saniyecik görünmesi misali, yazılarımın biyerinde sözü kendime getirmeyi… Bakın, göründüm işte kameraya, hah, amcadan apar topar simit alan o manyaklardan biri de benim.
Sokaktan geçen adam rolündeyim.
***
Takıntı dediğin nesiller boyu sürer. Minik kızım Yağmur’umda puzzle deliliği baş gösterdi bi süredir. Önceleri ses etmedim, kime çekti bu gız diye sustum ama nasıl olduysa bana da bulaştırdılar puzzle işini yavaştan. Mutfak masamız tamamen bu derin konuya tahsis edildi.
Giresun kedisi olduğu için Heri adını verdiğimiz oğlumuz bile sandalyeye çıkıp burnuyla parça birleştirir oldu artık.
***
Ayıptır söylemesi, öyle bi havaya girmişim ki sormayın, beceremese de beni yardıma çağırsa diye kulağım kızımda, bekliyorum içerlerde.
Nihayet dün;
-”Yaa bunun parçaları eksik galiba , tam olarak bişeye benzemiyo, evet baba yaa, yarın bunu iade et yaa” sözcükleri havada uçuşurken, bi bilirkişi edasıyla girdim mutfağa.
Puzzle denen olguyu adeta ben icat etmişim gibi bi ses tonuyla; ”Kalkın bakim şuradan” dedim kızlarıma. 20 dakka sürdü sürmedi, 1500 parçayı birleştirdiğim yetmez gibi, 18 adet parçayı da arttırmıştım!
Ustanın iyisiymişim, haberim yok.
***
İnsanlık alemine açıklayacamayacağım bazı şeyler var şimdi. Puzzle kutusunu dışında, o dünyaca ünlü Kaplumbağa Terbiyecisi resmi var idi oturduğumda. Oysa benim birleştirdiğim parçalar sonucu ortaya Mona Lisa tablosu çıkıvermişti. Kaplumbağalar desen camışa dönüşmüştü? Mona Lisa ve Kümbet camışları?
Allah Allah?
Küçük kızımın; ”Baba ne yaptın yaa, bi daha bu masaya elini sürmeyeceksin” sitemi üzerine, üzülüp, en yakın çay ocağına attım kapağı. En köşecikteki masaya yerleştim derhal. İnsanların beni görüp yazılarımı övmeye başlamasından utanıyorum. Bırakın ben yazayım, siz okuyun, yeter, övgüye ne gerek var? Övgü için yaşayan, ego tatminini yaşam sanan bissürü insan var, onları övün.
Bakın, minik bi film hilesiyle, hem çay getiren garson hem de arkada bi başına oturan herif benim. Çift roldeyim bu kez. Yine geçtim filmin bi yerinde.
***
Bu kentte yaşamak Allah’ın bi armağanıdır bizlere. Herkes aklının bi köşesine not etmeli bunu.
Başka övgüleri, ödülleri de oldu elbet yaşamımın. Altın Turşu Ödülü’ne sahibim örneğin. Sonra genç okurlarımın hiç üşenmeden yaptırıp Tüyap Kitap Fuarı’na getirdiği Altın Gıymalı Ödülü’nü de hep kalbimde taşıdım. Bi de babamdan aldığım Altın Kahkaha Ödülü unutulmazımdır. Bi öykümü okuyordu rahmetli… Halıya düşmüştü gülerken, o ciddi adam…
Ey gidinin efesi.
***
Ödüllerin en güzelini en sona sakladım… Üniversitedeyken… 1985 civarı… Bi kimsesiz çocuklar yuvasında gönüllü olarak çalışıyordum boş zamanlarımda… Yaşamım boyunca hiçbi yerde böylesi mutlu olmadımdı. Koşa coşa gidiyordum.
Bi gün Müdür Bey’in beni çağırdığı söylendi. Bi erkek olarak, 3 yaşındaki kızlarla çalışmam sakıncalı imiş!!!!! Nasıl üzüldüm, nasıl yıkıldım. Benim gibi birine bu nasıl söylenir? Ne yazık ki bu yobaz milletinin ta o yıllarda bile aklı şeylerindeymiş! Herkesi kendileri gibi sanarlardır, nerden bileyim?
***
O yuvadaki son günümde, tüm çocuklarım türkü söyleyerek uğurlamıştı beni, etrafımda halka olarak. Benden öğrendikleri ve bugün bile her duyduğumda tüylerimi diken eyleyip o güzel çocuklarımı anımsatan türküyle; ”Bilmem şu feleğin bende nesi var”…
O üç kuruşluk zihniyetli müdürü kimse anımsamayacak ama benim bu filmim İstanbul Bahçelievler Çocuk Yuvası semalarında sonsuza dek oynayacak, adım gibi biliyorum.
Bakın, görmüyor musunuz, elimde bağlama, peşimde çocuklarım, geçiyoruz perdeden;
”Gittim padişahtan ferman getirdim / Herkes sevdiğine sarılsın diye”.
The End!
İmza: Gürsel Hiçkok!
(Tüm sevenlerimin ZAFER BAYRAMI kutlu olsun. O müdürün zihniyetinden bi cacık olmaz. Biz kazanacağız biz. Sanat kazanacak, edebiyat kazanacak, Mustafa Kemal’in Askerleri kazanacak. Vatanımızı kimseye vermeyeceğiz)
Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Hayal gücün bugün doruk noktalarına ulaşacak. Yaratıcı projeler üzerinde çalışmak ya da sanatsal bir faaliyet içine girmek için mükemmel bir zaman. Duygusal derinliklerin, başkalarıyla arandaki bağları kuvvetlendirebilir; bir dostun ya da sevdiğin, içindekileri paylaşman için seni cesaretlendirecek. Fakat dikkatli ol; duyguların, bazen seni yanıltabilir. Özellikle karmaşık ilişkilere daha dikkatli yaklaşman gerekiyor. Kendini ifade etmekte zorlanabilirsin, bu yüzden içsel sesine kulak vermek önemli. Sakin kalmaya çalış ve anın tadını çıkar. İçsel huzurun ve sükûnetin, çevrendeki karmaşadan uzaklaşmanı sağlayacak. Farklı perspektifler kazanmak için dışarı çıkabilir, yeni insanlarla tanışabilirsin. Bu da seni heyecanlandıracak yeni bir yol açabilir. Unutma, sezgilerin bugün senin en büyük rehberin olacak.

YAZARLAR / Tümü
HEP

HEP

Nisan 15, 2026, Yorum yok HEP
ender birgül: bu sayı satılık mı
2025-12-23 17:44:45