şu son haftam, İzler dergimizin yeni sayısının hazırlıkları gereği, can akengin ve turgut uyar ile dolu dolu geçti..
desem ki bu iki dehşet herif ne yazdılarsa en baştan hatmettim, abartı olmaz..
şükür, dergimiz büyük ölçüde hazır, gelmesi beklenen 3-4 yazı kaldı.. onların da hangi sfya konulacakları bile belli..
artık bi şablonumuz oluştu..
****
ben de kaç gündür şiir okuya okuya, dur bi âşık gavlaki şiiri patlayayım diye gaza gelmişim iyice..
bu niyetle oturdum buraya ama vazgeçtim tabi..
bu üst düzey insanların şiir yazdığı ülkede bize nooluyo, biz kimiz?
****
öyleyse iki satır düz yazı ile anlatayım derdimi.. harbiden çok kafa patlattım bu sayıya, çok yorgunum, uyuyacam kardeşlerim..
malumunuz üzüm kasesi genellikle borcamdır ve buzdolabında durur.. üzümün, gidip gelip tırtıklanarak yenmesi esastır..
sofraya da direkt kaseyle gelir üzüm..
ancak konuklar varsa yaz gecesi oturmalarında, herkes kendi tabağına birer minik salkım alır, kibarca..
vaziyet budur..
****
gelişigüzel tırtıklanan üzüm salkımı elbette ki çirkin durur..
bu duruma anneler kıyamaz ama babalar mutlaka müdahale eder;
-yahu çocuklar şunu hep aynı sıradan yeyin, baksanıza ne gadar kötü görünüyu!
****
56 yaşı bitirdim.. uzun süredir de babayım, Allah’ıma gurban olayım..
ama ilk kez bu gece yağmur’umun üzümü karman çorman yemesine kızacaktım az kalsın..
-yahu kızım şu üzümü hep aynı sıradan ye, diyecektim ki, beceremedim demeyi.. sözcükler boğazıma düğümlendi..
balkona çıkıp “göğe baktım”..
babam oradadır mutlaka..
****
çocuklarımın üzüm yeme biçimine kızdığıma göre demek ki daha yeni baba olmuştum..
(ula sonradan kendimi kontrol ettim, baktım ben de darma duman etmişim kaseyi)