itiraf etmeliyim ki yorulmuştum, sırf koşturmaca içeren iş hayatımdan..
bi kovboy filmi, bi trende cinayet filmi, bi komedi filmi, bi hayalet filmi, bi beşiktaş maçı izlemeyi özlüyordum yahu..
az mı yoksunluktu şu üç günlük dünyada, kızlarımla yalnızca pazar kahvaltılarını beraber yapabilmek..
onu bile her pazar diğil..
yağmur’umla uyandım yine.. servise bindi, okuluna gitti, camdan baktım, öpücük yolladım.. oradan bi genç gız geçiyordu, seken kurşun misali, yağmur’dan sekti öpücüğüm, o gıza çarptı.. dikkatli yürüseymiş o da der gibi bi mimikle pencereyi kapattım..
duşumu aldım.. evden çıktım.. baktım dalgınlıkla çırılçıplak çıkmışım, cadde’nin yarısından geri döndüm.. yok yok şakaydı tabi bu son gısım..
gazetelerimi okudum çay ocağında.. acıktım.. poğaça alıp yiyim bari dedim..
çay ocağından cadde’ye iner inmez.. bi esnaf abi;
-“ooo gürselim nereye böyle paşam”?? dedi..
bi isteği var da sanki?? duraksadım???
-” abim poğaça almaya gidiyorum”?
-” tamam git git.. al da gel hadi”!
meraklanmaması güçtür, bilirsiniz bu aşamanın;
-“abi size de alayım mı gitmişken?
-“yok yok sen ye paşam”..
gittim aldım döndüm, çay ocağına yeniden yaklaştım..
büyük bi mutlulukla bakmıyo mu bi de bana;
-” hadi bakalım, hadi bakalım afiyet olsun”..
kuruldum çay ocağının bi hasır taburesine artık..
cadde manzaralı poğaça-çay-gaste keyfine başladım..
komşu abi karşı kaldırımdan gülümseyerek bana baktı hep.. göz göze gelmelerimizin her defasında el sallaştık.. lokmaları yuttukça ben, abimizin gözlerinin içi gülüyordu..
son çayımı bitirip ayağa kaktım..
-“hadi bakalım, hadi bakalım yarasın.. hadi bakalım” diye diye kendi dükkanına giriverdi..
hava bozar gibi oldu.. kapalı bölüme geçtim.. tv’yi açtım.. trt çocuk-rafadan tayfa’yı izledim büyük bi keyifle..
-“la hepi topu 2 poğaça yedim.. abim ne gadar da sevindi yahu”???
dünya aslında böyle bi dünyaydı..
yalan olan diğerleriydi..