Geçenlerde bir kuruluşta çalışanlara iletişim ve insan ilişkileri üzerine bir konuşma yaptım. Konuşmama katılan bir anne şöyle dedi:
“Bilinçli bir anne olmaya, çocuklarımın sözlerine ve davranışlarına yürekten tanık olmaya çalışıyorum. Onlarla sohbet etmeye, gerçek anlamda ‘birlikte’ olmaya çaba gösteriyorum. Ancak bence bizim neslimiz, belki İstanbul gibi bir şehirde yaşıyor olmak da üstüne eklenince, çok yorgun ve sorumlulukların altında çok ezilmiş bir nesil. Annem kendi dönemlerinde böyle bir yılgınlık hissetmediklerini, bu kadar sabırsız ve öfkeli olmadıklarını, bizi seyrederken bile yorulduğunu söylüyor.”
Sonra bu anne bana üç soru sordu:
(1) Bizim neslimiz bir önceki nesle göre daha yorgun mu?
(2) Bizim neslimizin anne ve babaları yanlış şeylere odaklanıp, yanlış şeyleri önemsiyor ve gereğinden fazla sorumluluk alıyor olabilir mi?
(3) Daha kendine tanık bulamayan, kendini gerçekleştirmeye vakit bulamayan, kendi eksiklerini tamamlayamayan, kendisi ‘tam’ olamayan bir anne, bir baba çocuğuna nasıl güçlü bir tanık olabilir?
Bu sorular sıradan bir insanın gelişigüzel sorulmuş soruları değil. İyi niyetli, eğitim görmüş, meslek sahibi, aile sahibi olma sorumluluğunun ne demek olduğunu bilen, iyi bir vatandaş olarak ülkesine ve toplumuna hizmet etmeye çalışan bir annenin soruları.
Sizlerle paylaşmak ve sizlerin gözlem ve düşüncelerinizi öğrenmek istedim. Ne diyorsunuz; şimdiki anneler ve babalar daha sabırsız ve daha öfkeli mi? Daha mı yorgunlar? Yanlış şeyleri önemseyip, gereğinden fazla sorumluluk mu alıyorlar? Kendi gelişimlerini ihmal edip kendilerini tamamlamadan mükemmel anne/baba olmaya mı çalışıyorlar?
Gözlem ve düşüncelerinizi paylaştığınız için teşekkür ediyorum.
(Doğan Cüceloğlu / 6 Mart 2016)