Oyuncu, yönetmen ve yazar, Bağımsız Tiyatro birliği Başkanı ve dergimiz yazarı Kımız Bozkır’ın kaleme aldığı “Tiyatro Nereye?” İzan Yayıncılık tarafından yayınlandı.
Kitap Hakkında:
Tiyatro, insanın kendine ayna tuttuğu en eski alanlardan biridir; yaşamın derdiyle, sevincin kırılganlığıyla, hakikatin acısıyla sahneye taşan bir buluşma yeridir. Yüzyıllar boyunca salonların görkemi değişmiş, perdelerin kumaşı incelmiş, teknolojinin gücü sahneye sızmış olsa da tiyatronun özü değişmemiştir: Seyirciyle kurduğu canlı, nefes alan bağ.
Bugün bu kadim sanat, belki de en zorlu sınavlarından birinden geçiyor. Yüksek vergiler, ağırlaşan masraflar, kiralar, bilet fiyatlarına yansıyan maliyetler, hayat pahalılığıyla boğuşan seyircinin uzaklaşması… Tiyatro, bir yandan ayakta kalmanın yollarını ararken diğer yandan kendi özünü kaybetmeme mücadelesi veriyor. “Evdeki hesap çarşıya uymadığında” boşalan salonlar, yalnızca ekonomik bir çöküşün değil, aynı zamanda toplumsal bir sessizleşmenin işareti oluyor.
Bu sessizlik özellikle bağımsız tiyatroları vuruyor. Çünkü bağımsız tiyatro bir kurumdan, bir binadan, bir tabeladan önce bir fikirdir: Sanatın özgürlüğü fikri. Seyircisine yaklaşabildiği, sözünü kendi belirleyebildiği, anlatısını dış etkilerle değil vicdanıyla kurabildiği sürece vardır o. Fakat tam da bu yüzden, dayatılan ekonomik ve mekânsal koşullar altında en önce ve en derinden yaralanan yine odur.

Yine de tiyatro, tarih boyunca yaptığı gibi, bir köşeye çekilerek değil; sokağa çıkarak, parklara, meydanlara, dar salonlara, bodrumlara, depolara hayat katarak var olmuştur. Süsünü atmış, yükünü bırakmış, insanın özüne yakın durdukça güç bulmuştur. Çünkü o, rahat zamanların değil, her çağın tanığıdır. Savaşta, kıtlıkta, baskıda, yoksullukta; gücünü her defasında seyircisiyle kurduğu dayanışmadan almıştır.
Bu kitap, işte tam da bu dirayetin, bu inancın, bu mücadele kültürünün izini sürüyor. Sahneden sokağa, salondan kalbe taşan bir hafızayı kayda geçiriyor. Tiyatroyu yalnızca bir sanat dalı değil, bir duruş, bir özgürlük alanı, bir toplumsal vicdan olarak görenlerin sözünü bir araya getiriyor.
Çünkü tiyatro özgür olduğu sürece yaşar.
Çünkü tiyatro bağımsız olduğu sürece konuşur.
Ve çünkü seyircisiyle buluşabildiği sürece anlam bulur.
Bu kitap, o buluşmanın, hâlâ mümkün olduğuna dair bir inançla hazırlanmıştır.
Yazar-Şair Arzu Kök’ün önsözü

Tiyatro binlerce yıldır var olan, halka en yakın, hayatla içiçe akan bir sanat dalıdır. Seyirci tiyatronun asal ögesidir, her ne yapılıyorsa bir yanından içinde olmalı, sözünü ortak eylemelidir.. Tiyatronun asırlardır hep bir muhalif, protest yanı vardır; bazen ince alayla, bazen kara komediyle, bazen hüzün, bazen kahkahayla ya da düşündüren politik bakışıyla… Dünya görüşü, aklı yüreği bir olan sanat insanlarının, sözünü, gönlünü bir tutup, alkışlara açmasındadır gücü.. Tam da bu yüzden yok olmaz… Var olduğundan bugüne; egemenlerce itilse, kakılsa da, ehlileştirilerek sesi kısılmak, ‘cicileştirilmek’ istense de savrulsa da, zorlanır ama hep seyircisiyle var olur, var olacaktır.. Malzemesi insandır çünkü! Ve hep denir ya: “son iki insan kalana kadar”
(Arka kapak)
Kitabın Künyesi:

































