2012 yılında Doğan Cüceloğlu’nun Polat Doğru ile SkyTürk kanalında yaptığı İnsan İnsana programının yönetmenliğini yapıyordum. Yıllarca kitaplarını okuduğum değerli bir psikolog ve yazar olduğu için yayın öncesinde yanına gidip kafede sohbet etmeyi çok severdim. O sırada beş yaşında olan kızım Dora ve dört yaşındaki oğlum Doruk’la evde yaşadığım komik hikâyeleri paylaşıyordum. Aile arasında çocuklara “DoDo’lar” dediğimiz için Doğan Hocam da gözlerinin içi gülerek “DoDo’lar ne yaptı bu hafta?” der, ben de evde yaşadığım anları her hafta hocama gülerek anlatırdım. Oğlumun eline sıvı sabun sürdükten sonra duvara örümcek adam olup yapışmak için beklemeleri; kızımın kardeşine kırılan şeylerin suçunu atmak için yanına oturtup kırık oyuncaklarla oynatması; anahtar, kumanda ne bulsalar çöpe atmaları derken yayına gülerek geçerdik.
Fakat o sıralarda yaşadığım boşanma sürecinde durumu iyi yönetememiş olmalıyım ki kızım Dora’nın değişimi başladı. Okula başlamasıyla eğlenceli hikâyelerin yerini okulun rehber öğretmeninin konuşmaları ve uyarıları aldı. Doğan Hoca’ya yayın öncesi canı sıkılmasın diye anlatmak istemesem de “Ne yapıyor DoDo’lar?” dedikçe endişelerimden, Dora’nın içine kapanmalarından, arkadaşlarıyla iletişim kurmadığından ve resim dersinde çizdiği resimlerden bahsediyordum. O kadar şanslıydım ki Doğan Hocam gibi birinin yol göstermesiyle ilerliyordum.
Yine yayın öncesinde bir gün konuşurken Doğan Hocam
Polat Bey’e dönüp “Dora özgüven sorunu yaşıyor, okuluna gidip onu mutlu edelim ve özgüvenini yükseltelim. Gelecek ay planlamaya bakalım. Dora’nın okuluna konferansa gideceğim, tarih ayarlayalım,” dedi. Önce anlamadım; “Nasıl, koskoca Doğan Cüceloğlu bir çocuk için konferans mı verecekti?” “Olur mu hocam?” dedim. “Beni yanlış anladınız, ben sizin engin bilginizden yararlanmak için anlatıyordum; sizinle konuşmak, fikirlerinizi dinlemek, bana yol göstermeniz o kadar değerli ki böyle bir şey yapmanıza gerek yok,” diyerek hocayı vazgeçirmeye çalıştım. Bana dönüp “Hayır, Dora mutlu değil, özgüvenini kaybediyor, onu kazanmamız gerek,” dedi.
Bu konuyu söylemek için okulu aradığımda “Nasıl, Doğan Cüceloğlu burada konferans mı verecek?” dediler. Tabii önce benim kadar şaşırdılar, sonra paniklediler. Bir devlet okuluna, üstelik ticari hiçbir karşılığı olmadan, sadece bir çocuk için Doğan Cüceloğlu gelecek ve ailelere konferans verecek. Bütün okullar sırada beklerken Doğan Hoca ülkenin her yerindeki aileye, çocuğa ulaşmak için kitap hazırlıyor, yayınlara çıkıyor, yoğun tempoyla çalışıyorken bir çocuk için o okula gelecekti. Bana başka biri anlatsa inanmazdım ama bunu bizzat ben yaşıyordum ve gerçekti.
Ve o gün geldi. Ben heyecanla hocamı aradım, “Sizi nereden alayım hocam?” dedim. Hâlâ dün gibi o mütevazı sesi kulaklarımda; “Sahildeki Bostancı İlkokulu değil mi? Dolmuşa biner gelirim, biliyorum orayı,” dedi. “Olur mu hocam! Hayatta olmaz, sizi evden alıp eve bırakmak için araç var, lütfen izin verin, alayım,” diye ısrarım üzerine pes etmek zorunda kaldı. Okula geldiğimizde aileler Doğan Hoca için elleriyle yemekler hazırlamışlardı. Konferanstan önce dinlenmesi için onu bir odaya aldılar. Bu süreçte Dora’yı hiç yanından ayırmadı. Yapılan hazırlıklar için ısrarla “Zahmet etmeseydiniz,” diye teşekkür etti. Salona Dora’yla el ele geçti.
Birçok konferansını izledim, kitabını okudum ve her zorlandığımda açıp kitaplarına baktım, ne yapmam ve ne yapmamam gerektiğini öğrendim. Ama evinden kalkıp hiçbir ticari kazanç elde etmeden sadece bir çocuk için o sahneye çıkmasını hayranlık ve şaşkınlıkla izledim. Orada bulunan aileler ve çocuklar eminim hayatlarına Doğan Hoca’nın sözleriyle, anlattıklarıyla çok şey kattılar. Ama ben o sahnede söylediği şu cümlenin sadece kelimelerden oluşmadığını biliyorum:
“ÇOCUKLARINIZA VERDİĞİNİZ SEVGİ İLE SADECE ÇOCUKLARINIZA DEĞİL, İLERİDE ONUN HAYATINDAKİ TÜM İNSANLARA DA İYİLİK YAPMIŞ OLACAKSINIZ. SEVİLEN ÇOCUK; İNSANI, HAYVANI, DOĞAYI, YAŞAMAYI SEVER.”
Doğan Hoca bir çocuk için geldiğini düşünmüyordu, o ileride Dora’nın önüne çıkacak bütün insanlara dokunmuştu o gün. Mutlu, sevilen ve düşüncelerine değer verilip önemsenen çocukların oluşması için mücadele ettiğini ve etmemiz gerektiğinin önemini ailelere ve bana öğrettiği için bütün mutlu çocuklar adına kendisine çok çok teşekkür ediyorum. Doğan Hoca büyük bir değerdir; “Sizi iyi ki tanımışım, iyi ki doğmuşsunuz hocam.”
DoDo’lar mükemmel değil hocam ama hep söylediğiniz gibi soran, öğrenen, önemseyen iyi insanlar ve mutlular. Dora ileride psikolog olmak istiyormuş. Kim bilir sizin tek bir çocuğun hayatı için çıktığınız o sahne, o çocuğun başka insanların hayatına dokunacağı mesleğe adım atmasına vesile olmuştur.
İyi ki Kitabından – Gül Boran