temmuz 2012’de yazmışım.. önce ULUS’taki köşemde, sonra ”hasır tabure” adlı kitabımda yer vermişim;
”perşembenin gelişi” adlı makalemden söz ediyom arkadaşlar.. bulabilirseniz okumanızı salık veririm, bende yok, başka ne diyim?
****
kendi çapında kıyametler koparmış, on binlerce tıklanmış bi yazıydı o.. sanırım, siyasal anlamda naçizane başyapıtım olan ”iki ayyaş”tan sonra en fazla ses getirmiş’lerimdendi..
elbette ne yazdığımı anımsamıyorum şuan, fakat ana duygu aklımda duruyo halen..
fatih’in ”çarşamba” semtini yazdımdı..
1983-85 civarı, öğrenciyken oturduğum mahallenin hemen yakınındaki, gözlerimle gördüğüm insanları..
karaçarşaflı-çember sakallı, ter kokulu, pisler pisi azınlığı..
****
yaratacakları tehlikeyi göremediğimizi, o yumuşacık ve sevdalı yüreklerimiz yüzünden, hippiler-çingeneler falan gibi bi marjinallik olarak değerlendirdiğimizi, hatta ”ülkemizin bi rengi yahu onlar da” gibi salakça bi hoşgörüyle bile baktığımızı.. yazmış idim, o yazımda..
****
halt etmişiz yani!
o ter kokulu-ilkel-basit-adi zihniyet, kısa sürede bütün vatanımızı ele geçirdi maalesef..
itiraf etmekten kaçınmayalım, tüm suç, bizlerdeki o aptalca hoşgörüdeydi..
bunun adı demokrasi miydi, insan hakları mıydı?? geçiniz! (şimdi kürtçü-bölünmeci faşistlere gösterilen ”analar ağlamasın” hoşgörü manyaklığı da budur aynen)
****
(bakınız girmeyecem hiç.. projeydi.. şuydu buydu.. lozan’ın rövanşıydı.. Ata’mızdan intikam almaydı.. bunları geçelim, sonuca bakalım.. yazdım zaten hepsini tek tek.. hepsinin linkini bu sayfaya da attım, okudunuz tek tek.. beğeni koydunuz tek tek, paylaştınız tek tek)
(haa, aklıma geldi, benim şehrimde, ”ilk ben yazdım, sadece ben değindim, halen de başka yazan olmadı” gibi saptamalarda bulunmak da büyük suçtur, bilirsiniz.. ne kadar aşşaalık kompleksli herif ve kadın varsa üzerinize gelir.. ne egonuz, ne ruh hastalığınız, ne kendini beğenmişliğiniz kalır.. yahu ne alakası var demeniz de suçtur.. sadece ve sadece, neden trabzon çocuğu diğilim -örneğin trabzon- diye için için üzülürsünüz)
(bu üzüntünüzden de ”neden takdir edilmeyi bekliyon” anlamı çıkarıp, sorarlar bi de.. yahu ne takdiri? kimden takdir bekleyecem? kimsin de beni takdir edecen? hakkımı aramışımdır sadece herdaim, her konuda, isyan ederek.. arada bi isyanımın ölçüsü kaçmıştır, o kadardır suçum)
(ve şu yalın gerçeği de söyleyemezsiniz bu insanlara; ”bakın kardeşim, asıl ruh hastası da sizsiniz, asıl ego manyağı da sizsiniz.. çünkü, asla olmayacağınız yerlere geldim, delirdiniz.. onlar gibi, vasıfsız-sıradan olmamak da suçtur giresun’da)
****
yahu harbiden laf nerelere gitti, tüm yüreğimle özür diliyorum.. ama içimin ne denli yaralı olduğunu biliniz, sakınca yok.. farkında olmadan dökmüşüm, sizlere..
henüz ufaklarken, henüz marjinallerken başlarını ezmedik.. sorun ve hata budur..
ve Allah’ına kadar içten söylüyom; bi memleketin ayarlarını baştan aşağı değiştirmenin adı ”özgürlük” falan diğildir..
gerisini sonra konuşuruz.. bazılarını, kahraman türk askerinin kolları arasında, elleri kelepçeli gördüğünüzde beni anımsayınız.. sağlığım iyi diğil, o günleri göreceğimi sanmıyorum..
****
ammmaa moralim bomba gibi.. içim içime sığmıyo.. İZLER’in haziran sayısı da muhteşem oldu.. en geç yarın matbaaya gider, benim onayımdan geçti demin..
ve gözümüzün nuru dergimizin 1. yaşı demek olan temmuz sayımızın da büyük bölümü hazır şimdiden.. (teknik olarak, önceden basılması gereken renkli kapaklarımız da yakında basıma gider)
mutluyum tabi, ne ölmesi?
****
İZLER’imizi 1 yaşını da doldurur.. 2 de 5 de dolar, hiç endişeniz olmasın..
o zaman birileri ”helal olsun” der bi ihtimal, giresun’da..
bense, belki bi bulutta olurum o an, belki bi yağmur damlasında.. belki bi papatya yaprağında olurum, belki bi kuzunun sesinde.. mutlaka duyarım ama, o mağlup olmuş sesleri..
ve sadece ”hadiyin lan terbiyesizler” der, dudak büker geçerim.. bana yaptıklarınızı, aleyhimde yediğiniz haltları giresun toprağı unutmayacak asla..
bu yazımı sevgili aynur ablama ve şerif abime ithaf ediyorum..