CUMBALI GEZİ

CUMBALI GEZİ

     Şu zamanın insanı olmadığımı duyumsarım.
Nükhet Duru’dan bildiğimiz ”Mahmure” şarkısındaki cumbalı evlerde yaşamayı hayal ederim hep.
-”Çıktı mı akşam ayazı”…
***
Hadi kişisel anlamda öyleyim. Nedense yazarlık kariyerim de aynı böyle gelişti.
Çoğu konuları hiç ilgisizce önceden yazdım.
Sözün gelimi; Sn. Nurettin Canikli’nin herkesin içinde  cumhurbaşkanımızdan söz işittiği gün, Yeşilgiresun basketbol takımı bu yıl kapanacak görürsünüz diye yazdım. Kapandı.
Sözün gelimi; akp’nin sonunu Ülker çukulatalı gofrete zam geleceği güne bağladım. O zam da geldi, o son da geldi, fakat noktayı komaya muhalefet yok.
Örnek çok, daha yazarsam kendimi övmeye girer, boş verin.
-”Ün anıt elin olsun / Ben falanım filanım”.
***
Herkesten önce yazmak bir erdem değil tabii. Sokakların çocuğu olmuşsan, Allah tertemiz bir bebek kalbi vermişse, yazıyon zaten.
Sonradan yazmak daha önemli bişidir kardeşlerim.
Durup bekleyip, bu yönüyle de pek çok makaleye imza attım.
Şimdi… En son… Gezi olaylarına taktım kafayı.
Ve şöyle bir taradım geçmişi.
***
Başlıyorum, hadi bismillah.
1) Önce kendim. Bencileyin de Ulus’taki köşeme üç-beş yazı yazmışım gezi süresince. Tekrar tekrar okudum. Belli ki kafam karışık. Halkın sokağa dökülmesinin coşkusu ile kimi ”acaba”lar arasında kalmışım.
Ama, en belirgin, en baba ifade olarak; Mustafa Kemal’in verdiklerini korumak için direnen bir halktan ve bunu sulandırmak amacıyla meydanlara gönderilen pkk’lı-kürtçü faşistlerden söz etmişim.
Nice düşünsel gel-gitlerden sonra, bugün, aynı noktadayım, itiraf ederim. Halkların kardeşliği ve analar ağlamasın gibi dümbük sloganlar emperyalizme aittir.
Gezi ve emperyalizm aynı yerde olmaz.
***
2) Sonra diğer köşe yazıcıları. Valla hiç kimse ne olup bittiğini tam çözememiş. Olayları; cia’ya, Alman istihbaratına, mossad’a, İran’a, şuna buna bağlayan, hatta cemaatle ilişkilendiren nice nice makaleler mevcut arşivlerde.
Hiçbiri tam doğru değil.
Çünkü çözememişiz, bilemiyoruz neler olduğunu.
***
Tek doğru var ama…
Bunu görelim..
a) Gezi direnişi gibi müthiş eylemler, dünyanın her yerinde, iktidarın devrilmesiyle biter. Devrilmedi.
b) Sonra, doların 5000 TL’ye fırladığı her ekonominin hükümeti 10 günde yıkılır gider. Yıkılmadı.
c) Başka, Genelkurmay başkanının ”ortada” durduğu, mit müsteşarının kayıplarda olduğu bir darbe girişimi mutlaka başarılı olur. Olamadı.
Sn Cumhurbaşkanı bunların hepsini yenmiştir.
Severiz sevmeyiz, ama takdir edelim.
***
Uzun zaman olmuş, sizi boğmiyim.
Aradığımı buldum nihayet Emre Kongar üstadın kitabında. Gezi direnişini nasıl yorumlamış bakalım;
– Masum çevreci bir olay birdenbire ülke çapında direnişe dönüştü.
– Gezi parkı direnişi bilişim devriminin Türkiye‘deki patlama noktasıdır. Aynen Paris halkının 1789’da Bastille hapishanesini yıkmasının, endüstri devriminin simgesi olması gibi.
– 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılması Sovyetler’in çöküşünü ve endüstri devriminin sonunu-bilişim devrimine geçişi belirliyordu..
– Batıyı geriden izleyen Türkiye’miz, tarım devriminin feodal kalıntıları ile endüstri devriminin kentli ürünleri arasında bocalıyordu. Ama 1989’dan bu yana 25 yıl geçti.
Bu, toplumbilimde bir kuşak sayılır.
– İşte bu kuşak, Türkiye’de bilişim devriminin tohumlarını attı. Gezi direnişini, Berlin Duvarı’nın Türkiye’de de yıkılması olarak anlayabiliriz.
***
Son söz yine Kongar Hoca’mızın;
– Tarihteki her devrimde, mutlaka karşı koyuşlar-geri dönüşler-sarsılmalar-taviz verişler olduğu bilinir ama asla o devrimin önlenemediği görülür”…
Teknoloji özürlü bir herif olarak bilişim çağında ne halt yiyeceğimi bilmesem de. Cumbalı evlerin atık hayal bile olamayacağını anlasam da.
Devrim devrimdir. Kendinize iyi bakınız.

Sosyal Medyada Paylaşın:
Sonraki Yazı

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

YAZARLAR / Tümü
ender birgül: bu sayı satılık mı
2025-12-23 17:44:45