“Tiyatro Sanatı”

“Tiyatro Sanatı”

“Şeyler sahiplikten 

arındırıldıklarında,

aynı anda hem renkli 

hem de yararlı olacaktır.”

Tiyatro sanatı üzerine, kısa bir sürede ne diyebilirim?

Önce bir belirleme: Gerçek dünyayı dile getirmek zorunda olan sanatçı, bir bilinç işçisidir.

Sonra da bir soru: Sanatçı çağının ve topraklarının tanığı değil midir? O her türlü haksızlığın, zulmün olanın, kötülüğün ve sömürü düzeninin karşısında yer alarak, vicdani duyarlılığıyla yaşamı savunurken… Sanattan söz ederken, sık sık, “efkâr” kelimesini kullanması da bundandır… Çünkü sanatçı acıya karşı, yaralanmak, kırılmak pahasına yitik masalların peşindedir; ütopyalarıyla…

Beraber söylenen solo şarkı olarak da betimlenmesi mümkün olan sanat, “olağan” denileni allak bullak ederken; maskeleri indirir; gerçekle yüzleşmeye çağırır hepimizi…

O, sessizliğin ortasında bir haykırış, meydan okumadır; yürek büyüleyen bilgeliktir; bilgelik ise isyancı bir çağrıdır…

Bilinmeyenin ve bilinmeyecek olanın sınırlarında yangın(lar) çıkaran yıkıcı yaratıcılıktır.

Paradokstan çıkan eğitim, devingen düzen… terimleriyle de “tanımlayabileceğimiz” sanat, gökkuşaklarının nasıl oluştuğunu açıklayan imgesel bir belgedir; düşündürücü güzelliktir…

İnsanı, dünyayı görünür kılmanın kavgasını verir sanatçı; hani Can Yücel’in, “renk” ve “âhenk” sözcüklerinden (“rengârenk”e de bir göndermede bulunarak…) “rengâhenk”i yarattığı yaratıcılık ve illa da isyancılıkla…

Kolay mı?

“Olağan” denilen burjuva düzen, sanatı kuşatarak, derinliklerine çekip, “popüler”e tahvil ederken, sanatçıdan da (egemenler tarafından mezarında bile rahat bırakılmamacasına!) kuşkulanılır… Sanat/ile sanatçı başını dik tutabilirse, düş kurmaktan vazgeçmezse, her türlü zulmü ve felaketi göğüsleyebilirse; onurunu, erdemlerini koruyarak kalabalıklara boyun eğmezse; işte o zaman o (sanat) ona atfedilen sıfata (sanatçı) layıktır…

Nihayetinde sanat bir aşktır; hani Murathan Mungan’ın, ‘Yalnız Bir Opera’ başlıklı dizelerindeki kapsayıcı derinliktir:

“Aşkın bir yolu vardır 

Her yaşta başka türlü geçilen 

Aşkın bir yolu vardır 

Her yaşta biraz gecikilen 

Gökyüzünde yalnız bir yıldız arar gözler 

Gözlerim 

Aşkın kuzey yıldızıdır bu 

Yazları daha iyi görülen 

Ben, öteki, bir diğeri ona doğru ilerler 

İlerlerim 

Zamanla anlarsın bu bir yanılsama 

Ölü şairlerin imgelerinden kalma 

Sen de değilsin. O da değil 

Kuzey yıldızı daha uzakta 

Yeniden yollara düşerler 

Düşerim 

Bir şiir yaşatır her şeyi yaşamın anlamı solduğunda 

Ben yoluma devam ederim. Bitmemiş bir şiirin ortasında 

Darmadağınık imgeler, sözcükler ve kafiyeler 

Yaşamsa yerli yerinde 

Yerli yerinde her şey 

Şimdi her şey doludizgin ve çoğul 

Şimdi her şey kesintisiz ve sürekli bir devrim gibi 

Şimdi her şey yeniden 

Yüreğim, o eski aşk kalesi 

Yepyeni bir mazi yarattı sözcüklerin gücünden 

Dönüp ardıma bakıyorum 

Yoksun sen 

Ey Sanat! Her şeyi hayata dönüştüren…”

EY SANAT!

“Bila dilê min bi dil be,

bila kirasê mû li min be.”

Evet sanat, her şeyi hayata dönüştüren dinamiktir; öyle de olmalıdır; ama!

Bir de “aması” var…

UNESCO’nun 2005 yılında yayımladığı kültür ticareti raporuna göre kültür endüstrisini oluşturan müzik, kitap, sinema, tiyatro, el sanatları gibi kültür ürün ve hizmetlerinin dünya gayri safi milli hasılasının yüzde 7’sine ulaştığı tahmin ediliyormuş… 

2000 yılından beri de kültür endüstrisi yılda ortalama yüzde 7 büyümekteymiş… 

Türkiye’nin de aralarında bulunduğu OECD ülkelerinde kültür endüstrisinin büyüme hızı yüzde 5 ile yüzde 20 arasında değişiyormuş…

 En büyük kültür ihracatçıları İngiltere, ABD ve Çin’miş…

Kültür endüstrisinin yüzde 51.8’ini AB ülkeleri ihraç ediyormuş…

Kapitalist pazar/ piyasa için “kültür/ sanat” denen şey bu olsa da; benim ifade ettiğim, etmeye gayret ettiğim “sanat”; “Çağdaş sanat piyasası güçlü değil; sanatçıların yapıtları AB’nin büyük sanat merkezlerinde yeterince temsil edilmiyor ve büyük sanat piyasasında tanıtımları zayıf… AB’ye girme sürecinde kültür piyasasının bir sektör oluşturması gibi bir gerçekle karşı karşıyadır Türkiye,” demeyendir; böyle düşünmeyendir zinhar…

Öncelikle ve kesinlikle, “Sıradan insanların çıkarlarını üstün kılmak”tan yana olduğunun altını özenle çizen film yönetmeni Ken Loach’ın dediği gibi, “Şiddet üreten devletin gölgesinde sanat yapılmaz”!

Tam tersine, “şiddet üreten devlet”e karşıdır sanat/ ile sanatçı; A’dan Z’ye; tepeden tırnağa…

Sanat, pazar/ piyasaya teslim olmayan; metalaşmayan; tekellere “çerez” olmayan; yaratıcı bir yıkımın isyanıdır…

Sanat “taraflı”dır; sanatın tarafı insan(lık)tır!

Bertolt Brecht’in deyişiyle, “Sanat için tarafsızlık, yalnızca egemen taraftan yana olmak anlamını taşıyabilmektedir.”

Sanat, insan(lık)a ait gerçeğe mündemiç olması yanında; gerçek hayatın, insan(lık)ın kurtuluşunun önemli bir kaldıracıdır…

Yaşamın, aşka ve hayata dair her şeyin tarafı olmak cüretiyle var olan sanat eleştireldir; yaratıcıdır; geleceğe yönelik vurgularında; “dertler”, “kaygılar”, “umutlar” taşır. 

“Dertler”, “kaygılar”, “umutlar” taşıyan yaratıcılığıyla eleştiri neden “olmazsa olmaz”dır mı?

Edward Said yanıtı şöyledir: ‘Sanat, hakkında yargılarda bulunmayı sağlayacak değerleri yaratmaya başlamaktır.” 

Yaratmaya başlanan yer de, eleştiri, itiraz, karşı çıkıştır…

Sanat eleştirdiği, itiraz ettiği, karşı çıktığı kadar vardı; vardır; var olacaktır!

Böyle olabildiği için de sanat, aynı zamanda devrimci bir soyutlamadır!

“Sanat soyutlamayla gerçekleştirilir. Sanat yapmak soyutlama yapmaktır… Soyutlamak kendine göre yorumlamaktır. Sanatta soyutlama, somutu yani yaşamı bir açıdan doğru olarak kavrayabilmek içindir. Sanat somuttan gelip, somuta dönen bir soyuttur. Sanatın koşulları, yaşamın gerekleriyle belirlenir… Sanat yaşamı yeniden yaratır…”

Tıpkı Derya Alabora’nın, “Bir film çekiyorsan bir derdin olmalı hayatla ilgili, bir resim yapıyorsan bir derdin olduğu için yaparsın. Büyük ressamlar ve müzisyenler acıları, dertleri olan insanlardır ve o acıdan resim yaparak müzik yaparak kurtulurlar. Acıyı ve eksiklik duygusunu anlatmayan sanat eseri olduğuna inanmıyorum,” deyişindeki üzere…

Kolay mı? “Bir sanatçı ölebilir… Ama asla ölmeyecek olan, yoluna hayatını adadığı, zekâsını uğruna seferber ettiği sanattır,” diyen Fidel Castro da neyin ne olduğunu yerli yerine oturtur…

Unutmayın… 

Oyunları yasaklanıp vatanından kovulan Bertolt Brecht’tir…

Kitapları yakılan James Joyce’dir…

Vatandaşlıktan çıkarılan Thomas Mann’dır…

Cenazesini kilisenin kabul etmediği Gabrielle Colette’tir…

Papa’nın aforoz ettiği Umberto Eco’dur…

Eserlerini kilisenin yasakladığı Andre Gide’dir; François Rabelias’tır; Kazancakis’tir…

Goethe’nin dediği gibi, “Ölümsüzlük herkesin harcı değildir” …

KENDİMİZ TİYATROYUZDUR!

“Öyle davranmalısın ki kendinde 

ve başkasında insanlığı 

her zaman bir erek olarak gör 

ve hiçbir zaman araç olarak görme.”

“Toplu yaratıcılık” olarak tiyatro toplumsal belleğin, hatırlama eyleminin ayrılmaz bir parçası olmuştur. Hatırlama eyleminin bir yanında, topluluğun kimlik oluşturma ve oluşmuş kimliği yitirmeme kaygısı, kendini o topluluğa aidiyetiyle tanımlayan insanın da varoluşunu koruma güdüsü vardır. 

Diğer yandaysa, ummanda bir su damlası misali bile olsa, her türlü toplumsal aidiyetin içinde de kendisi olarak varolan insanın her şeyi tüketen zamana karşı direnişi söz konusudur. İnsanın zamana karşı direnme çabası, içinde yaşadığı dünyaya ve kendi yaşamına anlam yükleme, anlam katma sürecinin en önemli oluşturucu unsurlarından biridir. 

Tiyatro hatırlamaktır. Hatırlatmaktır…

Örneğin XX. yüzyılda yetiştirdiği önemli tiyatro düşünürlerinden ve tarihçilerinden Siegfried Melchinger, ‘Politik Tiyatronun Tarihi’nde, “Tiyatro, her zaman politikti, ve her çağda politik olabildiği ölçüde tiyatro olma niteliğini koruyabildi,” der.

“Politik” sözcüğünü rahatlıkla “eleştirel” ya da “sorgulayıcı”yla eşanlamlı sayabiliriz; çünkü tiyatronun politikliği ile anlatılmak istenen, tiyatronun gerçeklik ve o gerçekliğin toplumsal ve bireysel düzlemdeki yaşanış biçimleri karşısında tavır alması, başka deyişle eleştirel bakmasıdır.

Melchinger’e göre, yalnızca seyirciye vakit geçirtmeyle yetinmiş hiçbir eser, kalıcı olamamıştır; böyle eserler, zihinlerde uzun ömürlü olmadığı, insanlığın zihinsel süreçlerini düşünmeye yönelik seferber edemedikleri için!

Olimpos Tanrılarına has bir gelenekten “beslendiği”ne inanılan sahne, elbette bir güçtür (güçsüzlük de olabileceği gibi)…

Tiyatronun gücü gerçeğe sarılmaktadır; ona (gerçeğe), yabancılaştınız mı güçsüzlük başlar…

“Tiyatro kurumları insanlığı yaratmalıdır,” diyen oyun yazarı Edward Bond, ekler: “Bunu diğer toplumsal kurumlar yapamaz, çünkü yönetimle uzlaşmak zorunda kalırlar ve dramın çelişkilerine uzanamazlar. Tiyatro, parlamentonun, mahkemelerin-okulların (güdümlü eğitim sistemleri) yapamadığını yapmalıdır… Bir toplumun adalet seviyesi, o toplumun tiyatrosunun doğruluğu ölçüsündedir. Tiyatroya yeniden güvenmeyi öğrenmemiz lazım.”

Hem de Brecht’ten Boal’a uzanan değerler ile.

“Brecht’in epik tiyatrosu, kişinin ve ona ait ilişkilerin toplumsal ilişkiler içinde nasıl dönüştüğünü göstererek, dünyayı, birbirleri arasında ilişki kurulabilecek parçalanmış tasarımlar bütünü olarak betimlemeye çalışır…

Epik tiyatro, geleneksel tiyatroda olduğu gibi, sarsılmaz hakikâtler arasında çaresiz kalan insana duyulan ‘acıma’ ve ahlâki ‘arınma’ düzeyinde kalmaz. Eski tiyatronun kasvet ve sıkıntı içinde dayattığı ahlâk dersi ile katlanma yerine, epik tiyatro, neşe ve eğlence içinde öfke ve değişimi önerir”ken; Boal’in de tiyatro yaklaşımının özünü şöyle ifade etmek mümkün: Tiyatro, yaşama müdahale eden bir sanat olmalıdır.

“Bizim sanatımızın başlıca işlevlerinden biri insanları günlük yaşantıdaki ‘gösteriler’ konusunda duyarlı kılmaktır. O durumlarda oyuncular kendilerinin seyircileridir, temsil sırasında sahneyle koltuklar bir olur. Hepimiz birer sanatçıyız. Yalnızca bakmaya alışık olduğumuz için açık seçik şeyleri bile fark etmeyiz çoğu zaman… Alışkanlık körleştirir; tiyatro yapmak ise günlük yaşantı sahnesine ışık tutar.”

Böyle bir tiyatro, yaşama müdahale etme iddiası taşıyan tiyatro, hayatın her an içinde olmak, onu her an takip etmek, onunla soluk alıp vermek zorundadır. 

Alışkanlıkların körleştirdiği bakışları uyarma, görünen gerçekliğin arkasına uzanma, onu sahneye taşıma işlevini ve sorumluluğunu üstlenen bir sanat söz konusudur çünkü. 

“Tüketim toplumu” kalıplarının ve neo-liberal ekonomik düzenin üzerinde şekillenen ideolojik, düşünsel, kültürel hegemonya her yönüyle sorgulanmaya başlarken, Marx yeniden gündeme geliyor

Unutturulduğu düşünülen yaman çelişki güneşin altındaki yerini giderek yükselen bir sesle talep ediyor. 

Çünkü, “Tiyatro Gizli Gerçektir”…

Burada durup, sormadan geçmemeliyim: Kuzey İrlanda mahpuslarında ölüm orucundaki devrimcilerin “Boal Tiyatrosu”na yabancı olmadığını biliyor muydunuz?

O Augusto Boal ki, hepimize, herkese şunları anımsatandır:

“Bütün insan topluluklarının günlük yaşantısı ‘gösterilerden’ oluşur; özel anlar için de ‘görülecek olaylar’ üretilir. Hem toplumsal örgütlenme biçimleri ‘görüntülüdür’, hem de şimdi görmeye geldiğiniz türden ‘seyirlik oyunlar’ yaratılır.

Farkına varılmasa da, insan ilişkileri tiyatroya uygun biçimde yapılanır. Boşluğun kullanımını, vücut dilini, sözcük seçimini, ses iniş çıkışlarını, düşüncelerle tutkuların çatışmasını sergileriz sahnede; bunların hepsini hayatta da yaşarız. Kendimiz tiyatroyuzdur! (…)

Görüntülerin gerisine bakarsak bütün toplumlarda ezenleri ve ezilen insanları, etnik grupları, cinsleri, sınıf ve katmanları görürüz. Adaletsiz ve acımasız bir dünya görürüz. Başka bir dünya yaratmamız gerek; çünkü biliyoruz ki öyle bir olanak var. O başka dünyayı kendi ellerimizle, kendi sahnemizde, kendi yaşantımızda yaratmak bize düşüyor. Başlamak üzere olan ‘seyirlik oyuna’ katılın. Evinize dönünce dostlarınızla birlikte kendi oyunlarınızda rol alın. Daha önce hiçbir zaman görememiş olduğunuz açık seçik şeylere bakın. Tiyatro yalnızca bir olay değil, bir yaşam biçimidir!

Hepimiz birer aktör, yani aktif oyuncuyuz: vatandaşlık toplumun içinde yaşamak değil, onu değiştirmektir.”

“SONUÇ”

“Hakikât aramakla bulunmaz;

ancak bulanlar, hep arayanlardır.”

Diyeceklerimi toplamadan önce somut bir örnek vereyim:

Tuncay Özinel Tiyatrosu’nun herkesin hırsız olduğu bir ülkeyi anlatan ‘Büyükler için Masal, Hırsızistan’ adlı oyunun Keşan Kaymakamı’nın engeline takıldığını duydunuz mu? 

Tuncay Özinel Tiyatrosu’nun hırsızların yaşadığı Hırsızistan adlı bir ülkeyi anlattığı ‘Büyükler için Masal, Hırsızistan’ başlıklı oyununun Kültür Merkezi’nde 15 Mart 2009 tarihinde gerçekleştirilen temsili, “Size propaganda mı yaptıracağım?” diyen Keşan Kaymakamı Abdülkadir Karataş’ın engeline takıldı…

Manidar; manidar olduğu kadar da açıklayıcı değil mi?

Evet tiyatro sanatı tam da bundan ötürü müthiş bir önem arz ediyor!

Çünkü tiyatro toplumsal eleştiri yapabilen, kitlelerle doğrudan buluşan bir sanat dalı olarak çok önemlidir… 

Hem de kapitalizm bütün iğrençliğiyle insanların beyinlerini, yüreklerini çürütmeyi sürdürüyorken!

Hem de Esra Aliçavuşoğlu’nun, “Sanat paranın yönetiminde” deyip, Ali Artun’un da “Sanat finansallaşıyor,” vurgusunu eklediği koordinatlarda…

Bir de üstüne üstlük “sanat” deyince; “küresel pazarlara açılım”ın tartışıldığı “zıvanadan çıkmışlık”ta!

Veya 11. Uluslararası İstanbul Bienali’nde sergilenen “fars” göz önünde bulundurulduğunda!

12 Eylül ile 8 Kasım 2009 tarihleri arasında düzenlenen 11. Uluslararası İstanbul Bienali, 2009’da “İnsan Neyle Yaşar” kavramsal temasıyla düzenleniyorMUŞ!

Bertolt Brecht’in 1928 yılında Elisabeth Hauptmann ve Kurt Weill ile birlikte kaleme aldığı ‘Üç Kuruşluk Opera’ oyununun, ikinci perdesinin kapanış parçası olan “İnsan Neyle Yaşar”ın 11. Uluslararası İstanbul Bienali’nin kavramsal teması olduğu “iddia”sı…

“Dört Hırvat genç kadından oluşan WHW/ What, How & for Whom (Ne, Nasıl ve Kimin İçin) kolektifi [yani] (…) Küratörtel ekip diğerlerinden farklı;… çok net bir Marksist tınılı önermeye sahip,” dense de; siz bunları kaale almayın!

Dikkat, “Evet, sistemin bir parçasıyız ama sistemi haklı çıkaracak, mazur gösterecek işler yapmamaya çalışıyoruz,” diyen (?!) dört kadın küratörün (Ivet Curlin, Ana Devic, Natasa Ilic ve Sabina Sabolovic’den oluşuyor) sponsorluğunu Koç Holding üstleniyor!

“Banka kurmanın yanında banka soymak nedir ki?” diye soran komünist Bertolt Brecht’i, onun tarihini ve eylemini; Koç Holding’in sponsorluğunda, gölge oyununa indirgeyen bir “muhalefet” düzlemine çekmek mi?

Hadi canım sen de…

Bol para tüketenlerin (yani sömürenlerin) sponsorluğundaki burjuva “sanat”, son yıllarda büyük ölçüde küçük-burjuvaziye ihale edildi…

‘80 sonrası postmodern kültürel iklimin bir getirisi de bu; hem de “tarafsızlık” yaygaraları eşliğinde…

Oysa kaçınılmaz olan taraf tutmaktır; hem de sonuna değin…

Antonio Gramsci’nin, “Friedrich Hebbel gibi ‘yaşam taraf tutmaktır’ sözüne inanıyorum. Tarafsızlık tarihte güçlü bir kuvvettir. Edilgen fakat etkili iş görür… Olaylar karanlıkta olgunlaşır, kimsenin bilmediği eller toplu yaşamın ağlarını örerler ve kitleler ne olduğunu bilmez, çünkü aldırmazlar…

Ben partizanım; önem veririm… 

Ben canlıyım, taraf tutarım. Bundan dolayı da tutmayandan hoşlanmam, tarafsızlıktan nefret ederim…” sözlerini anımsayanlar; 11. Uluslararası İstanbul Bienali kuratörlerinin “oltasına” gelmezler! 

Evet, evet ‘Direnistanbul Toplumsal Gerçekçilik Komitesi’nin de ifade ettiği üzere, “Son birkaç yıldır müzelerde, dergilerde ve piyasada popülerleşen politik sanatın dünyayı gerçekten değiştirmekle hiçbir ilgisi olmadığını artık anlamamız gerekiyor. 

Sanat çerçevesinde risk almanın, biçimin sınırlarını zorlamanın, kültürün kurallarına itaatsizlik etmenin, politika hakkında sanat yapmanın hiçbir şeyi değiştirmediğini görmemiz gerekiyor. 

Artık, sanat sermaye ve güç ilişkilerinden bağımsız, otonom ve özgür bir alanmış gibi davranamayız.

Koç Holding gibi kendilerini küresel sanatın sıcak sularında temize çıkarmaya çalışan silah satıcıları ile işbirliği yapmamanız için yazıyoruz, sizi hayata, direnişin hayatına katılmaya çağırmak için yazıyoruz.”

Sanat, sanatın yaratıcılığı, kapitalist piyasanın sponsorlarına değil, insanlara aittir.

Peki, o hâlde Koç Holding’e ne oluyor? Nasıl olup da “banka kurmanın yanında, banka soymak nedir ki” lafının afişleştirilip, İstanbul sokaklarını sarışını finanse etmeye cüret edebiliyor?

Gayet basit…

Birinci ve belki de en önemlisi, sol güçlerin kapitalizmi gerçekten alt edebilecek örgütlülük ve gelişmişlik seviyesinde olmamaları. Yani, sermayenin bu tür faaliyetleri destekleyişinin kapitalizmi alt etmeyi hedefleyen güçleri geliştirmek bakımından pratik etkisi neredeyse sıfır. Emekçilerin, yoksulların, “baldırıçıplakların” asla erişemeyecekleri,  kapısının önünden dahi geçemeyecekleri salonlarda, orta sınıf mürekkep yalamışlarına sergilenen “devrimci” sanat, dişleri, tırnakları sökülerek kafese sokulmuş bir “sirk arslanı”nı andırır.  Kısacası, sermayenin kaybedeceği bir şey yok (henüz!). Hatta aksine bu tür “sponsor”luklar yoluyla kazançlı çıkması bile mümkün.

Bu kazançlı çıkma meselesi bence bahsettiğim desteklerin ikinci nedeni: Sermaye tanımı gereği adil bir sosyal ilişki olmadığı için kendisine yöneltilen eleştirilerin etkisini azaltmak mecburiyetindedir. Dolayısıyla bu tür faaliyetlerine en genelde meşruiyet sağlama çabaları diyebiliriz. Özellikle, kriz dönemlerinde, düzenin medyasında bile kapitalistlerin, şirket yöneticilerinin gözü dönmüş ahlaksızlıkları ayyuka çıktığında bu ihtiyaç daha da artar.

Bir üçüncü neden de kibar tabirle, Frenkçesiyle “network” ilişkileri, ya da kafa kola alma imkânlarının varlığı. Bazen bir sermaye grubunun içinde birisini tanımak, onunla bir tanışıklığın olması bu tür “sponsor”lukların kapısını açıverir. 

Son bir dördüncü neden de başkaldırının, eleştirinin konvansiyonel alanlara çekilerek ehlileştirilmesi amacıdır. 

İlk üçü de önemli; ama en önemli olan dördüncü; “ehlileştirme”dir; evet, evet!

Unutulmamalıdır ki, “Ütopyaların itirazlarla karşılaştığı günümüzde siyaset arka plana çekilip yoksullar, güçsüzler ve dışlanmışlar iyice vahşi koşullara terk ediliyor. Zenginleşme umutları da yoksullar arasında bile ahlak dışı davranışlara yol açıp yoksulların kimyasını bozarken, topluluklar dilencileştiriliyor, sadakaya mahkûm ediliyor. Diğer taraftan sermayenin ve siyasal patronajın yarattığı hakikatlerin karşısında güçsüzler, mağdurlar için olduğu kadar, taze fikirlere susayanlar, değişim için de sanattan başka yol yok. Bu mitler bir taraftan ortalığı yangın yerine çevirirken diğer taraftan sanatın siyasal işlevine işaret eden çalışmalar, birbirine dokunmayan bu eski sistemin yıkılmaya başladığını, sanıldığı gibi kalıcı olmadığını ve bir dönemin sonuna geldiğimizi gösteriyor. Sanatın politikleşmesi, sanıldığı -veya eskiden olduğu gibi- sanatın araçsallaştırılması anlamına gelmiyor. Sanatın tıpkı Nazizm’e karşı olduğu gibi, en önemli ve etkili mücadele alanı hâline gelmesi söz konusu. Üstelik para hırsı ile hareket eden, sanatı çıkarları için kullanmaya çalışan profesyonellerin karizması günümüzde iyice çiziliyor!”

Başkaldıran sanat gerçeği özgürleştirir; egemen “sanat” ise, köleleştirirken; yapılması gereken; “Farkındayız, ehlileşmeyeceğiz” demektir…

Bu zorunludur; çünkü postmodern bir istilanın kuşatması altındayız; Hani “Vergilius’un deyişiyle, “Sunt lacrimae rerum!” denilen cinsten bir şey sözünü ettiğim…

Bu koordinatlarda, “Bir sanatçı ancak iki niteliğini hiçbir biçimde göz ardı etmiyorsa sanatçıdır. Bu iki nitelik, aynı anda hem kendisi hem de bir başkası olabilme gücüdür,” diyen Charles Baudelaire’in uyarısını bir an dahi göz ardı etmeden; ‘Almanya Defteri’, ‘Zengin Mutfağı’, ‘Oyun Nasıl Oynanmalı’, ‘Asiye Nasıl Kurtulur’ oyunlarıyla “60’lardan 70’lerin sonuna dek uzanan bir siyasal ve toplumsal Türkiye panoraması içinde, kitleler hâlinde ‘bireysel kurtuluş’ peşinde savruluşumuza, emek-sermaye çelişkisine, Almanya’ya göçün hazırlandığı koşullara, safların bulanıklaştığı durumlardan, keskin bir netliğe dönüştüğü tarihsel, siyasal duraklara uzanan bir süreci anlatan” Vasıf Öngören’i hatırlayın, hatırlatın…

“Seyircinin nabzını elinde tutmayı başarmış yazarların oyunları yazıldıkları dönemde ve süreçte izleyenle bütünleşir. (Oyun ile seyirci arasında sihirli bir duyarlılık çakışması gerçekleşmiştir.) Vasıf Öngören bu tür yazarlardandı.

Ne ki, yalnızca ‘güncel’e seslenen oyunlar zaman içinde büyüsünü yitirir. Daha sonraki seyirci kuşakları için aynı vuruculuğu taşımaz. Tiyatro tarihini ‘güncel’ vuruculuğun ötesine geçebilmiş yazarlar oluşturur. Vasıf Öngören ‘güncel’ vuruculuğu olan tartışmaları geniş zaman içinde de ‘geçerli’ ve ‘önemli’ kılabilmiş yazarlarımızdandır.

Ülkemizde 1960’larda Sermet Çağan’ın ‘Ayak Bacak Fabrikası’ oyunu ile başlayarak 1970’lerde de sürdürülen ‘toplumcu gerçekçi’ çizgideki tiyatronun yaratıcıları, dünyanın değişebilirliğine inanan sanat insanlarıydı. Vasıf Öngören bu yöndeki tiyatronun etkili bir düşünme/düşündürme aracı olabileceğini bilenlerin başında geliyordu… 

Öngören’in bize tuttuğu aynalardan geçerek ulaşacağımız noktalardan her biri, toplumsal-ekonomik-politik yaşamımız içindeki belirleyiciliğini bugün de koruyor. Geçen zaman içinde, ironiler/çelişkiler büsbütün derinleşmiş. 

Öngören’in oyunları, nüfusun önemli bir oranının bir kapıya kul olma yolunda yaşadığı ideolojik çarpılmaların, şarkıcı/manken/futbolcu, vb. olup hızlıca ‘köşe dönme’ hevesindeki gençlerin, kayıtdışı ekonominin ezdiği emekçinin, erkek-egemen toplumun tacizinden korunamayan sahipsiz genç kızların, ekonomik kurtuluşu kapağı yurtdışına atmakta arayan darda kalmış insanların gitgide artmakta olduğu ülkemizde sanki yeni yazılmış gibi dipdiridir…”

Sanatın yaşamsal bir gereksinim olduğunun altını çize, çize diyeceklerimi bir kez daha hatırlatıyorum: Tiyatro sanatı biz(ler)e itiraz ederken, gerçekleri dillendirmeyi, yasakçıların yüzündeki maskeleri alaşağı etmeyi öğretiyor…

Hem de Michel Foucault’nun ifade ettiği gibi: 

“Failleri kim olursa olsun, kurbanları kim olursa olsun, bütün iktidar suiistimallerine karşı çıkmaya davet eden, hakları ve ödevleri olan bir uluslararası yurttaşlık vardır. Sonuçta hepimiz birer yönetileniz ve bu sıfatla da dayanışma içindeyiz… 

İnsanların mutsuzluğundan hükümetlerin sorumlu olmadığı fikri yanlış olduğundan, insanların mutsuzluğunu hükümetlerin gözlerine ve kulaklarına sokmak bu uluslararası yurttaşlığın her zaman görevidir. İnsanların mutsuzluğu asla siyasetin dilsiz bir kalıntısı olmamalıdır. Bu mutsuzluk, iktidarı ellerinde tutanlara seslenmeyi ve başkaldırmayı mutlak bir hak olarak meşrulaştırır.

Bize sıkça önerilen şu görev paylaşımını reddetmek gerekir: Bireylere sinirlenme ve konuşma hakkı, hükümetlere de düşünme ve harekete geçme hakkı…”

Sanat/ ile sanatçı, harekete geçiren bir yaratıcı yıkımın sınırsızlığıdır!

Hem de Edip Cansever’in dizelerindeki insanilik ile:

“Elbette umutsuzluğa düşerim bazen

Elbette umutluyum her zaman

Neden yazılır bir şiir

Neden okunur bunca yazı

Çünkü nasıl aşılabilir başkaca 

İnsanın karmaşıklığı…” 

 

TEMEL DEMİRER

 

Kaynakça:

1 Güney Dergisi, No:50, Ekim-Kasım-Aralık 2009… www.dusunadasi.org/… www.gomanweb.com/ -… www.halkingunlugu.net/… http://www.sosyalist-kurd.net/haberler/dosya/17922-tyatro-sanati.html… www.ivmedergisi.com/tiyatro-sanati.html -… www.postager.com/modules.php?name=News&file=article… www.sosyalist-kurd.net/ -… http://emeginsanati2.blogcu.com/…

2 Adorno.

3 Daha önce birçok kez tahrip edilen sanatçı Ruhi Su’nun Zincirlikuyu’daki anıtmezarındaki tahribatın boyutu büyüyor. İzlerin yeni bir tahribat ürünü mü, eski saldırılardan miras mı olduğu bilinmese de, mezar oldukça zarar görmüş durumda. (“Su’nun Mezarına Kim Sahip Çıkacak?”, Cumhuriyet, 12 Temmuz 2009, s.18.)

Sadece bu mu? Bir de kayıp mezar var! Oyunları dünyanın dört bir yanında sahnelenen Moliere’nin mezarı kayıptır!

Bunun çeşitli sebepleri var. Ama en önemlisi: Kilisenin Moliere’nin cenazesinin şehir mezarlığına gömülmesine izin vermemesidir.

Papazlar, cenazede bulunmayı, Moliere için dua etmeyi reddederler. Bu nedenle Moliere’in nereye gömüleceği dört gün boyunca bilinemez.

Tabuttaki ceset kokmaya başlayınca, Kral XIV. Louis araya girer ve Moliere bir gece yarısı defnedilir. 

4 “Sanat/ ile sanatçı bütünselliği konusunda İhsan Özgen: “Bireyselleşen sanat kuzu gibi sanatçıya itaat ediyor sanmayın sakın. Sonuçta her ne kadar sanatı yaratan onlarsa da ezilen taraf sanatçılardır. Sanat zalim, sanat acımasız, dediği dedik, kuralcıdır. Hep kendisini kollar. Dışına çıkıldığı zaman çürük meyve gibi olur. Beğendirmek için yapılan aşırı süslemeler onu sulandırır, tadı kaçar. Hep kendini düşünür sanat. 

Sanatçı mahkûmdur ona, yaşamını ona göre düzenler. Sıkıntılara katlanır, toplumdan ayrı düşer, yoksulluk çeker. Eserlerini satabilmek için albenili tarzlara yönelmez. Dikenli bir yoldadır. Ama bu kendi tercihidir, yolunu değiştirmez.” (İhsan Özgen, Sanatı Yaşamak, Yapı Kredi Yay., 2009.)

5 “Herkesin bir yağmuru vardır ve bir rüzgarı/ Aşk biraz ıslanmaktır/ Al götür beni o uzak yağmurlara/

Herkesin bir şiiri vardır ve bir şarkısı/ Aşk biraz çoğalmaktır/ Al götür beni o uzak şarkılara/

Herkesin bir akşamı vardır ve bir masalı/ Aşk biraz yorulmaktır/ Al götür beni o uzak akşamlara.” (Hicri İzgören.)

6 “Gönlüm hoş olsun da varsın giysim kıldan olsun.” (Kürt Atasözü.)

7 Sinema Emekçileri Sendikası Genel Başkanı Yusuf Çetin, “Türkiye’de sinema ve televizyon alanında çalışan 6 bin dolaylarında oyuncu ile teknik eleman kadrosunun yarısının işsiz, yüzde 90’ının borç içinde, aynı oranın sosyal güvencesiz olduğunu” belirtti. (Meltem Yılmaz, “Sinema ve Tiyatrocular İşsizliğin Pençesinde”, Cumhuriyet, 8 Mayıs 2009, s.9.)

8 Metin Celâl, “Devlet Kültür Endüstrisini Neden Teşvik Etmiyor?”, Cumhuriyet Kitap, No:1015, 30 Temmuz 2009, s.12.

9 Beral Marda, “Kültür Endüstrisi Devletin Önüne Geçmeli”, Radikal, 10 Haziran 2009, s.18.

10 Yeni Yol, No:34, Yaz 2009, s.125.

11 Bertolt Brecht, Tiyatro İçin Küçük Organon, çev: Ahmet Cemal, Mitos-Boyut Yay., 2005, s.53. par.55.

12 Bkz: Barış Yıldırım, “Sanat mı Bu Şimdi?”, Evrensel, 1 Haziran 2009, s.12; Hal Foster, Gerçeğin Geri Dönüşü, İngilizceden Çev: Esin Hoşsucu, Ayrıntı Yay., Sanat ve Kuram Dizisi: 24, Mayıs 2009; Hızın ve Devrimin Sanatı: Fütürizm, Yayına Hazırlayan: Aydın Şimşek, Kanguru Yay., 2009; Kaya Özsezgin, “Bir Avangard Sanat Çözümlemesi”, Cumhuriyet Kitap, No:1012, 9 Temmuz 2009, s.10-11; Andrew Bowie, “Alman İdealizmi ve Sanatlar”, Bibliothec, No:7, Bahar (Şubat-Mart-Nisan) 2009, s.63-72; Edward Said, Kültür ve Direniş, çev: Osman Akınhay, Agora Kitaplığı, 2009; Georg Lukács, “Taktik ve Etik”, Baykuş, No:4, Haziran 2009, s.25-32; Zülal Güney, “Sanatçılar da Şehir Gibi…”, Cumhuriyet Kitap, No:1017, 13 Ağustos 2009, s.19. Ayşegül Sönmez, “Günlük Yaşamın Kendisi de Sanat”, Radikal, 15 Haziran 2009, s.21; Doğan Hızlan, “Sanata Sanatçıya Müdahaleye Karşıyım”, Hürriyet, 13 Temmuz 2009, s.20.

13 Afşar Timuçin, “… ‘İyi’ ve ‘Güzel’…”, İnsancıl, Yıl:19, No:229, Ağustos 2009, s.10-11.

14 Derya Alabora, “Acıyı Anlatmayan Sanat Olmaz”, Evrensel Pazar, 12 Temmuz 2009, s.9.

15 Kant.

16 Ayşe Emel Mesci, “Tiyatroda Yaratıcılık İlişkisi”, Cumhuriyet, 1 Eylül 2009, s.17.

17 Ayşe Emel Mesci, “Tiyatro Hatırlamaktır”, Cumhuriyet, 11 Mayıs 2009, s.15.

18 Bkz: Aziz Çalışlar, Tiyatronun ABC’si, Say Yay., 2009; Gülnaz Bıçakçı, “Agusto Boal ve Ezilenlerin Tiyatrosu”, Tavır, 2009/6, No:87, Temmuz 2009, s.34-36; Jale Karabekir, “Geleceğin Provasını Yapmak: Boal ve Ezilenlerin Tiyatrosu”, Mesele, No:30, Haziran 2009, s.55-57; Aslıhan Ünlü, “Tiyatro Dilini Çözmek”, Radikal Kitap, Yıl:8, No:423, 24 Nisan 2009, s.29; Adnan Tönel, “Seyircinin Tiyatrosunu Özgürleştireceği Günlere…”, Birgün, 27 Mart 2009, s.14; Zuhal Aytolun, “Tiyatrosuz Kimse Kalmasın”, Cumhuriyet Hafta Sonu, 25 Nisan 2009, s.10; Efdal Sevinçli, “Muhsin Ertuğrul’dan Kalan Sorular…”, Cumhuriyet, 1 Mayıs 2009, s.2; Sadık Göksu, “Tiyatrocular, Metin And ve Zihni Küçümen Gibi; Sağlığında Muhsin Ertuğrul’u Hiç Sevmezlerdi!”, İnsancıl, Yıl:19, No:229, Ağustos 2009, s.28-31; “Muhsin Ertuğrul Anılıyor”, Günlük, 29 Nisan 2009, s.15; “Ezilenlerin Tiyatrocusu”, Günlük, 5 Mayıs 2009, s.15; Mehmet Esatoğlu, “Yirmi Beş Yıldır Sahneler Vasıf’sız”, Tavır Dergisi, No85, Mayıs 2009, s.15-16; Özlem Ertan, “Yeni Bir Tiyatro Yaratmak İçin”, Taraf, 30 Mayıs 2009, s.12; Ayşe Nil Şamlıoğlu, “Tiyatroya Rahat Ortam Sağlansın Ki Hesap Sorma Hakkınız Olsun”, Radikal, 11 Haziran 2009, s.21; Ertuğrul Günay, “Ankara Sanat Tiyatrosu Kapanmayacak”, Cumhuriyet, 13 Temmuz 2009, s.10; “Genç Tiyatrocular İşbaşında”, Radikal, 27 Mart 2009, s.27; Cem Erciyes, “Yılın En İyi Tiyatro Projesi”, Cumhuriyet, 30 Mayıs 2009, s.23.

19 Ahmet Cemal, “… ‘Eleştirellik’ Korkusunun Sorgulanması…”, Cumhuriyet, 9 Temmuz 2009, s.16.

20 Dikmen Gürün, “İnsan Onuruna Saygı”, Cumhuriyet, 21 Nisan 2009, s.14.

21 Metin Bal, “Bertolt Brecht’in Epik Tiyatro Kuramının Felsefi Bir Yorumu”, Baykuş, No:4, Haziran 2009, s.128-140.

22 Ayşe Emel Mesci, “Tiyatro Gizli Gerçektir”, Cumhuriyet, 30 Mart 2009, s.15.

23 Bkz: Eren Buğlalılar, “Kuzey İrlanda’da Ölüm Oruçları ve Boal Tiyatrosu”, Tavır, No:88, Ağustos 2009, s.15-17.

24 Augusto Boal, “Tiyatro Bir Yaşam Biçimidir: Dünya Tiyatro Günü Uluslararası Bildirisi”, Cumhuriyet, 26 Mart 2009, s.15.

25 Bayezid-i Bistami.

26 “Bir Sansür Masalı!”, Milliyet, 15 Mart 2009, s.18.

27 Esra Aliçavuşoğlu, “Sanat Paranın Yönetiminde”, Cumhuriyet, 9 Eylül 2009, s.16.

28 Esra Aliçavuşoğlu, “Küresel Pazarlara Açılım”, Cumhuriyet, 8 Eylül 2009, s.16.

29 Ali Şimşek, “Marx Bineal’e Bu Kez Sert Gelebilir!”, Birgün, 28 Ağustos 2009, s.14.

30 Pınar Öğünç, “Bienal Ne Kadar Kızıl Olacak?”, Radikal Cumartesi, 5 Eylül 2009, s.5.

31 “Küratörler Brecht’in ‘İnsan Neyle Yaşar?’ sorusunun neo-liberal hegemonya altında yaşayan bizler için aciliyetini hâlâ koruyup korumadığını soruyorlar. Biz de ‘İnsan Ne-siz Yaşayamaz?’ diye ekliyoruz. Ücretsiz sağlık ve eğitim hakkımızın olmadığı, şehir, meydan ve sokaklarımızın şirketler tarafından ele geçirildiği, toprak, tohum ve suyumuzun çalındığı, istikrarsız ve güvencesiz bir hayata sürüklendiğimiz, sınırları geçerken öldürüldüğümüz veya krizlerle dolu belirsiz bir gelecekte yalnız bırakıldığımız bugün nelersiz yaşayamayacağımızı açıklıkla görüyoruz. Fakat mücadele ediyoruz. Vicdanların uysal eleştirilerle rahatlatıldığı steril ve kurumsal alanlarda değil, kamusal alanda, sokakta savaşıyoruz. Bizi mahallelerimizden, Sulukule’deki, Gülensu’daki, Ayazma’daki evlerimizden atmaya çalıştıklarında, Bergama ve Kaz Dağları’nda altın arama çalışmalarıyla toprağı siyanüre bulamak isteyenlere, Giresun’da fındık ve Çukurova’da pamuk üreticisini mağdur edenlere, kot taşlama işçilerini sağlıksız koşullarda atölyelerde günde 12 saat çalıştırarak hayatlarını silikozis hastalığıyla söndürenlere, Tuzla tersanesinde çalışan işçilere güvenli çalışma koşulları sağlamayarak tersaneyi bir ölüm kampına dönüştürenlere, Sinop ve Akkuyu’da nükleer santral kurmak isteyerek bölge halkının hayatını tehlikeye atanlara, Desa’da, Yörsan’da sendikaya kaydoldukları için işçilerini işten atılmasına neden olanlara karşı da savaştık. Mücadelemiz ve umudumuz bizi ayakta tutuyor.” (“Direnistanbul’dan Bienal’a Açık Mektup”, Bianet, 5 Eylül 2009.)

32 Korhan Gümüş, “Sanat Neyle Yaşar?”, Radikal İki, 6 Eylül 2009, s.10.

33 “Gerçekler de gözyaşı döker!”

34 Ayşegül Yüksel, “Vasıf Öngören’i 25 Yıl Önce Yitirdik”, Cumhuriyet, 19 Mayıs 2009, s.18.

35 Michel Foucault, Seçme Yazılar 2, Özne ve İktidar, Ayrıntı Yay., 2000, s.289.

 

0
Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • Koç
  • Boğa
  • İkizler
  • Yengeç
  • Aslan
  • Başak
  • Terazi
  • Akrep
  • Yay
  • Oğlak
  • Kova
  • Balık
KOÇ BURCU YORUMU

Bugün enerjin zirve yapacak. İçindeki macera arzusunu özgür bırakabilirsin. Kendini cesur hissettiğin anlar, yeni başlangıçlara kapı aralayabilir. Sosyal bağlarda sıcaklık ve çekicilik ön planda. Arkadaşlarınla geçmişte yaşadığınız güzel anıları paylaşmak, ilişkilerinizi güçlendirebilir. İş veya projelerle ilgili yenilikçi fikirlerin öne çıkarken, başkalarını da ikna etme yeteneğin artacak. Ancak, aceleci davranmamaya özen göster. Duygusal ilişkilerde ise ani tepkiler verme riski var; sabırlı olman faydalı olabilir. Kalbindeki tutku, seni motive ederken, geleceğe dair planlarını netleştirme zamanı. Diligentce ilerle, ancak önünü görmek adına biraz geri çekilmeyi de ihmal etme. Kendini ifade etme arzun güçlenebilir; bu, yaratıcılığını artırıp, seni daha iyi bir versiyonuna dönüştürebilir.

BOĞA BURCU YORUMU

Bugün, maddi konulara ve güvenliğe odaklanmak isteyebilirsin. Hayatında istikrar arayışın artıyor; bu nedenle finansal durumunla ilgili önemli kararlar alabilirsin. Birikimlerini gözden geçirmek, yatırımlarını yeniden değerlendirmek veya harcamalarını kontrol altına almak için harika bir zaman. Aynı zamanda sevdiklerinle olan ilişkilerinde de derin bağlar kurma isteği hissedebilirsin. Karşılıklı anlayış ve güven, bağlarınızı kuvvetlendirecektir. İçsel huzurunu sağlamak, doğada zaman geçirmek veya sanatsal bir aktivite ile uğraşmak için harika bir fırsat sunuyor. Kendini yaratıcı yönlerini ifade ederken bulabilirsin, bu da ruh halini olumlu yönde etkileyecek. İlişkilerde ise açık iletişim ve samimiyet ön planda olmalı; bu sayede karmaşık durumları daha kolay atlatabilirsin. Genel olarak, dengeli ve huzurlu bir gün seni bekliyor.

İKİZLER BURCU YORUMU

Bugün iletişim becerilerin parlayacak, düşüncelerini başkalarıyla paylaşmaktan keyif alacaksın. Farklı perspektiflerle karşılaşmak, zihin açıcı olabilir. Sosyal ortamlarda dikkat çekeceksin; çevrendekilerle derin sohbetler yapma fırsatı bulabilirsin. Aynı zamanda, merak duygun seni yeni bilgilerin peşine yönlendirebilir. Çalışma hayatında ise takım çalışmasına dayalı projelere katılmak, daha etkili sonuçlar elde etmene yardımcı olacak. İçinde bulunduğun durumlar, beklenmedik durumlara karşı esneklik ve uyum sağlama yeteneğinle daha kolay üstesinden gelebilirsin. Önemli kararlar almadan önce, duygusal ve mantıksal yönlerini dengelemeye çalış. Sevgiliyle veya yakın arkadaşlarla yapılan konuşmalar, ilişkinin derinleşmesine zemin hazırlayabilir; içtenlikle paylaşımda bulunmak, aranızdaki bağı kuvvetlendirecek. Kıskançlıklara veya geçmiş anlaşmazlıklara takılı kalmamakta fayda var, esnek ve açık görüşlü kalmayı ihmal etme.

YENGEÇ BURCU YORUMU

Duygusal derinliğin bugünün en belirgin teması. İçsel huzuru bulmak için kendi ihtiyaçlarına odaklanmalısın. Aile üyeleriyle olan ilişkilerin, destekleyici ve güven verici bir atmosfer yaratma potansiyeline sahip. Kendini savunmasız hissettiğin anlarda, sevgi dolu bir ortamda olmak sana iyi gelecek. Geçmişteki anılar, şimdiki hislerini şekillendirmekte, bu nedenle bazı konuları gözden geçirmek isteyebilirsin. Duygusal zekânı kullanarak başkalarıyla daha derin bağlantılar kurma fırsatı var. Bu dönemde, içsel yolculuğuna yönelmek, daha iyi bir anlayış ve yaşam dengesi sağlayabilir. Unutma, koruma içgüdün sadece kendine değil, sevdiklerine de ışık tutabilir. Sakin bir akşam geçirerek kendine zaman ayırmak, günün karmaşasından uzaklaşmana yardımcı olacak.

ASLAN BURCU YORUMU

Bugün, içindeki yaratıcılığı harekete geçirecek durumlarla karşılaşabilirsin. Kendine güvenin artarken, etrafındakilere de ilham verme olasılığın yüksek. Sosyal ilişkilerinde belirgin bir sıcaklık hissedeceksin; samimi paylaşımlar, dostluk bağlarının güçlenmesini sağlayabilir. Ancak, biraz dikkatli olmalısın. Fazla iyimserlik, gerçekleri görmene engel olabilir. İş hayatında liderlik özelliklerini sergilemek için güzel bir gün; projelerini cesurca savunabilirsin. Aniden gelişen olaylarla enerjini yükseltebilir, tutku dolu ortamlarda kendini bulabilirsin. Sevgiyle bağlantı kurmak adına güzel fırsatlar var; hislerini açıkça ifade etmekten çekinme. Bugün, kendini daha özgür hissetmek için denemeler yapma cesaretini bulabilirsin.

BAŞAK BURCU YORUMU

Günün doğal akışı içerisinde, detaylara olan odaklanman seni önemli fırsatların eşiğine getirebilir. İletişim becerilerin artarken, çevrendeki insanlarla olan etkileşimlerin güçlü bir bağ oluşturmanı sağlayacak. Organize etme yeteneğin sayesinde, belirsizliklerden uzaklaşarak daha net bir yol haritası çizebilirsin.Bireysel projelerine yön verme arzusu, senin için verimli bir geliştirme sürecine geçiş yapmanı kolaylaştıracak. Duygusal anlamda, içsel huzurunu bulmak adına biraz kendine zaman ayırmalısın. Sosyal bir araya gelme isteğin, yeni bağlantılar kurmana yardımcı olabilir. Ancak, insanları tanımaya başladıkça, karşındaki kişilerin gerçek yüzleriyle de yüzleşme fırsatını yakalayabilirsin. Kendini ifade etme çabaların karşılık bulacak ve düşündüğünden daha etkili olacaksın. İçsel dünya ile dışsal dünya arasında dengeli bir ilişki kurmak, sağlıklı bir yaşam biçimi benimsemeni sağlayacak. Yeniliklere açık ol, dönüşümler seni daha güçlü bir varlığa dönüştürecek.

TERAZİ BURCU YORUMU

Sosyal ilişkilerin ön planda olduğu bir gün. İnsanlarla olan iletişimin, beklenmedik anlardan ve güzel sürprizlerden beslenebilir. Duygusal derinliklere dalmak ve bu derinlikteki hislerle baş başa kalmak hoş bir denge yaratabilir. Sanatsal ve estetik yönlerin açığa çıkması, yaratıcılığını serbest bırakma fırsatı sunabilir. Kendini ifade etme biçiminde özgürleşme hissi hakim. İlişkilerde, karşıt görüşler ve tartışmalar gündeme gelebilir. Bu durum, bir şeyleri netleştirme adına faydalı olabilir. Ruhsal dinginlik için biraz kişisel alan tanımak gerektiği hissi doğabilir. Kendini yeniden değerlendirmen ve toplumsal bağlarını gözden geçirmen için uygun bir zaman. Farklılıklara saygı göstererek, hoşgörülü bir tutum sergilemek, seni daha da güçlü kılacaktır.

AKREP BURCU YORUMU

Duyguların derinliklerinde bir dalış yapma arzusu baskın olabilir. İçsel dünyanda yaşanan değişimlerin, başkalarıyla olan ilişkilerine yansıdığını göreceksin. Güçlü sezgilerin seni yönlendirebilir; bu nedenle içgüdülerine güvenmen önemli. Derin bağlantılar kurma isteği, bazı insanlarla daha özel bir bağlanma yoluna girebilir. Ancak, duygusal yaralar ve geçmiş deneyimlerle yüzleşmek de söz konusu. İçsel huzurunu sağlamak için, bu anların farkında olmalı ve kabullenmelisin.Bugün, paylaşımlarına biraz daha dikkat etmen gerekebilir, zira açıklığa kavuşturulması gereken bazı hisler ortaya çıkabilir. İlişkilerdeki gerginlikler, yüzeyde belirsizliklere neden olmaktan ziyade derin bir anlayışa dönüşebilir. Önemli olan, duygusal yüklerini paylaşacak güvenilir kişiler bulabilmek. Kendine dönüp bakmak, transforming evriminin bir parçası olarak daha iyi besleneceğin bir süreç olacak. Bu, senin için sadece zorlu bir aşama değil, aynı zamanda yenilenme ve güçlenme fırsatı da taşıyor.

YAY BURCU YORUMU

Göz alıcı fırsatlar kapını çalmaya hazırlanıyor. Enerjin, başkalarıyla bağlantıya geçmen için ideal bir zemin sunacak. Sosyal çevren genişleyecek, yeni tanışlıklar hayatına renk katacak. İçsel olarak atılgan ve özgür ruhlu hissettiğin bu dönemde, düşüncelerini rahatça ifade edebileceğin platformlar bulmak için cesur adımlar atabilirsin. Seyahat ya da yeni kültürlerle tanışma arzusu içindesin; bu isteği hayata geçirmen için doğru zaman. Esnek ve meraklı yapının seni yeni deneyimlere yönlendireceğini unutma. Ancak, büyük kararlar almadan önce detaylara dikkat etmeli, sezgine güvenmelisin. Kısa süreli haberler, geleceğe dair umut verici bir his yaratabilir. İlişkilerde samimiyet ve derinlik arayışında olacaksın; bu süreçte duygularını açmak, yakınlarına daha da bağlanmanı sağlayabilir. Kendine karşı nazik olmayı unutmadan, günlük yaşantında keyif arayışını sürdürebilirsin.

OĞLAK BURCU YORUMU

Duygusal derinliklerinizle yüzleşmek için uygun bir gün. Kendinize dönmek, içsel dünyanızı keşfetmek ve belki de unutulmuş bir tutkunuzla yeniden bağlantı kurmak isteyebilirsiniz. Etrafınızdaki insanların etkisi altında kalmadan kendi kararlarınızı sorgulamak önem taşıyor. İş ve özel yaşam arasında bir denge kurma arayışı içindesiniz. Uzun vadeli planlarınıza odaklanmak, size güç katacak. Duygusal bağlarınızı güçlendirmek için sevdiğiniz insanlarla açık iletişim kurmaya özen gösterin. Bugün kendinize bir mola vermeyi ve hayatın tadını çıkarmayı ihmal etmeyin; rahatlama ve yenilenme, zihinsel sağlığınıza katkı sağlayacak. Eylemlerinizdeki kararlılık, sizi hedeflerinize daha da yaklaştıracak. Unutmayın, bazen en iyi ilerlemeler sessiz düşünce anlarında ortaya çıkar.

KOVA BURCU YORUMU

Orijinal fikirler ve yenilikçi düşünceler için mükemmel bir gün. Sosyal ortamlarda parlayabilir, insanlara ilham verebilirsin. Arkadaşların ya da grup projelerinle ilgili yeni fırsatlar doğabilir. İletişim yeteneklerin yüksek, düşündüklerini etkili bir şekilde paylaşmaktan çekinme. İçsel huzurunu sağlamak için yalnız kalmayı da düşünmelisin; bu, zihnini dinlendirerek yaratıcılığını besleyecek. Ayrıca, sürpriz bir haber alabilir ya da beklenmedik bir durumla karşılaşabilirsin. Duygusal dengeyi korumak önemli, bu yüzden sezgilerine güven. Her şey beklediğinden daha iyi olabilir, fırsatları değerlendirmekten çekinme.

BALIK BURCU YORUMU

Duygusal derinliklerinizi zorlayacak bir gün. İçsel bir keşif yapma arzusu içinde olabilir, bu nedenle yalnız kalmak, düşüncelerinizi netleştirmek için faydalı olabilir. Sanat ve yaratıcılık konularında kendinizi ifade etme ihtiyacı hissedebilirsiniz; bir şeyler yazmak veya resim yapmak ruhunuza iyi gelebilir. İlişkilerde hassasiyet artabilir, bu sebeple duygusal ifadelerinizi dikkatlice seçmelisiniz. Başkalarının hislerine karşı duyarlı olmanız, bazı kalp kırılmalarını önleyebilir. Eğer bir çatışma yaşarsanız, empati göstermek ve karşınızdaki kişinin bakış açısını anlamaya çalışmak, durumu yumuşatabilir. Ayrıca, spiritüel konulara yönelmek; meditasyon veya doğa yürüyüşleri gibi etkinlikler, ruhsal dinginliğinizi artırabilir. Bugün, sezgilerinizin güçlü olduğu bir dönemdesiniz; iç sesinize kulak vermek, size çok şey katabilir.

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM