az ötedeki bi mağazada beş-on dakikalık işi vardı ahbabımın..
bense üşendim oraya değin gitmeye, koçtaş’ın önünde bekliyorum dedim, ayrılırken..
yeniden buluşup, sahil boyu yürüyecektik..
****
koçtaş?
ne kadar ayıp bi markadır di mi?
koçun neresi geliyo aklınıza?
****
öyle bi organdır ki koçun orası;
filin hortumundan,
geyiğin boynuzundan,
atın yelesinden,
horozun ibiğinden,
eşşeğin şeyinden,
daha meşhurdur..
****
yahu hiç diğilse rakı mezesidir..
****
bizim ahbabın gelişi azıcık uzayınca, mecbur içeri girdim koçtaş’tan..
reyonlarda irili ufaklı koç şeyleri dizilmiş, kilo işi satılıyor herhal dedim.. yahu böyle bi markete neden gerek duyulmuş diye düşündüm..
meğerse hırdavatçıya girmişim..
dolandım epey..
****
buradan sonrası ya benim eksikliğim..
ya da fazlalığımdır..
bilemem..
ula ne gadar dikkatle gezinsem de binlerce ürün arasında bana hitap eden tekbi tane numunelik bişi göremedim..
yoğidi..
****
ali koç’a haber salasım geldi..
-bana güvenip da bi daha giresun’a tükan açmayın!!!
****
dönüşte, yürür iken, ahbabım bana bi kitap konusu önerdi..
böyle böyle bi kitap yazsana dedi..
lan zaten hep o konuyu yazuyum ki, çocuk oyuncağı, dedim..
****
ayağa düştü..
kitap yazmaya yeminliyim zaten 1, adımın önüne “yazar” unvanı konmasını yasaklamışım zaten 2..
ama şu yalan dünyayla vedalaşma adına, şehrimin nankör insanlarına gider ayak sonbi kez “nah” yapma adına düşüneceğim bunu..
cebinden para verip kendi kendini yazar ilan etmeden de kitap çıkabileceğini sonbi kez öğreteyim bu onursuz insanlara..
ula harbiden durun bakalım..
veda hutbesi sayılır, töbe haşa..