REKLAM HEP!!!

REKLAM HEP!!!

benim yaşlarda bi adamcaazdır olsa olsa.. nerede ve nasıl tanıştığımızı bilmem, adını asla anımsamam.. sadece, derin bi muhabbetle;
-”naber çavuş” diye hitap ederim, görüştükçe..
o da bana garşı sevgi-saygı-hürmet vesaire doludur..
tamam, bu gadar girizgah yeter, daha da lafı uzattırmayın..
****
güneydoğuda kurşun yemiş askerdeyken.. assubay kıdemli başçavuşmuş.. beyninin bi tarafında dururmuş o kurşun.. ve riskli imiş.. çıkarılamazmış.. ameliyat falan fayda etmezmiş hiç.. bi işe girip çalışamazmış mesela çavuş..
gonuşması da biraz peltek gibidir zaten.. ve başka bi arızası var mıdır bedeninde bilemem, soramam?
anladığım kadarıyla ”gazi maaşıyla” geçinir.. nedir ki hepi topu gazi maaşı? bi memleketteki en yüksek maaş olmalıdır oysa..
göynümdeki yeri pek büyüktür haaliyle.. tahmin ettiniz besbellim..
****
bizim çay ocağında tost yiyordum akşam üstü..
nereden gelmişse, yan masada eski bi hürriyet gastesi buldum göz gezdiriyordum.. ve üzülerek helbet;
-”ey gidinin hürriyet’i, nerden nereye geldin, yazıklar olsun” diye söyleniyordum..
kalemi güçlü bi ahmet hakan var, o da yavşağın önde gidenidir, ne edeyim yahu?
****
asıl derdim, gazete okumak falan diğildi tabi..
bıkmıştım boş adamların, boş laflarından, çevremi saran uyduruk heriflerden kaçmıştım, kafa dinlemelerdeydim..
****
çavuş belirdi birden, tepemde.. buyur ettim.. ne yiyip ne içiyorsam o’na da söyledim zorla..
elimdeki gasteyi aldı çavuş niyeyse.. yüzünü buruşturdu derhal;
-”bak gürsel bey, gaste diğil bu, hep reklam”
-”????????”
-”bak, ikinci sayfa.. reklam”
-”????????”
-”köşe yazarlarının altı, hep reklam”
-”evet yaa”
-”ekonomi sayfası güya, orda da reklam”
-”maalesef abi”
-”dünya gündemi sayfaları, yarısı reklam”
-”vay bee, doğru söylüyon çavuş”
-”bak bulmacanın dibinde bile reklam var”
-”olmaz ki abi”..
çavuş beş dakkada delirtti beni.. adeta, bu hürriyet’in reklam politikasından ben sorumluymuşum gibi bi utanç içerisinde yemeye devam ettim tostumun son kırıntılarını..
****
çok da güzeldir ha bizim çay ocağının çayı..
ikinci bardaklara geçtik mecbur.. çavuş’u zaptetmek zordu.. belli ki çok sinirlenmişti reklam olgusuna;
-”bak bak gürsel bey, işte magazin sayfaları.. hep reklam hep”
-”hadi yahu”
-”işte.. al sana spor.. reklam”
-”bu kadar mı olurmuş be abi”
-”bak arka sayfa.. bak bak.. gözünle gör.. 3 dane ayrı reklam gonmuş”
-”bunlarda Allah gorkusu galmamış, tühhh lan”
ben de çıktım zıvanadan sonunda.. ertuğrul özkök’ü aramak üzereydim artık.. bilmiyorum hâlâ onda mı gazete? telefonunu bilsem;
-”başlarım lan senin yaptığın gasteye” diyecem, o derece..
****
çavuş kalktı yanımdan.. kucaklaştık, sarıldık, afiyet olsunlaştık..
millet bahçesine geçiverdim..
karşımda ”hiç hasta olmayan adam” oturuyordu.. arkamda ise “sadece abimi soran adam”.. hararetle selamlaştık tabi..
(o öykülerimi anımsayanınız vardır.. hava durumundaki gelişmeye göre hemen eve kaçan biridir, hiç hasta olmayan adam.. daha yanaklarımı öper öpmez, ufku gösterdi;
-”bak, hava geliyo gürsel’cim, ben eve kaçıyom”..
diğeri ise fazla sürmeden soruverdi;
-“fahri geldi mi bu yaz”??
****
harbiden de kapkaraydı ufuk.. ve abim yeni dönmüştü fransa’ya..
boynumu büktüm sustum..
dilimde hep o türkü;
-”yağarsa yağmur yağar
ben zaten ıslanmışım
gelirse yarim gelir
zaten göreslemişim”..
Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?