Nushu Tiyatro’nun İlk Oyunu “Bir Tatlı Kaşığı Çamur”

Nushu Tiyatro’nun İlk Oyunu “Bir Tatlı Kaşığı Çamur”

 Üzerine Söyleşi

“…Oyun oynamıyoruz burada. Mutfaktaki sırlarımızı anlatıyoruz. Birbirimizden gizli saklımız kalmasın diye toplanmadık mı? Ağlaman için söylemedim. Ne var bunda? Kimileri alt dudağını ısırır, kimileri tırnaklarını yer. Birbirimizden ne farkımız var? İkiye ayrılıyor kadınlar; saçlarının aklarını kapatanlar ve kapatmayanlar hepsi bu…”

Nushu Tiyatro’nun “Bir Tatlı Çamur” oyununu, yönetmeni Pınar Akkuzu, oyuncuları Cansu Canaslan ve Bengisu İspir ile konuştuk…

Pınar Arabacı: Bir Tatlı Kaşığı Çamur’un, Tiyatro Eleştirmenliği ve Dramaturji Bölümü, doktora seminer dersleri kapsamında, toplumsal cinsiyet üzerine yapılan bir araştırma projesi sonucunda Elif Candan tarafından yazıldığını biliyoruz. Sizin bu projeden nasıl haberiniz oldu? Yazar, yönetmen ve oyuncular olarak ilk karşılaşmanızdan ve bu oyunu yapmaya nasıl karar verdiğinizden bahseder misiniz?

Cansu Canaslan : Biz Bengisu ile Yeditepe Üniversitesi’nde öğrenciydik. Metinle ilk karşılaştığımızda 3. sınıftaydık. Şimdi mezunuz. Bir proje dersi için metin aradığımız o günlerde Elif Hoca’nın adını özellikle feminist dramaturji derslerinde sık sık duyuyorduk. Sonra da bu metninden haberdar olduk. 

Bengisu İspir: Proje dersimizde “Tek kişilik bir metin iki kişi oynanabilir mi?” sorusu ile yola çıkmıştık. Çok metin okuduk bu araştırma sürecinde. Ama Elif Hoca’nın metni ile karşılaşana kadar gerçekten istediğimiz şeyi bulamamıştık. Metni okur okumaz çok sevdik. Ve böylece okul projemiz için çalışmaya başlamış olduk. 

Cansu Canaslan: Ama ne yazık ki bizim çalışmamız da pandemi nedeniyle sekteye uğradı. O zaman aralığında da artık mezun olmuştuk ve projemizi profesyonel hayata taşımaya karar verdik. O zaman da bir yönetmen arayışımız başladı. Bu metni hakkını vererek nasıl sahneleyeceğiz? Yönetmen olarak kime emanet edeceğiz? Feminist kuram bilen, aynı zamanda fiziksel tiyatro deneyimi de olan bir kadın yönetmen arayışındaydık. O noktada sevgili Pınar Akkuzu ile iletişime geçtik.  Böylece bir araya gelmiş olduk.

Foto: Yavuz Pak

Pınar Arabacı: Metin toplumun farklı kesimlerinden şiddete maruz kalan kadınlarla yapılan röportajlardan özellikle bir tanesi üzerine yazılıyor. Bu röportajı dinleme şansınız oldu mu? 

Cansu Canaslan: Evet, röportajı prova sürecindeyken dinleme şansımız oldu. Çok ağır şeylerin anlatıldığı bir röportajdı, çok etkilendik.  Bizim de önyargılarımızın olduğunu anladık o karaktere dair. Röportajı dinledikten sonra oyunculuğumuzda da metne yaklaşımımızda da bu yargılardan arınarak aksiyon aldık diyebilirim.

Pınar Akkuzu: Biz provalara başlamıştık Cansu’nun da dediği gibi. Oyunun dünyasına dair genel yapı ortaya çıkmaya başlamıştı. Röportajı dinlemek bize “Doğru yoldayız” dedirtti diyebilirim. Özellikle röportaj veren kadının çocukluğuna dair çok şey vardı bizi etkileyen. Çok sarsıcı hikayelerdi bunlar. Fark ettik ki “kadınlık” diye genel bir tanım yapamıyoruz. Herkes kadınlığı içinde bulunduğu sosyo-ekonomik koşullara göre çok farklı deneyimlerle yaşıyor. Ama bir yandan da fark ettik ki, çok genel ve büyük bazı sorunlar var. Sosyal, ekonomik ve kültürel durumlarımız farklı olsa da, bu sorunlar hepimizin ortak sorunları. Bunlardan en önemlisi de, hakkında karar verilen olmak deneyimi. Bir kadın olarak hakkınızda birileri sürekli kararlar alıyor ve siz çoğu zaman bunun faili değilsiniz. Hiçbir şekilde seçme ya da seçerek ilerleme şansı tanınmıyor size pek çok konuda. Bizim dinlediğimiz röportajdaki kadın başka bir sosyal sınıftandı. Belki onun deneyimlerini çok derinden anlayamadık ama aslında çok önemli bir ortak paydada buluştuğumuzu anlamış olduk, az önce söylediğim yerden. Bu ortaklık bizi çok sarstı. 

Pınar Arabacı: Metin somut belgelerden ve gerçek hikayelerden dramaturjik bir yapı kurarak yazılıyor. Sürekli devam eden bir anlatı var. Siz ise metod olarak fiziksel tiyatro ekolünden hareket ediyorsunuz. Bedenle anlatımın metinden daha fazla ön plana çıktığı bir tiyatro biçimi. Görselliği ve fiziksel aksiyonu metnin önüne geçiriyor. Bu nedenle oyunu sahneye taşımak için çalışmaya başladığınızda nasıl ilerlediniz? Sözün bu kadar baskın olduğu bir metinde hareket ile anlatımı kurarken nasıl çalışmalar yaptınız?

Foto: Yavuz Pak

Pınar Akkuzu: Provalara metni parçalarına ayırarak başladık. Bu benim sevdiğim bir çalışma biçimi. Bütünü tek tek ayırdık. Bütün bu parçalamalardan sonra her parçanın fiziksel olarak bedendeki karşılığı ne, yani o parçanın oyuncuların bedenindeki tepkisi ne ve gerçekten nasıl kendi bedenleri ile o parçayla ilgili bir anlatım biçimi kurabilirler? Fiziksel tiyatro tam olarak burada devreye girdi diyebilirim. Bu çalışmayı yaptıktan sonra oyunun genel reji tavrı da ortaya çıktı aslında. Temaları ayırıp her parçanın kendi içindeki ana dinamiğini bulduktan sonra gerçekten tam olarak iki oyuncu ve röportaj fikrinde karar kıldık. Sorulan sorular üzerinden metnin orasına karşılık gelen temaları kapsayarak oyuncuların nasıl cevap verebileceğini çalıştık. Bedenle kendilerini ifade etmelerinin mümkün sınırları neler? O sırada nasıl bir hareket biçimi o temanın içinden doğru seyirciye çarpar? Bunu araştırarak ilerledik.

Bengisu İspir: Pınar, oyuncular olarak bizim bedensel özgünlüğümüze de alan açmayı amaçladı. Mesela ilk parçada “Kendinizi tanıtır mısınız?” sorusuna ilk olarak mutfakla başladık provada.

Pınar Akkuzu: Ben oyunculara dedim ki mutfaktasınız şu anda. İki kadınsınız ve bize kendi mutfağınızın ne kadar güzel, harika bir mekân olduğunu, sizin orada olmaktan ne kadar çok zevk aldığınızı, hatta onunla seviştiğinizi, belki orgazm olduğunuzu nasıl gösterirsiniz? “Hadi dilediğiniz gibi oynayın” dediğimde, Cansu da Bengisu da kendi araştırmalarına başlamış oldular sahne üzerinde. İster istemez işin içine hareket düzenleri ve kuvvetli mimler girmeye başladı. Sonra temanın absürtlüğünü de biraz ortaya çıkarabilmek adına mimler soyutlanmaya başladı. Biraz ilerledikten sonra, hareket düzenini çalışabilmemiz için Ceyda Özcan geldi provalara. Onunla birlikte bizim bulduğumuz bu soyutlanmış hareketlerin, bu kaotik araştırma alanının dingin ve düzenli bir yere nasıl taşınabileceğini çalışmaya başladık. Böyle böyle ilerledik ve bedenin anlatımını kuvvetlendirdik. Zaman zaman sözün hareketini de aradık provalarda. Söz hareket etse oyuncu bunu bedeniyle nasıl anlatır gibi çalışmalar da yaptık.

Cansu Canaslan: Sadece sözle klasik bir yapı var etmek istemedik. Fiziksel hikâye anlatıcılığını merkeze alan, zaman zaman çağdaş dansa dönük nüanslar da taşıyan bir hale büründü çalıştıkça. Oyunculuk biçimleri de grotesk oyunculuğa yakın. Maske oyunculuğu kullanıyoruz kesinlikle. Clownesk dokunuşlar da var. Keskinliklerimiz ve tepkilerimiz, beden maskelerimiz için grotesk dememiz doğru olur. Zaten kostüm olarak da kat kat giydirilmiş taş bebekler gibiyiz. O bebekliğin verdiği bir beden maskesi de var malzeme olarak. Bunların hepsini harmanladık ve ortaya oyun çıkmış oldu.

Foto: Yavuz Pak

Pınar Arabacı: Metnin hikâyeyi aktarım biçimi, klasik kurgu, kronolojik zaman ve lineer yapının çok dışında yazılmış. Oyuncular bazen birden çok ve bazen de aynı sahne içinde belki aynı kadın olarak anlatıyorlar hikayelerini. Bu bakımdan sanki bir rüya/ kâbus uzamının, tekinsiz bir boşluğun ya da zihinde olan bir hatırlamanın/sayıklamanın, bir iç monoloğun takibini yapıyor gibiyiz. Bu aktarım biçimi nedeni ile metnin seyirci tarafından anlaşılamayacağına dair bir kaygınız oldu mu? Ya da bununla ilgili seyirciden herhangi bir geri bildirim aldınız mı?

Pınar Akkuzu: Metni ilk okuduğumda gerçekten endişelendim. Başı, sonu ve ortası yoktu metnin.  Anlatıcıda “Merhaba, ben kadın, şu yaşımdayım, bakın şu oldu bu oldu.” gibi anılarında geriye gidip zaman zaman an’a döndüğü bir durum da yok. Her şey çok kaotik ve kadın bunları toparlamaya çalışıyor. Zaman zaman toparlayamıyor. Zaman kırılıyor, eğiliyor, bükülüyor, sürekli zamanda sıçrıyor. Bu bakımdan zorlayıcıydı. “Tamam” dedim, çok güzel ama bunun sahnelemesi nasıl yapılacak? Sonra fark ettim ki bizler hayatlarımızda da sanatta da döngüyü unutuyoruz çoğu zaman. Başı sonu olan bildik bir şey arıyoruz. Bu daha ataerkil bir anlatı. Tarihsel olarak da eril düzen yavaş yavaş hayatlarımıza girmeye başladıktan sonra aslında bir başlangıcı ve sonu olması gerektiğine inandırılmışız durumların. Olayların ortasının ve deneyimin çok önemli olmadığı, önemli olanın her daim ilerleme olduğu, “Geriye asla bakma, hep ileriye git, sorumluluk al! Başla ve bitir” gibi söylemlerin bizi ele geçirdiği yerlerde dolanıyoruz.  Bu da başka bir dayatmacı inşa biçimi. Bir şeyin başlangıcı ve bitişi varsa gerçekten lineer bir çizgi var demektir. Bu da sonradan kurulan bir biçim. Çok daha eskilere örneğin mitlere baktığımızda, eski sözlü anlatımlara baktığımızda oralarda zaman lineer değil. Döngüsel olarak devam ediyor. Özellikle ilk arkaik yaşamları düşlemeye çalışırsak isimleri bile yok. Herkes yaşamın bir yerinden alıyor yola devam ediyor, sonra ölüyor. Diğeri anlatıyı ondan alıyor, devam ediyor. Anladık ki, bu metnin yazarı da bunu yapmaya çalışmış. Zamanı bir yerinden alıp, bir yerden sürdürüp, başka bir yerden alıp yeniden başlayıp, bırakıp devam etmiş. Zaman aslında böyle bir şey zaten. Anlatılan parçaları da hayat gibi bir yerinden yakalayıp dinliyoruz biz. Ve bu döngüsel zaman fikri de çok kadına ait bir şey. Çünkü regl oluyoruz biz mesela her ay, bir menstrüasyon süremiz var, dolunayın döngü takvimi ile benzerlik gösteren. Ve bizim algılayıp deneyimlediğimiz zaman daha kırılgan. Metni çalışıp sindirdikçe bu döngüselliği kavramaya başladım ben de yönetmen olarak.

Cansu Canaslan: Mesela oyundaki sorular için şu birinci soruydu, bu beşinci soruydu gibi bir sıralama yapamazsınız. Bunun bir önemi de yok. Son soru ile de başlayabilirdik biz oyuna. Yine ne anlatmak istediği anlaşılacaktı. Burada şunu gözettik sadece, elbette bir performans alanındasınız ve seyirci ile karşılıklı bir anlaşmanız var. Oyun olduğu için başını ve sonunu belirlemek zorundayız seyirci için. Bu iki sınırı koyduk ama onun dışında her şey çok akışkan ve döngüsel. Kadın zamanı böyle bir şey çünkü, döngüsel yaşanıyor. İlk on dakikadan sonra da seyirci bu döngüselliği kavramaya başlıyor.

Bengisu İspir: Anlaşılmayız gibi bir kaygı taşımadık. Sadece kendimizi, kendi dilimizle nasıl ifade ederiz kaygımız vardı süreç boyunca. Oyunun ilk on dakikası oyuncu olarak bizim de hissettiğimiz bir zaman aralığı. İlk on dakika seyirci bizden daha uzak, anlamaya çalışırken daha mesafeliyken, sonra onlar da oyunun içine giriyor. Şöyle yorumlar aldık ve bunların çok kıymetli olduğunu düşünüyorum: “Gülümsemem yarım kaldı, gülecekken oyunun içinde öyle bir şey oldu ki gülemedim, bir yandan hüzünlendim ama sonrasında yine gülmek istedim, duyguların arasında hızla gidip geldim”… Seyircinin de bu tekinsiz ve döngüsel dünyayı anlamak için kendi zamanına ihtiyaç duyduğunu gözlemledik. 

Foto: Yavuz Pak

Pınar Arabacı: Biraz da oyunun gizli oyuncusu dış sesten bahsedelim. Hayatlarını sorgulayan soğuk ve duygusuz bir dış ses var. Sorulan soruların hatırlattıklarından duydukları rahatsızlığı da görüyoruz. Onları soruları ile durduran ya da harekete geçiren dış ses neyi temsil ediyor? 

Pınar Akkuzu: Metnin orijinalinde bir röportaj konsepti yok. Bir kadın mümkün olduğunca gerçekçi bir mutfak dekorunda tek başına anlatıyor hikâyeyi. Fakat biz röportajdan yola çıkılarak yazılmış bir oyunda bunu kullanmak istedik. Dış ses konusunda ilk katmanda kaldık, fazladan bir anlam yüklemedik. Bir röportaj konsepti var ve gerçekten soru sorması gereken biri var oyunda, bunu vermeye çalıştık. “Şu anda siz bir röportaj anına tanık oluyorsunuz aslında” dedik seyirciye. Dış sesi bir insan olarak, bir kimlik olarak tanımlamaktan öte biçimi benim için önemliydi yönetmen olarak. Emir kipinde konuşmayan ama bir rahatsız ediciliği de olan, çok yumuşak da olmayan, belirli bir mesafeden sorularını soran bir gözlemci gibi durdu orada. Görev bilinciyle sadece işini yapıp sorularını soran bir dış ses. Soruyu ortaya bırakıp o kadınların o soruyla nasıl mücadele ettiğini gören, izleyen. Seslendirme işini de bizi kırmayıp yardımcı yönetmenimiz Gizem Akdoğan üstlendi. 

Cansu Canaslan: Orada önemli olan röportajı yapanın varlığı değil de bu sorularla karşılaşan kadınların durumu diyebilirim, oyuncu olarak. Seyirci de kendi hayat deneyimine göre dış sese bir sıfat yükledi diye düşünüyorum ben. Yüklemeye de devam edecek gibi görünüyor.

Pınar Arabacı: Oyuncuların seyirci ile doğrudan ilişki kurdukları pek çok ana tanık oluyoruz. Onlardan bir şeyler istedikleri, soru sordukları, çamurdan yaptıkları keki yemeleri için ısrar ettikleri, bir misafir gibi davrandıkları anlar. Karakterler seyirciyi kim olarak kodluyor?

Pınar Akkuzu: Bana kalırsa burada seyirci onları inşa eden herkesi temsil ediyor.  Oyunun başında da görüyoruz ki hiç bilmedikleri bir uzamda kendilerini buluyor kadınlar. “Neredeyim, ne giyiyorum, niçin buradayım, bu insanlar kim?“ Sorularının yanıtlarını anlamaya çalışıyorlar. Belleğin kırıldığı bir anla açılıyor oyun ve artık her şeyi seyircinin belirlediği bir yerden başlıyor. “Bana bakıyorlar. Anlatmaya başlamalıyım” anından açılan bir oyun. Kadınlara dışarıdan bakan ve onları oldurmaya çalışan her gözü temsil ediyor seyirci oyundaki kadınlar için. 

Foto: Yavuz Pak

Bengisu İspir: Şunu da ekleyebiliriz. Oyun seyircinin de çabasını istiyor, ama bu iyi bir çaba. Seyirci de bu döngünün içine girmenin yolunu kendi buluyor. Bu çok kıymetli bir sonuç oldu bizim için. Bir anlam dünyası var sahnede. Değişiyor, dönüşüyor yeniden yaratılıyor. Takibi emek istiyor.  Seyirciyi her daim gerçekten uyanık olmaya zorluyor.  Seyirciyi de bu anlam dünyasına davet ediyoruz. Kendisi süzebilsin istiyoruz hikâyeyi. Yani neresinde duruyor bütün bu anlatılanların, en azından tahayyül edebilsin. 

Pınar Akkuzu: Anlamlar evrenine atılmak zaten çok aktif bir şey o yüzden belki de metaforları bu kadar seviyoruz, çünkü zihni çalıştırıyor ve insanın yaşama dair bütün biriktirdiği deneyimin tortusuna dokunuyor. Hem zihninde hem de bedensel olarak hissediyor izlerken bunu seyirci. Metaforların güzelliği ve esrikliği de buradan geliyor sanırım. Oyun bu anlamda seyirciyi de aktif kılıyor. 

Pınar Arabacı: Oyundaki karakterler yalnızca kadın olarak tanımlanıyorlar. İsimleri yok. Bu tercihin sebepleri nedir?

Cansu Canaslan : Kadınlık bize yapıştırılan bir şey. Kız çocuğu olmak da aynı şekilde. Bütün bu toplumsal cinsiyet tanımı üzerinden “kadın” olma/oldurulma hikayesi aslında çocukluktan başlıyor. Bu sebeple diyebilirim ki evet, bilerek isim kullanmadık. Zaten metinde de kadının ismi geçmiyor. Kadın diye geçiyor sadece. 

Pınar Akkuzu: Cansu’nun da dediği gibi, kadınlık ve çocukluk birer inşa. Biz bu oyundaki kadınla bütün kadınların ortak derdi olan durumları görünür kılmaya çalıştığımız için bir isim kullanmadık. 

Yavuz Pak: Görünmeyen emek, aile (hane) içinde kadınlar tarafından yapılan ve karşılığı ödenmeyen işlerin bütününü ifade eden bir tanım. Bu emeğin görünmeyen emek olmasının en önemli nedeni, ücretlendirilmemiş olması. Bu emek biçimi, cinsiyete dayalı iş bölümü çerçevesinde doğallaştırıldığı için de “görünmez” olarak tanımlanıyor. Oyunun merkezinde kadının ev içi emeği ve bunun değer görmeyişi, maddi olarak da bir karşılığı olmayışı var. Oyun bu kavramı nasıl ele alıyor? 

Foto: Pınar Arabacı

Pınar Akkuzu: Ev kadını olan çok insan oyunu izledi. Farklı sosyal sınıflardan belki ama ev kadını olan seyircimiz çok oldu. Gerçekten kendilerini gördüklerini ve hakikaten böyle böyle delirdik diye ortaklık kurduklarını söyledikleri geri bildirimler aldık. Ev içi emek konusunda özellikle yazarımızdan feyz alarak birçok şeyi de biz ekledik aslında. Camları silmek, çocuklara bakmak, pazara gitmek… Bütün bu kalemleri, bir kadının üzerine bu anlamda ne kadar büyük yükler bindiğini detaylarda göstermek istedik. Bu, bizim gibi çalışan kadınlar için de hala geçerli çoğu zaman. Ev içi emek konusunda ister istemez bu halin içine giriyoruz. Bu dengesizlik öğrenilmiş olduğu için yaşanıyor bizim evlerimizde de çoğu zaman. Hangi sosyal sınıftan olduğunuz ve çalışıp çalışmadığınızdan bağımsız olarak böyle yetiştirildiğiniz için siz de bunun ayrımına varamayabiliyorsunuz. Bütün kadınlar bu işleri yapmak biraz bizim ödevimiz, görevimiz gibi görüyor. Özellikle annelerimiz üzerinden biz oyundaki kadınla bu bağlamda çok ortaklık kurduk. Kız çocukları olarak her zaman için gördüğümüz şey, anne dediğimizde ilk aklımıza gelen mekân; mutfak. Herkesin kafasında çocukluğundan kalan bir anne imgesi vardır. Ben kendi adıma anne dediğimde, annemin hazırlanıp dışarı çıktığı bir an gelmiyor gözümün önüne, ya da annemin dışarıda öfkelendiği, bağırdığı bir hali de aklıma gelmiyor. Anne deyince evde, mutfakta olan, sürekli ev işi yapan, bizim bakımımızı üstlenen bir kadın aklıma geliyor. Bizden önceki nesillerin alışkanlıklarını da içimizde taşımaya devam ettiğimizden bunlardan özgürleşmekte zorlanıyoruz belki de. Biz de bu evi içi emeğin kadının hayatında nasıl büyük bir alanı kapladığını seslerle, tekrarlarla, kullandığımız nesnelerle göstermek istedik. 

Cansu Canaslan: Prova süreçlerinde de kendi annelerimiz, anneannelerimizle ilgili anılarımız üzerinden çok konuştuk bunu. Birbirimize bu deneyimlerimizi aktardık. Kadın ve ev işi ile ilgili bölümleri çalışırken oyunun hep bu bilgi aktarımı üzerinden şekillendi provalar. Bengisu’nun oynadığı maske ile benim oynadığım maske arasındaki farkları da bu şekilde ortaya çıkardık. Kendi ailelerimizdeki kadınları da gözlemleyerek, anılarımızdan ortaklık kurarak oluşturduk kendi oyunlarımızı. Benim de Bengisu’nun da maskelerinin biricikliği buralardan çıkmış oldu diyebiliriz. Kendimize döndük ve bizde ne varsa onu paylaştık. 

Yavuz Pak: 20. asrın değerli filozoflarından Althusser, eğitimi, devletin baskı ve ideolojik aygıtlarından biri olarak görür ve okulları egemen ideolojinin çocuklara aşılandığı bir yer olarak tanımlar. Bu bakış açısına göre, zorunlu eğitim, bir toplumsal kontrol aracı olarak kullanılır. Çünkü sistem, ihtiyaç duyduğu sadık ve itaatkâr iş gücünü ancak böyle yetiştirebilir. Öte yandan, okula gitmek özellikle kız çocukları için evden dış dünyaya açılan ilk kapı, bir bakıma kadının agoraya çıkışı. Müdürün itaat isteyen sesi, çocuk şarkıları, okulda uyulması gereken kurallar. Bütün bunların oyundaki kadın/ kadınlar üzerindeki etkisi nedir?  Oyundaki kadının okulla ilişkisi bu bağlamda nasıl değerlendirilebilir?

Foto: Yavuz Pak

Pınar Akkuzu: Özellikle bizimki gibi toplumlarda kurum olarak okullar da ne yazık ki çok sorunlu ve sıkıntılı. Evet, özgür düşünmek yerine itaat etmeyi öğretiyoruz, öğreniyoruz. Okul bizim “makbul vatandaş” olmamız için eğitildiğimiz yer. Terbiye edilmemiz gerekir ki, düzen bozulmasın. Hayattan herhangi bir haz almayalım. Eşitlik, çeşitlilik, kapsayıcılık gibi şeylere bulaşmayalım, özgürlüğü fark edersek çünkü düzenin devamı zorlaşır. O nedenle her daim başımızı kaldırdığımızda kesilmek zorundayız. Bu nedenle kadın/ tavuk benzerliği üzerinden metafor kuruyoruz zaten oyunda. Tahakküm daha ilkokulda içimize yerleşiyor. Tahakkümün başlangıç zinciri oradan başlıyormuş gibi geliyor bana. Sizi nesneleştiren ve size de bunu yapmayı öğreten bir sistem. Bu bir kere başladığında devamı da geliyor. “Kadını nesneleştirebilirim, çocuğu nesneleştirebilirim, hayvanları nesneleştirebilirim” diyor sistem. “Göçmenleri, azınlıkları, LGBTi+’ları… Çünkü benden değiller, bana faydaları yok, tehlikeliler sisteme karşı. Hepsini istediğim gibi eğip bükebilirim ve istemediğimde de kesip biçerim, harcarım, dışlarım, faydalanırım, onun hakkında söz sahibi olurum ve onun adına karar alırım” diyor. Oyunda kadının çocukluk ve eğitim hayatı ile ilgili sahnelerle, oyuncak bebek gibi olma halleriyle, okulda öğretilen şarkılarla, şiirlerle, marşlarla anlatmak istediğimiz, işte tam da bu kurulu yapının içerisine doğduğumuz. Bunun da eğitim hayatı aracılığıyla içimize yerleştirildiği. Bu inşanın içerisinde de ister istemez kendi derdimizi anlatabilmek için yine başkaları tarafından inşa edilmiş, muhtemelen beyaz erkek ve heteroseksüel birileri tarafından inşa edilmiş bir dili kullanmak zorunda kalıyoruz. Bu dili de okulda öğreniyoruz. Dil de bir inşa ve sonuçta bütün bu inşalar, özellikle kadın olarak senin fail olabileceğin bir dünyaya izin vermiyor. Ama bunu söylerken umutsuz bir yerden baktığım düşünülmesin lütfen. Aksine bu kadar inşanın içerisinde “Biz kendi dilimizi nasıl var ederiz?” sorusunun peşindeyiz. Aynı araçları özgürleşmek için nasıl kullanabiliriz? Bu nedenle de bedenle yapılanı, fiziksel olanı çok önemsiyoruz. Evet, bu yapıştırılmış yapının içerisindeyiz ama hareket ederek bedenimizle yeni ifade biçimleri bularak, uzamla ilişki kurarak kendimizi yeniden var etmeye çalışıyoruz. Okulda da öğretilen bu eril dili alıp, eğip büküp kırmak. Bunu yaparak kendimize alan açmak.

Cansu Canaslan: Mesela okulda ya da evde kız çocuğunun çok hareket etmesi, koşup oynaması doğru bulunmaz. Ben kendi çocukluğumdan şunu fark ettim, ben bedenimi güçlü yetiştirememişim. Hiçbir zaman bir erkek çocuğu kadar spor yapmamışım, düşüp kalkmamışım. Bunları yapmak istediğimde uyarılmışım, engellenmişim. “Kızlar öyle şeyler yapmaz” diye ayıplanmışım. Kadın olarak bedenlerimiz çok daha kapalı kalıyor bu nedenle. Bedenimizle kurduğumuz bağlar kopuk, saklanmak ve korumak üzerine. Sahnedeyken de kadın oyuncu olarak bu sorunu yaşıyoruz. Bedenimi açmak ve özgürleştirmek için ona yeniden öğretmem gereken şeyler var sahnede bile. Kendi mesleğim üzerinden anlatmaya çalışırsam, erkek oyuncu bedeni, kadın oyuncu bedeninden daha özgür hareket edebiliyor. Psikolojik olarak kendimizi baskılamaya öyle alışmışız ki, “düzgün durmalıyım, oturmama dikkat etmeliyim, herhangi bir yerimin görünmesine izin vermemeliyim” diye düşünüyoruz. Birisine zarar vermemeliyim, bana birisi zarar vermemeli. Bedenimiz ve zihnimiz bu parazitlerle dolu. 

Bengisu İspir: Ya da güzel olma zorunluluğu. Estetik algılarımızdaki baskı da eğitimin bir parçası. Sistemin içinde var olmak istiyorsanız, sistemin talep ettiği gibi olmak konusunda zorlanıyorsunuz. Kendi deneyimim üzerinden diyebilirim ki, konservatuara hazırlandığım dönemde 18 yaşındaydım, bir sınava hazırlanmaya çalışıyorum ama aynı zamanda beni hazırlayan insanlar bana sürekli “Kilo vermelisin, dişin yamuk, onu yaptırmalısın, sınava girmeden önce bunları yaparsan avantajlı olursun”. “Her üniversitenin aldığı belli tip kadın oyuncu vardır, bunları gözetmen gerekiyor” gibi telkinlerde bulunuyorlardı. Kendime en güvenmem gereken, en özgür hissedip sanatsal yaratıcılığımı deneyip, araştırıp, keşfetmem gereken yerde zihnimin uğraştığı şeylerin bunlar olması çok rahatsız ediciydi. Kadın oyuncular olarak hepimiz biliyoruz ki bu okul süresince, okuldan sonra iş ararken de devam ediyor. Yine kadına dayatılan, yapıştırılan bir “güzellik” algısı var. Oyuncu olarak da bu kriterlere uymuyorsan var olamıyorsun. Üstelik bunların hiçbiri sağlığıma ya da yeteneğime bir şey kazandıracak eleştiriler değildi. Bunu hala yaşıyorum ama 18 yaşında etkilendiğim kadar etkilenmiyorum çünkü buna karşı dirençli olmayı öğrenmek zorunda bırakıldım. Ama o kadar gençken beni çok etkilemiş ve yaralamıştı. 

Foto: Yavuz Pak

Pınar Arabacı: Oyundaki ışık kullanımından bahsedecek olursak, gölgelerle kurulan ayrı bir oyun var sanki. Bazen gölgeler o kadar kuvvetli bir imge haline geliyor ki sanki bu kadınların başka bir personasına dönüşüyorlar. Bunu tasarlarken aklınızda ne vardı? Ayrıca oyunda ışık ve renk geçişlerinin kullanımı ile yaratılan uzam ve duygu geçişleri görüyoruz. Bu renkler ve mekânsal dönüşümlerden bahsedebilir misiniz? 

Pınar Akkuzu: Reji yaparken amaçladığım tek kadından çıkıp bir sürü kadın imgesini vurgulamaktı sahnede. “Kendi hayatlarında öldürülmemeye çalışan her kadının hikayesi” demişti Elif Hoca oyun için. Bu deneyimin ortak oluşu ve bizim anlatmaya çalıştığımız hikâyeye çok benzer bir sürü kadının oluşunu, ışık ve gölge oyunundaki çoğaltma ile vermek istedik. Sevgili Utku Kara’yı ışık tasarımı için davet ettiğimizde de bu sahnede bir sürü kadın var, bu kalabalığı ışıkla nasıl temsil ederiz sorusu ile yola çıktık. Öyle bir şey görelim istedik ki sahnede; bir şeyler parçalansın, kopsun, dağılsın. Sonra tekrar bir araya gelsin, sonra tekrar parçalansın. Dursun. Kendini gölgelerle, renkle, ışıkla yeniden üretsin. Sonra yok olsun ve bu oyun boyunca devam etsin. Işıkla üretmek istediğimiz anlam buydu. Utku da bizi çok iyi anladı ve kendi yaratım alanında kurduğu atmosferle oyuna bambaşka bir boyut kattı. Mekânlar da ışıklarla ve renklerle mutfak oldu, okul oldu, duyguların yoğunluğu oldu. Yapmak istediğimiz şeye ulaştık diyebilirim.

Pınar Arabacı: Oyunda bahsedilen babaanne, bir kadın olarak diğer kadınların üzerinde baskı kuran, onları yeri geldiğinde korkudan tir tir titreten, otoriter bir figür. Belki baktığımızda onun hikayesinde de benzer acıları ve mecburiyetleri göreceğiz. Buna rağmen kendisine yapılanları o da ailesindeki, etrafındaki diğer kadınlara uyguluyor. Kadınların kadınlar üzerinde kurduğu baskı hakkında ne düşünüyorsunuz? 

Pınar Akkuzu: Erkeğin başta olduğu bir piramitte ayakta kalmaya çalışan kadınlar var. Orada bir yerden sonra kadın “kadın” olmayı yitiriyor ve ona bu baskıyı uygulayanı o kadar içselleştiriyor ki ona dönüşmeye başlıyor. Artık orada kadınlık devreden çıkıyor. Eril dille konuşan, tahakküm kuran ve onun sürdürülmesine hizmet eden bir kadın devreye giriyor. Bunu, acıtmak için bilinçli olarak da yapmıyor babaanne. Onun temsil ettiği bu kadınlık biçimi bu, başka türlüsünü bilmediği için böyle davranıyor. Bu da o kadının kendi tercihi değil ki. Ona boyun eğmek öğretilmiş o da kendi gelinine, torununa bunu uyguluyor. Kadın eril sistemi o kadar içselleşiyor ki artık başka bir tahakküme ihtiyacı kalmıyor. Kendi üzerinde kendi kuruyor o baskıyı zaten. O babaanne de kendi babaannesinden gördüğünü uyguluyor. O babaannenin yetiştirdiği erkekler var bir de. Bütün bunlar erkek için de çok zor aslında. “Herkes için feminizm” dediğimiz yer de bu nedenle çok önemli bence. Erkek ağlayamaz, duygularını belli edemez, erkeliğine laf getirecek herhangi bir insanı duygu ve davranış içinde bulunamaz. Kırılgan olmaya hakkı yok. Biz bu kodların hepsinin birden kırılabildiği bir dünya hayal ediyoruz. Ev içindeki “toplumsal cinsiyet kodları” altüst oldukça hepimiz özgürleşeceğiz bu nedenle. Bu da ancak her öznenin kendi tahakküm nesnelerini fark edip kendi özeleştirisini yapması ile mümkün olacak.

Foto: Yavuz Pak

Pınar Arabacı: Kadınların mutfak ve ev ile kurdukları ilişki tarihsel süreç içerisinde defalarca yeniden tanımlandı değişti, dönüştü. Mutfak bir hapishane oldu bazen, bazen de şifacılıkla, beslemekle ve hayatı sürdürmekle ilgili kutsal ve hatta keyif alınan bir yer olarak kodlandı. Sizin mutfakla kurduğunuz ilişki nedir?

Cansu Canaslan: Biz provalarda da oyuna çalışırken de bunu çok konuştuk. Mutfakta olmak kadın için kötü, istenmeyen bir şey mi? Elif Hoca da bu oyunu mutfakta yazdığını paylaştı bizimle. Biz de oyuncular olarak oyunu çalışırken kendi evlerimizin mutfağında uzun vakitler geçirdik. Ama orada galiba çizgi şu: Kadın ne deneyimliyor mutfakta? Hizmet veren mi mecburi olarak yoksa kendi iradesi ile mi orada olmayı tercih ediyor? Yine kendi kararını alıp alamamakla ilgili olduğunu düşünüyorum. 

Pınar Akkuzu: Biz üçümüz de mutfakla arası iyi olmayan kadınlarız. Nasıl hızlıca çıkabiliriz oradan diye düşünen. Neden bilmiyorum, prova süreci boyunca yemek yaptığımız zamanlar uzadı, mutfakla ilişkimiz dönüştü. Bu, gündelik pratiğimde bir yemek yapma ihtiyacı doğurdu. Cansu’nun da dediği gibi, kararı kim veriyor? “Çocuğum, kocam aç kalmasın. Benim neyi yemeyi ya da pişirmeyi sevdiğim önemli değil. Yeter ki onlar yesin, doysun. Kadın olarak benim vazifem bu ve bunu yerine getirmeliyim” üzerinden mi mutfaktayız? Yoksa bunu kendi istediğimiz için mi yapıyoruz? Örneğin bir arkadaşımın annesi eşinden ayrıldıktan sonra şöyle bir deneyim yaşadığını paylaşmıştı benimle. Evde tek kaldığında mutfağa girmiş yemek yapmak için ve ben hangi yemeği seviyordum diye sorduğunda uzun süre hatırlayamamış. Kendi için bir şeyler pişirmeyeli o kadar uzun zaman olmuş ki. Mutfağın kodlarını belirleyen de bu deneyim. Ama mesela çalışma hayatına bakalım; mutfak sermayeye ait olduğunda işler değişiyor. Sektörde kadın aşçı olmak zor, dışlanan bir şey. Erkek şefler ön planda. Sektörel mutfak için kadınlar güçsüz, yetersiz bulunuyor. İş sektöre döndüğünde, pastanın büyük payı yine erkelere ayrılıyor. “Hani mutfak benimdi, bu benim işimdi, kutsal görevimdi?” Ama bu ücretsizken böyle, işin içine bu emeğin karşılığını ekonomik bir değer olarak almak girdiğinde kadının durumu yine değişiyor. 

Pınar Arabacı: Son olarak sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Pınar Akkuzu: Ben bütün bu süreçte yanımızda olan diğer tüm ekip arkadaşlarıma da buradan teşekkür etmek ve özellikle yapımcımızı anmak istiyorum son olarak.  Yapımcılık aslında tiyatrodan ziyade sinema sektöründen aşina olduğumuz bir kavram. Tiyatro alanında çok az yapımcı var. Fakat biz bu süreç boyunca yaratım ve üretim aşamalarında bir yapımcıyla çalışmanın çok avantajını yaşadık. O yüzden yaptığımız bu işte yapımcımız Gökhan Civan’ın da katkısı büyük. 

Pınar Arabacı: Bu güzel söyleşi için teşekkür ederiz.

Pınar Akkuzu: Biz de size ve Tiyatro… Tiyatro… Dergisi’ne çok teşekkür ederiz

PINAR ARABACI – YAVUZ PAK

 

Bir Tatlı Kaşığı Çamur

Yazan: Elif Candan

Yöneten: Pınar Akkuzu

Oynayanlar: Bengisu İspir, Cansu Canaslan

Yönetmen Yardımcısı: Gizem Akdoğan

Hareket Tasarımı: Ceyda Özcan

Müzik Direktörü: Berkay Özideş

Işık ve Sahne Tasarımı: Utku Kara

Kostüm Tasarımı: Hilal Polat

Afiş Fotoğraf: Murat Dürüm

Afiş Tasarım: Deniz Benzetsel

Işık ve Ses Operatörü: Berat Aydın

Yapımcı: Gökhan Civan

Yapım: Nushu Tiyatro & Echoes Sahne

Süre: 60 Dakika

Tek perde

 

0
Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • Koç
  • Boğa
  • İkizler
  • Yengeç
  • Aslan
  • Başak
  • Terazi
  • Akrep
  • Yay
  • Oğlak
  • Kova
  • Balık
KOÇ BURCU YORUMU

Bugün enerjinin yüksek olduğu bir gün. İçsel motivasyonun seni harekete geçiriyor, hedeflerine ulaşmak için gerekli adımları atma cesaretine sahipsin. Aksiyon alma isteğin, çevrendekilere de ilham kaynağı oluyor. Ancak dikkatli ol; ani kararlar vermek riskli olabilir. Sözlerin, ilişkilerde yanlış anlaşılmalara yol açabilir. Sevdiklerine karşı açık kalmalısın. İş yerinde yeni projelere yönelmek için uygun bir zaman. Yaratıcılığını kullanarak fark yaratabileceğin fırsatlar seni bekliyor. Kendini ifade etme ve liderlik vasıflarını ön plana çıkarma şansını iyi değerlendir. Sağlığına da dikkat et, enerjini dengede tutman gerektiğini unutma. Başarı, çaba gerektirir; bu nedenle sabırlı ol.

BOĞA BURCU YORUMU

Bugün sabah saatlerinde kendini oldukça kararlı ve istikrarlı hissedeceksin. Bu durum, elindeki projeleri ilerletmek için mükemmel bir zaman. İş hayatında karşılaştığın zorluklar, bu dönemde daha etkili bir biçimde çözülüyor. Kendine olan güvenin arttıkça, çevrendeki kişileri de etkileyebiliyorsun.İlişkiler konusunda ise, sevdiğin kişiye karşı duygularını daha açık bir şekilde dile getirmenin önemini anlayacaksın. Empati yapma kabiliyetin, sevgi dolu anların kapılarını aralayacak. Duygusal bağlarını kuvvetlendirerek, ilişkinizi daha anlamlı hale getirebilirsin.Maddi konularda ise, harcamalarına dikkat etmen gereken bir gün. Gereksiz harcamaların seni zorlayabilir. Tasarruf yapma vurgusu, mali olarak seni güçlendirecek kararlar almanı sağlayabilir. Sağlığın da göz önünde bulundurman gereken bir diğer alan. Egzersiz yapma isteği, zihnini ve bedenini taze tutmana yardımcı olacak.Kendine zaman ayırmayı unutma; ruhsal ve fiziksel anlamda yenilenmek, potansiyelini en iyi şekilde ortaya çıkarmanı sağlayacak.

İKİZLER BURCU YORUMU

Bugün düşüncelerini ifade etme konusunda güçlü bir itici güç hissedeceksin. Sosyal etkileşimlerin canlanabilir, yeni bağlantılar kurmak için harika bir fırsat var. Karşılaştığın insanlar, senin meraklı ve zeki doğanı besleyebilir, ilgi alanlarını genişletebilir. Duygusal olarak, belki de kendini biraz huzursuz hissedebilirsin; ancak bu, yeni yollar keşfetmek için bir çağrı olabilir. Kendini ifade etme ve düşüncelerini paylaşma ihtiyacı artarken, duygularını anlaman da kolaylaşacak. Esnekliğini korumalı ve yeni fikirlere açık olmalısın. Unutma ki, önemli olan doğru kelimeleri bulmak değil, hislerini içten bir biçimde paylaşmaktır. Bugün detaylara önem vermen, karmaşık durumları daha iyi anlamanı sağlayabilir. Özellikle yaratıcılığını ortaya koymak için harika bir zaman. Güçlü iletişim becerilerin sayesinde hem iş hem de kişisel hayatında olumlu gelişmeler yaşayabilirsin.

YENGEÇ BURCU YORUMU

Duygusal derinlikler, bugünlerde seni oldukça etkileyebilir. İçsel dünyanda yaşadığın hareketlilik, çevrendeki insanlarla olan ilişkilerine yansıyabilir. Sevdiklerinle samimi ve derin konuşmalar yapma fırsatın var. Gözlemci ruhun, başkalarının hislerini anlamanda sana yardımcı olacak.Gereksiz kaygılar ve duraksamalar, seni duraklatmak isteyebilir; ancak bu gün, cesur adımlar atma zamanı. Kendini ifade etmekten çekinme. Yaratıcı projeler veya yeni hobi girişimleri için harika bir zaman dilimindesin. İçsel sesine kulak ver ve duygularını serbest bırak.Finansal konularla ilgili bazı belirsizlikler, zihninde kaygılara neden olabilir; ancak panik yapmadan, akıllıca kararlar alman önemli. Gizli bir alanın veya saklı bir yeteneğin gün yüzüne çıkabilir, bu da seni yeni kapılar açmaya yönlendirebilir. Yenilikçi düşün ve içsel mutluluğun için adımlar at.Kendini önceliklendirmeyi unutma. Biraz yalnız kalmak, zihnini ve ruhunu dinlendirebilir. İhtiyaç duyduğun güvenliği bulmak için içsel barış arayışına geçebilirsin. Bugün, geçmişi değerlendirmek ve geleceğe umutla bakmak için uygun bir zaman. Empati kurmayı unutma.

ASLAN BURCU YORUMU

Bugün kendinizi etkileyici ve karizmatik hissedeceksiniz. Çevrenizdekilerle olan etkileşimlerinizde doğal bir çekim gücü sergileyeceksiniz. Yaratıcılığınız öne çıkarken, sanatsal çalışmalar yapmak için ilham bulabilirsiniz. İçsel gücünüz, sizi liderlik pozisyonlarına yönlendirebilir ve başkalarını etkilemek için harika bir fırsat sunuyor. İş yerinizdeki projelerde dikkatiniz yüksek; bu sayede ekip arkadaşlarınızı da motive edebilirsiniz. Ancak, tartışmalar sırasında katı tutumlar sergilemekten kaçının. Duygusal paylaşımlar, ilişkilerinizi derinleştirmeye yardımcı olacaktır. Kendinize güvenin ve içsel ateşinizi yakmaya devam edin. Bu gün sizin gününüz!

BAŞAK BURCU YORUMU

Bugün detaylara olan düşkünlüğün artacak, her şeyin en iyi şekilde yapılmasına yönelik bir motivasyon hissedeceksin. Kendine olan güvenin pekişiyor, bu sayede projelerinle ilgili önemli adımlar atabilirsin. İş ortamında dikkatli ve titiz çalışman takdir toplayacak, liderlik vasıfların ön plana çıkacak. Ancak, mükemmeliyetçilik bazen seni geride tutabilir; bu yüzden esneklik göstermeye çalışmak faydalı olabilir. İletişim kurduğun kişilere karşı sezgilerinin güçlü olacağı bir dönemdesin; ihtiyaçlarını anlamak ve onları desteklemek konusunda yeteneklerin artabilir. Kendini geliştirecek yeni bilgiler edinmeye açık olmalısın. Gün içinde meydana gelebilecek bazı pürüzlere karşı sabırlı kalmak, olumsuz duyguların seni sarmasını engelleyecektir. Kendi sınırlarını belirlemek, içsel huzurunu korumak için önemli olacak. Sağlığınla ilgili yapacağın küçük iyileştirmeler, uzun vadede büyük farklar yaratabilir.

TERAZİ BURCU YORUMU

Bugün sosyal ilişkilerinle ilgili derin bir farkındalık yaşayabilirsin. Karşıt fikirlerin uyum içinde bir araya geldiğini görmek, seni harekete geçirecek. Özellikle arkadaşlarınla olan paylaşımların, ruhsal yüklerini hafifletmene yardımcı olabilir. Sanatsal bir projeye yönelmek heyecan verici olabilir; elinde olan yaratıcılığı aktarma fırsatını değerlendirebilirsin. Duygusal dengenin önem kazandığı bir dönemdesin, bu nedenle öz disiplinini korumalı ve başkalarının senin üzerindeki etkilerini dengelemeye çalışmalısın. Eşitlik ve adalet arayışında daha derin bir anlayış geliştirebilirsin; bu, ruhsal anlamda tatmin sağlayacak ve insan ilişkilerine yeni bir boyut kazandıracaktır. Ancak, kararsızlık hissettiğin anlar olabilir; içsel sesini dinleyerek, en doğru yola ulaşabilirsin. Bugün, sevgi ve dostluk bağlarını kuvvetlendirmek için mükemmel bir fırsat.

AKREP BURCU YORUMU

Bugün içsel bir dönüşüm ve yenilik arayışı içindesin. Gizli tutkuların, duygusal derinliklerin ve gizemli zihin yapın seni çeşitli çıkmazların içine sokabilir. İlişkilerinde samimiyet arayışında olabilirsin; daha derin bağlar kurma isteği ön planda. Kendi iç dünyana dönmek, hislerini sorgulamak adına harika bir zaman. Karşılaştığın zorluklar seni güçlendirirken, kontrol edemediğin durumlar üzerinde ise işaretlerini izlemelisin. İçindeki sezgiler, seni doğru yola yönlendirecek. Aşk konusunda daha cesur adımlar atabilirsin, ancak kaynakların ve güç dinamiklerin üzerinde düşünmek, ilişkilerini sağlam temellere oturtmana yardımcı olacaktır. Unutma ki kararlılığın ve tutkun, seni hedeflerine ulaştıracak en önemli öğeler. Dikkatinin dağılmaması için kendine zaman ayırmayı unutma. Sakatlıklardan ve ani değişimlerden sakınarak yeni fırsatları değerlendirmek için hazır ol.

YAY BURCU YORUMU

Yeni maceralara açılan kapılar aralayacak, geleceğe dair umutların tazelenecek. Hayata olumlu bir bakış açısıyla yaklaşmak, çevrendeki insanlara ilham verebilir. İçsel özgürlüğünü aramak adına yeni yollar denemek isteyebilirsin. İletişim becerilerin güçlenirken, sosyal ortamlarda dikkatler üzerinde olacak. Yeni bağlantılar kurulabilir, ilginç sohbetler gerçekleşebilir. Ancak, ani kararlar almaktan kaçınmakta fayda var; düşüncelerini netleştirip planlamak, hedeflerine ulaşmanda etkili olabilir. İçsel motivasyonun yüksek, ruhsal olarak da kendini yenilenmiş hissedebilirsin. Geleceğe dair hayallerini gerçeğe dönüştürmek için gereken adımları atmaktan çekinme. Kendini ifade etme biçimini geliştirmek ve ilgi alanlarını genişletmek için iyi bir dönemdesin.

OĞLAK BURCU YORUMU

İçsel hedeflerin ve kişisel arzuların arasında bir denge kurma ihtiyacı hissedebilirsin. Bugün, kariyerinle ilgili önemli kararlar almanın eşiğinde olabilirsin. Sabırlı ve kararlı tavrın, hedeflerine ulaşmanda sana büyük fayda sağlayabilir. Çevrendeki insanlarla olan etkileşimlerin, iş hayatında daha etkili olmanı sağlayacak destekler getirebilir. Diplomasi ve mantık yürütme becerilerini ön plana çıkarmak, seni avantajlı bir konuma getirecek. Günün ilerleyen saatlerinde huzur bulabileceğin, ruhsal olarak enerji yenileyeceğin anlar yaratmalısın. Kendi içsel sesini dinlemek, seni daha güçlü ve kararlı bir konuma ulaştırabilir. Duygusal ilişkilerinde ise samimiyet ve şeffaflık, sağlam temeller atmanızı sağlayacak. Unutma ki, zamanla her şey yerine oturuyor.

KOVA BURCU YORUMU

Bugün, özgürlüğe olan tutkun üst düzeyde. Sınırlarını zorlayarak, kendini ifade etme isteğin artarken, toplumsal konularda sesini duyurma arzusun da yükselebilir. Yenilikçi fikirlerin, grup çalışmaları ve arkadaş ortamlarında ilgi çekebilir. Farklı bakış açılarınla, başkalarına ilham verebilir, sıradan düşünceleri sarsabilirsin. Sosyal bağlantıların güçlenirken, eski dostlarla yeniden bir araya gelme fırsatı bulabilirsin. Ancak, içsel bir huzur arayışı içinde olabilirsin; yalnız kalma ihtiyacı hissedebilirsin. Kendini dinlendirmek ve içsel dengeni sağlamak için zaman ayırmayı unutma. Başkalarının beklentilerinden uzaklaşarak, kendi hedeflerine odaklanman gereken bir dönemde olabilirsin. Cesur adımlar atarken, içsel sesini dinlemenin önemini kavrayacaksın.

BALIK BURCU YORUMU

Hayal gücünün ve sezgilerinin ön planda olduğu bir gün. Derin duygular içerisinde kaybolabilir, halk arasında “içsel ses” dediğin o duygu seline kapılabilirsin. Sanatsal yönlerin açığa çıkacak ve ilham verici düşünceler seni saracak. Kendini ifade etmek adına fırsatlar karşına çıkabilir; yazmak, resim yapmak veya müzikle uğraşmak için harika bir zaman dilimindesin. Aynı zamanda, çevrendeki insanlarla olan ilişkilerine dikkat etmelisin. Empati ve anlayış, bağlarının güçlenmesini sağlayacak. Ancak başkalarının duygularını üzerinize almaktan kaçınmalısın. Kendi sınırlarını belirlemek ve kendine zaman ayırmak oldukça önemli. İç dünyana yönelerek duygusal dengeyi sağlamak, geleceğin için de faydalı olacak. İçindeki huzuru bulmak adına meditasyon ya da doğayla vakit geçirmek iyi bir seçenek olabilir. Unutma, hayallerin peşinden gitmek için gereken cesareti bugünden itibaren toplayabilirsin.

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM