oturma odamızın genişce kapı aralığı kale olurdu..
bense kaleci..
****
sırtında 1 numara yazan kaleci kazağım bile var idi..
lâcivert..
****
beni kaleye geçirip, evin içinde şutlar çeken babamdı.. her öğlen yemeği için eve geldiğinde bu oyun oynanırdı..
henüz 4-5 yaşındaydım..
gol yemez, tüm topları kurtarırdım..
ve kendimi essahtan kaleci sanırdım..
****
sonra bigün.. yemeğe konuk gelmiş bi amca çekti o şutları.. babamın iyi arkadaşıydı..
attığı tüm şutlar gol oluyordu..
nasıl yahu? hani iyi kaleciydim?
****
yaklaşık 50 sene sonra çözdüm bu işi.. sabahın kör saatinde.. şimdi..
fırladım yataktan.. yazmalıyım bunu dedim..
demek ki babam, benim rahatlıkla kurtaracağım biçimde, hatta artistik planjonlar yapabileceğim tarzda hafif şutlar atıyordu..
aslanım benim yaa!
****
sonra.. büyüdükçe forvet oynamaya başladım..
sonra.. gocadıkça savunmada yer almaya başladım..
sonra bedenim tükendi..
düz yolda bile yorulur oldum bugün..
maç bitti farkındayım, uzatmaları oynuyorum..
****
ama asla değişmeyecek..
bi yerde kaleye geçmiş çocuk görsem.. sokak arasıdır, okul bahçesidir demeyip, mutlaka dalıyorum oraya..
-“çekilin ulann bakiim, bi tane penaltı atacam”!!
buyur abi at diyo eşşek sıpaları..
işte burada hiç babama çekmemişim, çocukcaazların en alamayacağı köşeye bırakıyorum topu..
babamın arkadaşına inat..
****
bunlar elbette birer ruh hastalığıdır..
tedavi olursam namerdim..