“Amok koşusu” diye bişey var; ölene kadar durmaksızın koşuyon. Çıldırma hâli yani bir tür.
Bigün mevzu açıldı. Dedim ki Derya Sayın abime; “Bulmacalarda falan Malezya yerlilerine özgü bir koşu diye soruluyo ama bence Giresun insanına daha çok yaraşır bu koşu abi”!
Güldü rahmetli epeyce. Meğer gözleriyle görmüş. Gazi Caddesi’nde bir adam… Tam da Derya Abi’nin önü sıra yürürken… Birdenbire çılgınca koşmaya başlayıp… Cadde’nin en gözde mekanı Türkiye Eczanesi’nin vitrinlerinden içeri girmiş…
– Neye uğradığımı şaşırdım yahu Gürsel’ciğim, dediydi abim, nur içinde uyusun.
***
Can Yücel o benzersiz şiirinde; “En uzun koşuysa elbet Türkiye’de de devrim / O, onun en güzel yüz metresini koştu” diyerek Deniz Gezmiş’i anlatır.
Elbette bu upuzun koşuyu başlatan Mustafa Kemal’dir Anadolu’da. Ve dünyanın en aklı başında, en ince planlı, en hesap-kitaplı koşusudur, başlattığı.
Turgut Özakman’a “Çılgın Türkler” dedirtecek kadar vardır bu koşu, ama komuta kademesinin aklı gayet başındadır her aşamasında.
***
Osmanlı’nın borçları misal…
Üretime, eğitime, istihdama değil, saraylara, köşklere, savurganlıklara, itibar sanılan şatafata harcanan paralar yani…
Ekonomi fakültesinde ders olarak okuduğu halde unutabiliyo insan, benim de çıkmış aklımdan, Cumhuriyet Gazetesi yazarı saygıdeğer Şaduman Halıcı yazdı da dün, anımsadım yeniden…
Normalde bu borcun taksitleri, 2027’de bitecekmiş.
Fakat Türkiye Cumhuriyeti’nin kararlı aklı sayesinde 1954 yılında kapatılmış tamamen. (Oysa, 10 yılda falan halledildi gibi anımsıyordum hep nedense, tazelenmiş oldum)
O büyük insanlar sayesinde 1966 yılının 27 Mayıs’ında, borçsuz ve tam bağımsızlık kıymeti bilen bir vatanda doğdum ben de…
Sizlere bu yazıyı doğum günümde yazmaktayım.
(Eyyyvallah, sağolun, sizler de iyi ki varsınız)
***
Yani?
Kürtlük tüccarları ve din tacirleri el ele verip, Osmanlıcılık oynayarak, Türkiye Cumhuriyeti’ne ve Lozan’a bayrak açtılar malum…
Yemezler goçum demek istiyorum…
Borcunuzu biz ödedik, tapunuz bizde, oturun oturduğunuz yerde!
***
Yeni bir yaş daha almak enteresan bişi…
Şaşkınım. Kamera şakası gibi aynı?
Örneğin bencileyin, şol dünya denen gezegende bugün itibariyle 59 sene yaşamış olacağım. Yarın sabah 60’ımın ilk gününe uyanacağım. Elbette soranlara; “Ne 60’ı canım, daha 59” diye palavra atacağım.
Aklımdan geçense çok yalın. Daha yeni doğdumdu yahu, 50 ne, 60 ne la?
İşte Cumhuriyet İlkokulu… Daha dün…
***
Sizler gibiyim ben de… Yaşadığım mutluluklardan ötürü minnet duygusu ve gördüğüm nankörlüklerden dolayı kırgınlıklar taşıyan bir kardeşinizim…
Kimileyin yeniden reenkarne olur dönerim diyecek kadar yaşama bağlı. Kimileyin yarın sabaha çıkmak istemeyecek kadar öfkeli.
Bunun adına hayat denmiş, yaşıyorum işte.
Bir şarkı sözüdür ömrümün özeti… Gider, adresini bulur;”Son günüme kadar
Kalp durana kadar
Aşk mezara kadar
Sakın ha gitme”…
(Kıymetli okurlarım, siz bu satırları okurken ben Malezya’da olacağım demek isterdim şimdi… Yok öyle bişi… Giresun’dayım tabii. Millet Bahçesi’nde kahvaltı yapacağım birazdan. Ama mutlaka, yerinde bugün bir gömlek mağazası bulunan Türkiye Eczanesi önünde uzun uzun duracağım)
































