“Şüphesiz bu muvaffakıyyetli oyunun ikinci siması genç ve şatır Rozali Hanım’dır. Şahsiyetini oldukça müstesna bir mevkiye koyabilen Rozali Hanım nihayet samimi bir zevk-i ile eğlenen, tekerrür eden alkışları arasında mühimce bir hisse-yi muvaffakıyeti alıp götürüyor.”
Bekir Fahri
Hemen hepimizin bin bir çeşit anlamsız entrika çevirerek, büyük bir aymazlık ve sağırduyarlıkla yaşadığımız, zifirden kara insan öyküleriyle dolu bir dünyada Burak Süme masumiyeti seçmiş, çocuk kalpli bir insan. Dahası yeryüzünün sadece sanatla, bilimle, güzel duygularla iyileşebileceğine inanan, peri masallarını, uçsuz bucaksız yıldız dramlarını, yarına mektuplar bırakmayı seven farklı bir sosyal bilimci, koleksiyoner ve yazar.
Burak Süme önemli bir arşivci aynı zamanda… Düşünün, Rozali Benliyan‘ın bir taş plağını elde etmek için verdiği o sabırlı mücadeleyi… Bir dergi, bir gazete kesiğinin peşinde geçirdiği, heyecan, telaş, sevinç, hayal kırıklıklarıyla dolu zamanları.
Haydi iki sır vereyim size… Nasılsa aramızda yabancı hiç kimse yok, öyle değil mi?

1970 yapımı Atıf Yılmaz imzalı bir film vardır hani: ”Karagözlüm”. İşte o filmin baş kahramanı balıkçı güzeli Azize bir anda (ve nedense) Burak Süme’nin tüm dünyası oluveriyor. Türkan Şoray da en önemli ve hiç kuşkusuz en farklı hayranlarından biriyle tanışıyor böylece. Ayrıca hemen belirteyim, Burak Süme‘nin 2017’de raflarda yerini alan “Türkan Şoray Sineması’nda Kadın İmgesi” adlı çalışması kendi alanında çok değerli bir ilk olma özelliğini taşımakta.
İkinci sırrı açıklamadan evvel, Burak Süme ile çalışma fırsatım olduğu için ne kadar şanslı olduğumdan da, bahsetmek istiyorum size.
2022 senesinde “Arusyag Papazyan / Osmanlı Azınlık Tiyatrosu’nda İlk Kadın Oyuncu” adlı kitabın her aşamasında, özellikle de gerçekleştirdiği kapsamlı yayın taraması hazırlıklarındaki o çabasını, telaşını, fedakarlığını şimdi nasıl unutabilirim ki?
Ve gelelim açıklamak istediğim sırra… Bir mektup. Üstelik gönderilmemiş, her satırının bedeli ödenmiş bir mektup bu. Türk Sineması’nın ilk kadın oyuncusu, Milli Osmanlı Operet Kumpanyası’nın yıldızı Rozali Benliyan‘a yazdığı, rüzgara söylenmiş şarkılar tadında bir mektup.
Kirli pencere camından içeriye süzülen ışık.
Kulise bir sessizlik çökmüştü.
Burak ve Rozali bir süre öylece, birbirlerine bakmadan sustular. Yarım, eksik kalmış, yeterine söze dökülmemiş ne çok şeyleri vardı.
Rozali Benliyan Adlı Kitabın Önemi
Burak Süme bir dönemi detaylı biçimde ele alıp, değerlendirirken, kimi bilinmeyen, unutulmuş, unutturulmuş, değiştirilmiş, çoktan hasıraltı edilmiş gerçeklerle yüzleşmemizi sağlıyor. Mesela Fuat Uzkınay‘ın 14 Kasım 1914 tarihinde çektiği, “Ayastafanos’taki Rus Abidesi’nin Yıkılışı” filminden iki yıl önce çekilen o film…
Ya Arşak Benliyan Heyeti, Milli Osmanlı Operet Kumpanyası ve Kınar Sıvacıyan, Yervant Tolayan, Koharik Şirinyan, Lusi Karakaş, Vahram Balıkçıyan, Boğos Karakaş, Bedros Baltazar? Dahası kitabın ilerleyen bölümlerinde 1859 yılında buluyoruz kendimizi. Fanni Hamsiyan, Arusyag Papazyan ile karşılaşıyoruz birden bire. Sonrasında, tiyatro sahnesine çıkan ilk Müslüman Türk Kadını: Afife Jale ve Afife Hadisesi farklı boyutlarıyla ele alınıyor. Ayrıca gelecekte yapılacak araştırmalar için geniş bir kaynakça sunuluyor bu kitapta.
Ve bir yıldızın iç dünyasını gözler önüne seriyor Burak Süme, Rozali Benliyan‘ın sır dolu evliliği, çevresini kuşatan tutkulu aşıklar, hayranlar, tiyatro sahnesine getirdiği “öpüşme yasağı” gibi bir kural… Zaman içinde yaşadığı yalnızlıklar, kendisine uygulanan sürek avı, casus damgası… Ve Bulgaristan’a dönüş… Unutuluş.
1886-1951 yılları arasında yaşamış Rozali Benliyan. İlk kadın sinema oyuncumuz, primadonna mertebesine erişmiş bir tiyatro yıldızı, operet sanatçısı…
Meltemde uçuşan sim işlemeli o bluz… Yağmurlu bir sabah alacasında, tam da gökkuşağını, yüreğinin aynasında saklı kalmış suretini ararken duyduğu kuğu şarkısı. Karanlıkta büyüyen sesler, fısıltılar. Ne tuhaf, dün, yarın, bugün arasında hiçbir ayrım yoktu artık. Upuzun, geçmeyen tek bir zamanı yaşıyor gibiydi nicedir.
Varna’da Rum bir anne ve Bulgar kökenli babanın kızı olarak dünyaya gelmiş Rozali. Sirkte geçmiş çocukluğu… İp üstünde gösterisini yaparken yere düşüp ölen babasının sonu belki de hayatının en büyük travması olmuş.
Arşak Benliyan, tanıştığı bu taşralı kızdan yepyeni bir kadın yaratmış. Bir tür Pygmalion olayı, diyelim. Yaşasın “My Fair Lady”miz, öyle değil mi? Rozali Benliyan bazen tam bir femme fatale bazen de Leblebici Horhor’un güzel kızı Fatine olarak çıktı izleyici karşısına.

Cem Mumcu haklı:
“Hayat dediğin bir unutmalar bataklığıdır, gelip geçici kuşların konup, kalktığı. Çürümeyle içice açılıp kapanan çiçeklerin her defasında solduğu…”
Bütün şehir yok olmuş da bir Rozali Benliyan kalmıştı sanki. Islak caddelerde bir durup, bir koşarak. Kaygılı, ürkek, üşümüş. Gözlerinde sonbaharın erken çökmüş hüznü, matemi.
“Leblebici Horhor”, “İstanbul Efendisi”, “Çardaş Fürstin”, “Köse Kâhya”, “Arşın Mal Alan”, “Oynak Viktorin”, “Karnaval Kokozları”, “Mam’zelle Nitouche”, “Arif’in Hilesi”, “Himmet Ağa’nın İzdivacı” gibi tiyatro oyunları ve operetlerde, “Börekçi Kız” ve “Besa” gibi filmlerde rol alan Rozali Benliyan ile tanışmaya hazır mısınız? Eğer cevabınız evet ise, Burak Süme‘nin “Türk Sinemasının İlk Kadın Oyuncusu Rozali Benliyan ve Milli Osmanlı Operet Kumpanyası” ( Paros, 2026 ) adlı kitabını hemen okumanızı öneririm.


































