GÜNEŞ

GÜNEŞ

“Gençlik başımda duman
İlk aşkım ilk heyecan
Kovaladıkça kaçan
Ateşböceğim misin”…
Yaşamda, salt bu Güzin-Baha şarkısı görkemiyle yer almak da vardı…
Beceremedik.
***
O büyük insanın sayesinde, sorunları-çileleri kolaylamıştık oysa. Yeryüzü aşkın oluncaya dek dizesi, mümkün gibi görünür olmuştu gözlerimize.
Pek yazık. Vatanımızın derdine düştük. Kanla irfanla kurtarılmış mübarek topraklarımızın harita değişim projesi çok çabucak deşifre oluverdi çünkü.
Ağzıyla ve gururla söyledi, yerli işbirlikçi.
Daha ateşböceği de neymiş!
***
Ne mutlu, diyerek adeta bi vasiyet gibi ardında koyup gitmişti o büyük insan. Muhtemelen büyük bi sevdayla sarılacaktık sevdiğimize artık, yıllar yılı.
Türklüğümüzün derdine düştük yahu, inanması güçtür.
Her türlü Milliyetçiliği ayaklar altına aldık, dedi herif! Dünyanın tüm halkları, elbette yeryüzü vatandaşlığı şemsiyesi altında, kendi kökleriyle gurur duyarken, en eski uygarlık olan Türklük sanki utanılacak bişeymiş gibi gösterildi.
En büyük vebal; yetmez ama evetçi dangalakların, ikinci cumhuriyetçi onursuzların, mütareke basını çapsızların ve sömürge solcusu üç kuruşlukların idi elbette.
Allah belalarını versin cümleten!
***
“Aşk bahçemi süsleyen
İnci çiçeğim misin
Gecemi aydınlatan
Ateşböceğim misin”…
Bu kıvama yakındı hamurlarımız, insanlık tarihinin en centilmen komutanı yoğurmuştu çünkü.
Bayrağımızın derdine düştük birden. Uğruna can vermeye hazır olduğumuz, dalgalan sen de şafaklar gibi diye marşlar yazdığımız, şu gezegende yer almış tüm devletlerin bağımsızlık simgesi olabilmiş bayrak denen kutsal şey, sadece bizde ayıp sayıldı.
Nerde kaldı inci çiçeği?
***
Yedi cihana onlar gibi kahramanı gelmedi diye bildik.
O eşsiz komutan, onlara “ölmeyi” emredebiliyordu çünkü. Seve seve öldüler de zaten. Ne Çanakkale geçildi, ne Samsun unutuldu, ne Kocatepe boş verildi, ne İzmir’in dağları çiçeksiz bırakıldı.
Mehmetçiklerimizi çok sevdik biz. Karşılığında ne bulduk peki; darbeci olduk, postal yalayıcı olduk, vesayetçi olduk.
Dünyada bundan daha aşağılık, daha şerefsiz bi zihniyet yoktur. O lanet olası, o hain Temmuz gecesi, herşeyden habersiz gariban halk çocuğu erlerin boğaz köprüsünde linç edilebilmesi, işte bu zihniyetin eseridir.
İddia edildiği üzere; yapay depremlerle çoğu şehrimizin yerle bir edilmesi, kimliği tanımsız uçaklarca pekçok yerleşim birimimize zehir püskürtülmesi… Bu başı boşluk, bu yol geçen hanı olmuşluğumuz işte bu zihniyetin eseridir.
Başka ne yanıt vereyim?
***
“Doğmayan güneşimsin
Rüyalarda eşimsin
Sevgilim söyler misin
Ateşböceğim misin”…
Rüyalar… Eş… Sevgili… Ömrümüzün geri kalanını cennet gibi bi ülkede tarımıyla, turizmiyle, doğasıyla, sporuyla, kültürüyle, sanatıyla doya doya tüketmeye ramak kalmıştı.
Dünya diplomasi geleneğinin gelmiş geçmiş en zarif devlet adamı öyle yol göstermişti çünkü.
Altından kalkamadık.
Ormanlarımızı yaktılar, tohumlarımızı kuruttular, denizlerimizi kirlettiler… Eğitimimizi imamlaştırdılar, sporumuzun her alanına şaibe bulaştırdılar, sanatımıza tükürdüler…
Bu nasıl bi kindarlıktı, kurucu insanlara ve kurucu değerlere karşı, böylesi hiç görülmedi.
***
Ama, göz ardı ettikleri bişey vardı kardeşlerim.
Güzin-Baha şarkısındaki doğmayan güneş sözüne aldandılar belki. Bu memlekette güneş doğdu bi kere.
Adı Mustafa Kemal’dir.
Söndürsünler bakalım, hodri meydan!
(Dostlarım, ben yazı tüccarı değilim, yazarlık ahlakı diye bişeye inanırım, beynime düşmüş yazıyı bekletemem, sözün gelimi bu makalemi 19 Mayıs’a dek erteleyemedim. Bilgilerinize…)

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

YAZARLAR / Tümü
ender birgül: bu sayı satılık mı
2025-12-23 17:44:45