Cennetin dünyada bir görüntüsü varsa, o da Karadeniz coğrafyasıdır ve bu coğrafyayı sevmek büyük bir aşktır. İçinde yaşarken pek anlaşılmasa da gurbetteyseniz eğer, o aşkın verdiği hasret duygusu, çoğu zaman dayanılmazdır. Bir kemençe sesinde, bazen tattığınız bir fındıkta, içtiğiniz çayda o hasret demlenir durur… Bazen tek bir ağacı bile özlersiniz betonun esir aldığı şehirde.
Karadeniz deyince aklıma hep el değmemiş doğa, göz alabildiğine insanı sevdaya düşüren bakir ormanlar, şırıltısı ninniden güzel dereler, hırçın ve asi denizi gelirdi. İnsanoğlunu kirletmediği, dokunmadığı, kendi çıkarına kurban etmediği yer kalmadı neredeyse. Karadeniz de bu kirlenmeden ve tüketim toplumunun ihtiyaçlarına cevap vereceği düşünülen tahribatlardan fazlasıyla payını aldı. Modern toplum olma yolunda ilerlerken yaptığımız her işte doğaya verdiğimiz zararı düşünmeden hareket ettik. Doğanın dengesini bozarken kendi dengelerimizle oynadığımızın farkına varamadık, anlayamadık insanın en önemli mutsuzluk nedeninin doğasından uzaklaşmak olduğunu… Yapay ortam, yapay ilişkiler ve yapay besinler üçgeninde huzur arayan modern insan trajedisi yaşadığımız.
Karadeniz bakir kalmalıydı, cennetimizi, içinden bal akan derelerimizi, kıyıya özgürce uzanan sahillerimizi koruyamadık maalesef, korumak için çabalayanlar da azınlıkta kaldı ve sesini çıkaran insanların suçlu olduğu ülkemde, doğruları söyleyenler onuncu köye sürüldü.
En çok canımı sıkan da kıyılarımızdan sonra, HES inşaatı yapılan derelerin tahribatı ve özgürce akan derelerin borulara mahkum olması oldu. Alternatif yollar varken her akan derenin bu şekilde sesinin kesilmesi aslında bizim türkülerimizin sesini kesmekti. En son Gelevera deresi üzerine yapılan baraj da Gelevera’nın sesini kesti ve yetim bıraktık gönlümüze nakşedilen türküsünü… Doğal olan ne varsa hızla tahrip ediliyor, doğayı korumak insanlık görevidir, onurlu bir duruştur gelecek için, çocuklarımız için. Tüketim toplumunun ihtiyaçları var diye cennetimizin, böylesine aç gözlüce talan edilmesini elimiz kolumuz bağlı seyrediyoruz. Son pişmanlık fayda etmiyor, iş bitiyor ancak duyuyoruz sızısını.
Karadeniz cennetin diğer adı, Karadeniz bir tutku… Bu tutkuyu kalbinde hisseden herkes, doğasına doyasıya sahip çıkmalı.