DİLEK

DİLEK

Hazır Sn. Cumhurbaşkanımız yeni gelip gitmişken, limandaki ucube siloların kaldırılması gibi bi dileğim olduğu sanılabilir ama bu konuya girmeyi düşünmedim hiç.
Yaparken bize mi sordular da yıkacaklarken konuşayım?
Şehrin köklü ailelerinin temsilcilerinden oluşan bi ”heyet” kurulması, bu insanlara danışmadan Giresun‘a tekbi çivi çakılmaması gerektiğini ortaya atalı 15 sene oldu. Daha da diyecek sözüm yoktur.
Dağdan gelip kafasına göre ”bağda” iş yapanlar, sonucuna katlansınlar!
****
Sıradan dünyevi işler bi yana dursun, sadece ve sadece eskilerin ”Beyaz Kelebekler” orkestra kadrosunda yer alıp, ”Sen gidince bak neler oldu / Kalbimin ucu yandı tutuştu” şarkısını hoplaya-zıplaya söyleyenlerden biri olabilmeyi hayal ettim ben, oldum olası.
Ne güzel olurdu. Keşke…
Ve TRT Yurttan Sesler Korosu’nda; ”Bacacılar yüksek yapar bacayı / Şimdiki gızlar kendisi bulur gocayı” türküsünü, rahmetli Şakir Öner Gürhan gibi muzip bi yüz ifadesiyle söyleyen erkek sanatçılardan biri mertebesine erebilmeyi…
Hele bu türkünün nakarat bölümü vardır ki; ”Hopbah demeye geldim / Peynir yemeye geldim / Peynir diğil maksadım / Gız seni görmeye geldim” diye devam edip gider… İşte tam da bu ”Hopbah” esnasında tüm koro susmuşken, tek başıma ”Hopbah” diye gürleyen kişi olabilmeyi…
(Şartım budur!)
****
Müslüm Gürses de aşağı yukarı böylesi uçuk tarzda bi müzisyen sayılır.
Şarkı söylerken binlerce seyircinin önünde, sahnenin orta yerine kustuğunu biliriz bi gün Müslüm Baba’nın. İnsanlık hali deyip geçmek de var ama ara sıra konu edinip bunu dostlarla, çok güleriz;
-”Orkestra o kadar kötü çalmış ki parçayı”!
-”Vokalistler öyle berbat eşlik etmiş ki şarkıya”!
-”Sözler öyle kötüymüş ki”…
Güya, koskoca Müslüm Gürses, dayanamamış bu iğrenç durumlara ve kusmuş falan…
(Yalın gerçek öyle diğilmiş tabi. Çok sarhoşmuş o konserinde Baba. Ayakta zor dururmuş. Ve harbiden çıkarmış midesinde ne varsa)
****
Geçtiğimiz günlerde, evde kızlarımla birlikte, Müslüm Gürses’in yaşamöyküsünü anlatan duygu yüklü bi film izledik. Artık gocamaya başlamış olmalıyım, gözleri yaşarmış vaziyetteydim ben de ekran karşısında. Şaştım kaldım hallarıma?
Film boyunca, gençliğimi sorguladım ister istemez. Ne yalan söyliyim, hiç sevememiştim adına arabesk denen o acayip müziği. Halen de ilkel bulurum ama ilkel olmakla değersiz olmak aynı şeyler midir? Tamtam müziğinden daha kıymetli ne vardır mesela?
Beni arabeskle ilk tanıştıran, barıştıran Beşiktaş’ımızın dünyalarda benzersiz tribünleri olmuştu. Kendimizi bi halt sandığımız yaşlarımız idi işte. Onlarca slogan arasında, Orhan Gencebay’ın ” Bir teselli ver” ve Ferdi Tayfur’un ”Ben de özledim” şarkılarının tribün versiyonları da söyleniyordu o vakitler.
Tribündeki üniversiteliler grubu çok entel-danteliz ya hani, bunların aslını hiç dinlememişiz hayatta. Beğenmiyoruz, küçümsüyoruz falan…
Ama çArşı söylüyordu işte gümbür gümbür.
****
Merak edip öğrendikti mecbur. Orhan Baba’yı da, Ferdi Tayfur’u da dinledikti Beşiktaş Köyiçi’nin nice birahanelerinde.
Gurbet eldeki ilk biralar, ilk patates kızartmaları çok hüzünlüdür, bilemezsiniz. İçeni adam eder, yiyeni herif eder. Sen ne kadar bulutlarda uçarsan uç, gerçek hayat diye bişey vardır bu memlekette.
İnsanın ayaklarını yere bastırır. Örneğin Müslüm Baba gerçek hayattır. Okumasını bilene ikinci üniversitedir, İnönü Stadyumu Kapalı Tribünü.
Tadını bilene yaşamın ta kendisidir Beşiktaş Çarşısı.
****
Dilek Taşı da o günkü şarkılarımızdan biriydi tribünde. Yanlış bilmiyorsam Gülden Karaböcek’in eseridir, tam emin olamadım bu satırları yazarken.
Tezahüratlara uyarlanmaz, kol kola girilir, olduğu gibi söylenirdi maç öncesi;
-”Bir hayal tufanı eser başımda / Hangi yana baksam durur karşımda”.
****
Pankreasımdaki bi sorunla yaşıyorum epeydir. Perhiz listesinden başka hiçbi ilacı olmayan bi hastalık bu. Şöyle anlatayım beslenme listemi; şu yaşıma değin severek yiyip içtiğim ne varsa yasak, ama ne kadar lüzumsuz yeşil otlar-yemişler varsa serbest!!!
Listeyi görünce tepki koydumdu ilkin; ”Ben ne yiyecem şimdi ki, her şey yasaklanmış yahu, böyle diyet listesi mi olurmuş” diyerekten. Sonra da mecburen doktorumdan rica edip, pazar günleri 1,5 gıymalı yeme izni bari alıverdimdi.
(Biraz zor oldu Giresunlu olmayan doktorumu ikna etmesi, bizim pazar pidemizin ”hamur” sayılmayacağına, içindeki kıymamızın ”et” sayılmayacağına dair)
****
En kötüsü (aslında kuşkusuz en iyisi) yeşil masalardan da uzak düştüm, alkol kesinlikle yasaklandı. Patates kızartması bile yemeyecekmişim arkadaş! Dünya, dünya olalı böyle zulüm görmedi!
Pek ender, arada bi kaçamak yapıyorum ama. Patates kızartması eşliğinde bi tanecik bira içeyim dedim misal, geçen akşam. İlk yudumda direkt komaya girecek halim yok ya diye düşündüm. Bardağımın ilerleyen dakikalarında Beşiktaş Köyiçi düştü aklıma. Nerden düştü, nasıl düştü bilemiyorum?
Baktım, kendi kendime Dilek Taşı’nı söylüyorum. Tezahürat yapar gibi…
Atkımı açmışım… Bi sağa-bi sola yaylanıyorum…
****
Yaş 55 artık. Yolun beşte biri eder. Gençliğimizi özlüyoruz tabi, Müslüm Babayı bile seviyoruz her nasılsa.
Gelse kalkıp öte taraftan, tutsa elimden, beraber söylesek;
”Mutluluktan haber ver dilek taşı”!
Sonra da bi güzel kusuversek, bu yalan dünyanın orta yerine!

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

YAZARLAR / Tümü
ender birgül: bu sayı satılık mı
2025-12-23 17:44:45