Pek fazla adı geçmeyecek belki ama makalemin bu ana çerçevede okunmasını dilerim.
Şensoy, ustam dediği Haldun Taner’in; “Birinci kitabı yazmamak gerek” diye konuştuğunu anlatır.
***
2010 yılında yayımlanan birinci kitabım Baklava Desenli Ev, kuşkusuz ilk göz ağrım olması yönüyle değerlidir göynümde. Kendince bir amacı, bir iddiası, hatta eski bir sevgiliye “merhabası” mevcuttur. İlk kez burada açık edeyim, Baklava Desenli Ev, İstanbul’da, Kadıköy yakasındadır.
Kariyerim boyu çok daha donanımlı şeyler yazdımsa da hiçbir ürünümün bu kitap denli insan sıcağı taşıdığını sanmıyorum.
Sonram biraz karışıktır zaten. Dünyada, üçüncü kitabı ikinciden önce çıkan yegane yazar Gürsel Ekmekçi’dir muhtemelen. Çok güldümdü buna.
Yaşamda herşey komik değil tabi. Ayrıntıya girersem kalp kırarım, boşveriniz, şehrimde gördüğüm bir takım dangalaklıklar yüzünden, kitap sahibi olmak rütbemi askıya aldım. Yayımlanmamış bissürü dosyam var, nasıl olsa ölünce “sırma saçlıydı” derler, kitaplarımı basarlar. Çok umurumda değil…
Okursunuz.
***
Birinci kitabımda ele aldığım konulardan birinin başlığı “Dar Vakit” idi… Aile büyüklerimden duyduğum, Giresun‘dan başka hiçbi yerde kullanılmadığını sandığım (halen aynı sanıdayım) bir zaman dilimidir Dar Vakit.
Kıştır. Hava erkenden kararmıştır. Akşam namazı vakti yaklaşmıştır. Başta elişi örgüleri olmak üzere kadınlara özgü tüm fuzuli işlerin bırakılması istenir. Çocuklara, halı üstlerindeki oyuncaklarının toparlanması öğütlenir. Müezzinler, adeta herkesin eli ayağına dolaşsın diye hızlı hızlı okurken akşam ezanını, anneanneler abdest almak için banyoya, anneler yemek hazırlığı için mutfağa giderler. Derken, kapı zili çalar, babalar eve gelir.
Dar vakit derler adına, tez geçer.
***
İlk gençliğimin unutulmaz ozanı Refik Durbaş’ın da ilk kitap deyu bir derdi var mıydı, bilemiyorum.
Oyuncak çağımı ve ergenliğimi aşıp, deliler gibi kitaplara saldırdığımda, evimizdeki 1000 tane kitabın arasında Refik Durbaş’ınkiler de yer alıyordu. Ablama, abime çok şeyler borçluyum bu anlamda. Başka bir evde doğduğumu düşünemiyorum yahu.
Çırak Aranıyor, Menzil, Barış Koyun Çocukların Adını…… Bugün bile ezberimde durur. Dahası, kişiliğime katkıları büyüktür dizelerinin.
Sonra, Cumhuriyet Gazetesi yazarı olarak da çok okudum Refik Durbaş’ı. Hep önemsedim.
Ve vefat ettiğinde bu büyük ozan on yıl kadar önce, çok üzüldüğümü anımsıyorum.
***
Pazar günkü Cumhuriyet’te okuduğum bir “arka sayfa” haberi, darmaduman eyledi beni. Sanatçı dostları bir araya gelip bir “saygı” albümü yapmışlar Refik Durbaş’a. Şiirlerini bestelemişler.
Şiirlerin en sonuncusu Dar Vakit adını taşıyor.
“Bir su damlası, vay ömrüm
Rüzgarın sabahında yaşadım
Ne aşk çürüdü, ne acılar
Göğsümün kafesinde besledim
Göklerin dar vakit kuşunu”… diye başlıyor.
Belleğimden silinmiş. İlk kez okumuş gibi heyecanlandım.
***
Uzun uzun dinlesem albümü? Acaba anneannem abdest almaya gider mi? Annemle babam eve geri gelir mi? “Hadi dar vakit oldu, ezan okunacak, çabuk olun” desem? Acaba?
Yani ben şimdi annemi bir daha hiç göremeyecek miyim?
































