size nasıl öğreteyim ben; sözgelimi yazı yazmayı?
o bi ruh halidir.. o hapşırmak gibi bişeydir.. Ferhan Şensoy tanımlar en iyi; “çişim gelir gibi yazı yazasım geliyo”!!!
şaştım kaldım, aynen odur..
ünv. yıllarımda??? Ferhan Şensoy’a ilk erdiğimde de şaşıp kaldımdı aynen??? ben de yahu??? evet la ben de??? doğdum doğalı sözcükleri eğip bükmeye?? harflere takla artırmaya bayılıyom?? ben de yahu??? yapıp yapıp gülüyom, edip edip güldürüyom???
kimseden öğrenmedim ki, kimseye öğreteyim?
kendi kendine oluyo herşey, ben bişi yapmıyom ki??
***
size nasıl öğreteyim ben; sözgelimi çok sesli müzik eylemeyi?
o bir aşk halidir.. doğada ne varsa tıpatıp odur.. Giresun limanındaki vapur düdüğü? Hakyemez apartmanına konmuş güvercin guklaması? şiddetli kıble ki adamı korkudan öldürür, artık öyle bir rüzgar esmiyo? bunların hep ikinci, üçüncü sesleri vardır yahu? hissedecen, hepsi budur?
sonra Kaya Ekmekçi’nin lütfettiği mandolin? minik gürsel’in iki başparmağından yadigar, halen duran boğumcuk izleri? tesadüfen yakalanan armoni? aaa baba bak, şu ikisine aynı anda basarsam nooluyo?? aaa baba bak üç notaya da aynı anda basabiliyom artık?? bak şöyle şöyle basarsam olmuyo ama böyle böyle yapınca oluyo, ne tatlı sesler çıkıyo di mi?
-evet küçük inek, afferin!!!
ünv. yıllarımda Timur Selçuk’a erdiğimde? en soylu çalgının insan sesi olduğu anladığımda??
ben de yahu ben de?? şaşıp kaldımdı aynen? zaten doğaçlama öyle açıyom ki ağzımı?? öyle kullanıyom ki zaten diyaframımı?
-Hocam ben operacı olmak istiyorum?
– (benzersiz Timur Selçuk tebessümü)
solfej bilgim eksüğüdü, bi de armoni zekam az idi.. ki müzik değil matematiktir.. nota defteri kadar cetvel ve hesap makinesi de gerektirir.. öğretti büyük usta..
ritm duygum hâlâ sıfır, ben size nasıl öğreteyim?
***
size nasıl öğreteyim ben; sözgelimi Beşiktaşlı olmayı?
her takımın taraftarı der, boş boş; bizimkisi takım tutmak değil?? hadiyin la oradan! üç kez başarısız olun, tribününüz bomboş!
ar değil ayıp değil, vebal değil günah değil.. ilkokulda ve orta bir’de cimbomlu idim ben.. ama Beşiktaş’ın basketbol maçlarında ekran başına mıhlanır kalırdım.. sayayım mı ilk beşi; hurşit, battal, erman, abdullah, tom davis..
kimse beni yemesin, hiçbiriniz de yemeyin, o zamanlar futbolda basketbolda ve voleybolda ayrı ayrı takımlar tutulur idi..
hepiniz futbolda cimbomlu, baskette efesli idiniz, hepiniz futbolda fenerli, voleybolda eczacıbaşılı idiniz??
ama? minik gözlerim? baskette de? hatta hentbolde de? Beşiktaş taraftarını gördükçe tv’de?
-baba ben artık Beşiktaşlıyım, dedim bigün..
üzüldü o gassaray liseli adam.. suratı halen gözümde durur;
ünv. yıllarımda Çarşı Tribünü’ne erdiğimde?? ben de yahu ben de? adanmışlık insanıyım, tek vücut olma insanıyım, kötü günde vefa insanıyım..
ana kuzusu, muhallebi çocuğu falan girdim o kutsal, o dünyanın en görkemli tribününe..
o günden bu yana ödün vermez delikanlıyım!!
size nasıl öğreteyim “herif” olmayı?
***
nihilizm yönünü bilmem, tasavvuf felsefesinin hangi aşamasıdır çözemem??
mevlana ile yunus emre ile ne kadarı bağdaşır hiç anlamam???
bunlar benim iyi bildiğim konular değildir.. ama.. şu yaşıma geldim, kendimi ait hissettiğim, kendimi emanet ettiğim tekbi makam vardır;
olmak istediğim budur..
***
var olsun, çok kıymetli büyüğüm Uğur Karaibrahimoğlu dedi ki bigün;
-senin bi caddeye adının verilmesi lazım gürsel!!
-zeytinlik mahallesi’nde bi çıkmaz sokağa verilsin abi!!
***
aziz ve muhterem kardeşlerim,
cümleten sağlıklı pazarlar dilerim.. önce Gök Tengri’mize sonra Türk hekimlerine emanet olunuz..