1997-1998 yıllarında İnsan ve Davranışı kitabını okudum. Bunları İnsan İnsana, İçimizdeki Çocuk, İçimizdeki Biz, İyi Düşün Doğru Karar Ver, Savaşçı, Yetişkin Çocuklar kitapları izledi ve içim hayranlık duygularıyla dolarken bir gün kendisini televizyonda gördüm. Sevecenliğiyle yüreklere işleyen bir içtenliği vardı. Çok etkilenmiştim.
TV programlarında ve kitaplarında hem akla hem de gönüle dokunuşunu hissettim. Bende bazı kavram ve değerler yeniden şekillenmeye, bazı tabularım yıkılmaya, sıklıkla birbiriyle kavgalı olan aklımla yüreğim, özümle yüzüm yüzleşmeye, uzlaşmaya, kucaklaşmaya başlamıştı. Bende “Gelişim Odaklı Değerler Kültürü” ağır basmaya başlamıştı, aslında özümde var olduğuna inandığım “can” ve “öz”ün ne olduğunu ve değerini anlıyordum. Anlattıkları öteden beri şiirlerimde dillendirip yaşamda uygulayamadığım düşüncelerimle örtüşüyordu.
Hocama gönül borcum olduğunu duyumsadım. 2001 yılında kendisine karşı olan duygularımı, kanılarımı içeren (on bir dörtlük) bir şiir yazıp bir mektupla program yaptığı TV adresine yolladım.
CÜCELOĞLU
Ne iltifat ne yaranmak ne övgü
Sana gönül borcum var Cüceloğlu
Sadece hayranlık, saygı ve sevgi
Öpeyim elini ver Cüceloğlu
Sevgiye susamış, sevgiye açız
Korku kültürüne birer aracız
Sizin gibi değerlere muhtacız
Lütfen daha anlat, sor Cüceloğlu
…
İster ki sevgide erisin korku
Sevgi ile dönsün varoluş çarkı
Fark etmemiz için candaki farkı
Çırpınıp döküyor ter Cüceloğlu
…
İnsan gönlü hassas, müstesna bir cam
YILMAZ kırmamaya özenir hocam
Sizden istirhamım, isteğim, ricam
Gitme, Türkiye’de dur Cüceloğlu
Gebze’de öğretmen olan oğlumuz Kutsal’ın yanındayım. 17 Ocak 2020 Cuma akşamı telefonum çalıyor.
“Ben Doğan Cüceloğlu, Yılmaz Özer ile mi görüşüyorum?” Şaşkınlıktan dilim dolaşıyor (Tabii öncesinde oğlum Mutlu’yu da aramış). “Sizinle yakından tanışmak isterim, birlikte bir yemek yiyelim,” diyor.
“Teşekkürler hocam, onur duyarız gerçekten,” diyorum.
“Yer ismi vereyim, 22 Ocak 2020 Çarşamba uygun mu?”
“Elbette hocam, iki oğlumuz burada, onlarla gelebilir miyiz?” diyorum.
“Tabii, aileden ne kadar kalabalık gelirseniz sevinirim, eğer yanınızda varsa şiir kitabınızdan on adet yollar mısınız?” diyor. Şaşkınlıktan, heyecandan uçuyoruz.
Sevgili hocamla iletişim içine geçtikten sonra elli yıllık “Mutsuz” mahlasımı kaldırıp yalnızca ismimi kullanmaya başladım. Zaman zaman sosyal medya üzerinden şiirlerimi ve çocuklarımla çalıp söylediğim türkülerimi video halinde paylaşmış, bir seferinde benden “Feleğin çemberinden geçmiş, Anadolu’nun çileli bir halk ozanı” diye bahsetmiş ve bu sözü benim için en büyük ödüllerden biri olmuştur.
Hocama Olan Tutkum İkiye Ayrılıyor
Bilge Baba’ya olan tutkumu ikiye ayırıyorum. 1- Kendim ve ailem için olan değişim, gelişim, insan ilişkilerindeki farkındalıkları başlatan hayranlık üstü sevgi, saygı, şükran, minnet duygularım; 2- Genel (toplum-ülkemiz) için olan kitaplarıyla, sosyal medya/video paylaşımlarıyla, özellikle çocuklara, gençlere yönelik çabaları, bunu halkın her kesiminin anlayıp kavrayabileceği bir üslup ve dille ilmik ilmik işlemesi. Ayrıca bizzat tanık olduğum, kitaplarındaki Doğan Cüceloğlu’nun yaşamında da bu içtenliği yaşamasıdır.
Bana göre hocamın diğer bilim insanlarından farkı akademik/bilimsel sınırlar içinde kilitlenip kalmaması. Bilim insanı ile gönül insanını bir potada kaynaştırıp yansıtması, yaşaması ve bunu yaşamına geçirdiği aşkınlık boyutudur. Bilim, buluş dünyasına insanların mutluluğu için kazanımlar bırakan yüce yürekli bilim insanlarına özgü, özverili, vefalı, adanmış ruhu… Bir Yunus, Âşık Veysel derinliğince engin, sabırlı, halden anlayan, var olan her canı kendi canından bir parça bilen bir gönül insanı.