Dün yatak odasında kışlık ve yazlıkları ayırıyorum; oda arka bahçeyle aynı seviyede, pencere açık ve dönen pervane serinlik veriyor. Birden küçük bir kızın heyecan dolu sesini duydum:
Arka bahçe çimenlik; bir komşu kadın çimenin üstüne örtü sermiş ve iki küçük çocuğuyla hem konuşuyor hem de birlikte bir şeyler yapıyorlar. Yeni gelen grupta iki küçük kız var; heyecanla bağıran kız üç, üç buçuk yaşlarında, bukle bukle saçları var. Altı yaşlarındaki ablası annesiyle birlikte arkadan geliyorlar.
Öncülük yapan küçük kız büyük bir heyecan ve şevkle, “Ben de Varııım!” dedi ve oturan gruba doğru koştu. Sonra duraksadı, arkadan gelen annesini ve ablasını bekledi. Onlar biraz yaklaşınca yeniden, “Ben de Varııım!” diye bağırarak oturanlara doğru koştu.
Yaşam dansının önümde açılımını seyretmenin eşsiz coşkusu içinde bir süre sessizce çocukların ve annelerin cıvıltısını dinledim. Yaşamın anlamlı ve sağlıklı olması için “BEN olmak” gerekir; ama o “BEN” anlamını ancak bir ekibin içinde, “BİZ’in bir üyesi olarak” bulur.
Ve üç yaşında bir kız çocuğu bunu doğuştan biliyor. Hisleriyle biliyor ve şu an bu gerçeği yaşıyor.
Bu gerçeği doğuştan hepimiz biliyorduk! Lütfen yeniden hatırlayalım; unutmayalım.
BEN varım. Bu önemli; benim hayatımda ben olarak var olmam gerekir. Ne var ki, benim hayatım “BİZ”in içinde anlamını bulur. BİZ’in bir parçası olmanın sorumluluğunu keşfetmek ve o sorumluluğun gereğini yaşatmak anlamlı, coşkulu ve güçlü bir yaşamın temelini oluşturur. Ailede ve okulda BEN ve BİZ gerçeğini hatırlayıp yaşatmakta fayda var.
Duymasını ve dinlemesini bilenlere çocuklarımız bu gerçeği hatırlatmaya devam edecek.
Doğan Cüceloğlu (18 Haziran 2019)