Ali Poyrazoğlu, geçtiğimiz günlerde, Ange Yayınları etiketiyle raflarda yerini alan “Oyuncunun 3 Unsuru” adlı kitapla ilgili şunları söylüyor :
‘”İster çalışan bir oyuncu ol,
İster tiyatro bölümü öğrencisi,
İster oyuncu olmak isteyen tiyatro sevdalısı.
Bu kitap sana yol gösterecek…
Hayallerini gerçekleştirmek isteyen herkes için
mükemmel bir yol haritası…”
Melih Ekener kırk beş yıllık oyunculuk deneyimleri, on beş yıllık sahne derslerinde edindiği bilgileri tiyatro öğrencileriyle paylaşıyor ve oyunculuğun üç unsurunu oluşturan faktörlere (beyin, zeka, bilinç, hayal gücü, hareket, iletişim, konuşma) değiniyor. Dil, çene, dudak, rezonans, vokal, diyafram egzersizleri hakkında okuru aydınlatıyor.
Söz yine Ali Poyrazoğlu‘nda:
“Burası neresi?
Burası orası. Burası elde kalan en son özgürlük alanı.
Burası sahne.
16 metreye – 14 metre. Bazen 10 metreye 6 metre
Bazen de küçücük 5 metreye 4 metre…
Burası sahne,
Elimizde kalan en son özgürlük alanı.
Ele geçirilmemiş, satın alınamamış.
İşgal edilememiş son alan.
Sözcüklerin birbirine karıştığı, kucaklaştığı yer.
Cümlelerin içinden başka cümlelerin geçtiği, doğduğu, zihinleri parlatan, aydınlatan, şimşekler çaktıran, kahkahalarla meydan okuyan yer burası. Buralarda konuşmaya, söylemeye, şakımaya devam ediyor insanoğlu 2500 yıldır ve devam edecek.
Ne ki sahne?
Ne ki tiyatro?
Bir anlatan bir dinleyen yetiyor. Sonra onlar giderek ka-labalıklara dönüşüyor. Büyük kalabalıklara. Biz buralarda söylemeye devam edeceğiz gücümüz yettiğine,
Enerjimiz tükenmedikçe,
Işıklar yandıkça.
Işıklar sönse de
Devam edeceğiz.
Biz yorulurken başka aydınlık dostları, sevdalıları, adanmışları, gelip yerimizi alacak.
Çocuklar, gençler, hep genç kalanlar, anlatmaya paylaş-maya hep devam edeceğiz.
İnsana ait hiçbir şey yabancımız olmayacak.
Yaşadığımız çağa tanık olacağız.
Iskalamayacağız.
Biliyoruz ki bu alanda kendini adamışların söyledikleri, göçüp gitmişlerin sesleri, vücutlarıyla boşluğa çizdikleri heykeller, ufak ya da büyük. Bütün sahnelerde dolaşmaya, devam edecek.
Görecek halimizi, Muhsin Ertuğrul’u, Gazanfer Özcanı Bedia Muvahhiť’i, Şaziye Moral’ı, Cüneyt Gökçer’i, Gülriz Sururi’yi, Engin Cezzar’ı, Müşfik Kenter’i, görecek.
İsmet Ay’ı, Vasfi Rızası, Ercüment Behzaťı, Aziz Nesini Refik Erduran’ı, Suna Pekuysal’ı, Bülent Kayabaş’ı, Shakespeare’i, Zeki Müren’i, Ulvi Uraz’ı, Lale Oraloğlu’su, Moliere efendisi, Ahmet Vefik Paşa’sı, Nisa Serezli’si.
Hepsinin hala sahneden birbirinin önünden geçmeden, şefkatle, sevgiyle sarmalayıp seyirciye gönderdiklerini, görecek ve duyacaklar.
Sahneye çıkan her oyuncu arkasında bu kadroyla sah-nede olduğunun bilincindedir. Bizler de sahneden salona bakarız. Bu son özgürlük alanından sizlere bakarız. Söylediklerimizin, öykülerini anlattıklarımızın, zihinlerimizde yepyeni ufuklar açtığını, tiyatrodan yenilenmiş manen zenginleşmiş olarak hayata geri döneceğimizi biliriz. Tiyatro dediğin nedir ki? hayattan iki saatliğine çıkılan bir tatil.
İnsana, insanın hallerine bakma. Başkasının öfkesinden kendi öfkeni, başkasının iki yüzlülüğünde kendi iki yüzlülüğünü, başkasının sevgisinde, aşkında, kopuşunda, ayrılışında, kendini okumanın. Başka hayatlarda kendinin, ya-kınlarının hayatlarına paraleller çizme mucizesi, gülerek, ağlayarak, coşarak, sevinçle dolarak ölüme meydan okuma mucizesi. Tiyatro bu işin %50 si oyuncular. Yüzde ellisi de seyirciler. İkisi bir araya gelince kıvılcım çakıyor. Tiyatro dediğimiz mucize gerçekleşiyor. Birlikte düşünme, kendini ve yaşamı değiştirecek mucize. Tiyatrodan çıkarken yarına yeni baştan, cesaretle ve değiştirme gücüyle başlama mucizesi.
Seyircilerle oyuncular birbirlerini dönüştürürler. Her seyirci bir sınavdır. Oyuncunun kendini daha güçlü, daha ustalaşmış olarak keşfetmesi için. Seyirci için de oyuncular birer sınavdır. Gülerken düşünür, düşünürken gülerler. İzledikleri zihinlerine, genlerine yerleşir; öyle çıkarlar oyunlar-dan. Çünkü tiyatro gidilen bir yer değildir. Seyrettikleriniz sizinle beraber salondan çıkıp, hayatınıza yerleşir. Oyunlar, oyuncular. Siz başkasına anlatırsınız o bir başkasına. O da bir başkasıyla tartışır oyunu, onlar da bir başkasıyla. Aradan yıllar geçer bakarsınız hala oyunun sizde bıraktığı izler üstüne düşünüyor, tartışıyorsunuz. Heyecanla hatırlıyor, geçmişi bugüne getirip paylaşıyorsunuz
Seyircilerde alkışlarlar, sayılarını, sevgilerini gönderirler. Sahnedeki oyuncuları onurlandırırken, tiyatro tarihidir alkışladıkları.
Kurtulmuş, kurtarılmış bölgede, inatla yaşamı sürdüren son özgürlük alanında oyuncular ve seyirciler el ele yaşamı yeniden şekillendirirler. Birbirlerine saygılarını sunarlar.
Tiyatro artık yalnızca oyuncuların, tiyatro yapanların değil, seyircilerin de direndiği son özgürlük alanlarıdır çünkü.”
Melih Ekener “Oyuncunun 3 Unsuru” ile konservatuar giriş sınavına hazırlananlara tavsiyeler getirirken, okunması gereken kimi kitaplara ait bir de liste sunuyor.
“Oyuncunun 3 Unsuru”nu okumanızı öneririm.

































