Şöhretin zirvesinde olan bir yazar, yine üşenmeden bana bizzat kendisi o kitapları satın alıp yolladı. Kendimi o kadar değerli hissettim ki o his sayesinde tüm öğrencilerimin umudu oldum.
Doğan Hocamı bana sevdiren onun taşralı entelektüel bir akademisyen olmasıydı. Çünkü her akademisyen entelektüel değildi bana göre. Onda kendi çocukluğumu buluyor, Anadolu’nun masum yüzünü okuyabiliyordum o güler yüzünde.
Lise eğitimi döneminde de bu öğrencilerimizi yalnız bırakmadık. Doğan Hocamızın yardımlarıyla çoğuna kaynak sağladık. Eğitim Fakültesi ve Hukuk Fakültesi’nde okuyan birçok öğrenciye öğrenim hayatları boyunca burs verip okumalarına yardımcı oldu o engin gönüllü insan. Bu öğrencilerin çoğu şimdi hemşire, öğretmen, avukat, muhasebeci, müfettiş, devlet memuru ve daha nice meslekte görevlerini ifa ediyorlar; yüreklerinde insan sevgisi… Bu öğrencilerin ortak özelliği, hepsinin kendilerini Doğan Cüceloğlu’nun ekibinde hissetmeleri, kendinden sonra gelen öğrencilere burs vermeleri ve Doğan Cüceloğlu okulunun bir ferdi olmalarıdır. Bulundukları yerlerde hâlâ Doğan Hocamızın yaktığı meşaleyi elden ele tutuşturup Anadolu’da gönüllere hitap etmektedirler.
Doğan Hocamız Anadolu’ydu. Ülkemizde okutulan psikoloji kitaplarının çoğu çeviriydi ve birçok örnek bu ülke insanının ruhuna uymuyordu. Ama sevgili Doğan Hocamızın tüm örnekleri Anadolu’ydu ve biz o örneklerin ta kendileriydik. Kendimiz olunca da tedavimiz kolaylaşıyordu.
(Mustafa Karadağlı / İyi ki kitabından…)