

Zorlu PSM, kendi prodüksiyonuyla ilk kez bir tiyatro oyunu sahneye koydu.
Kısa süre önce prömiyer yapan “Şehirde Kimse Yokken” oyununun yazarı Ahmet Sami Özbudak, yönetmeni Lerzan Pamir. Dekor çarpıcı, sahnede yıldızların aydınlattığı bir gökyüzü var. Ortasında bir berber dükkânı. Oyunda Elif Ürse’nin canlandırdığı Semah adında bir anlatıcı var: Elif Ürse’yi sahnede birçok kez izledim, burada da oyunu yükseltiyor, çok başarılı.
Oyun sonrası konuştuğumuz Elif Ürse, Semah’ı şöyle tanımlıyor: “Semah hepimizin hayatında bir yerlerde, okulda, mahallede ya da aile içinden tanışık olduğumuz, farklı, tuhaf ya da deli diye ayrıştırılan, herkes gibi yaşamayan, düşünmeyen biri. Aslında düşünmeyi bilen bir kadın. Varlığımız, bize dayatılanların sorgulanmadan yaşanması öğretilmiş bir toplumda Semah’lar konfor alanlarından çıkmamız için kışkırtırlar bizi. Semah, oyunda ikiz kız kardeşinin hikâyesi üzerinden kadının toplumdaki görünmezliğini kendi farklı görünürlüğü üzerinden aktarıyor bize…”
Toplum kendisi gibi olmayanı “deli” diye tanımlar; Semah da ikiz kardeşi Segah’ın acı ve şiddet dolu yaşantısına müdahale edemeyişine dayanamayınca, köyü terk ederek şehre gidiyor, bir oğlu oluyor. Sahnede oğlu Ali’yi annesinin hayatını filme çekmek isteyip bir türlü gerçekleştiremeyen genç adam olarak görüyoruz. Ali’yi Kerem Arslanoğlu canlandırıyor ve doğal oyunculuğuyla bu acıklı hikâyenin gülen ve güldüren yüzü.
Başka bir hikâye, Rukiye’nin öyküsü. Köyünden, kocasının şiddetinden iki çocuğunu bırakıp kaçan Rukiye, uzaktan tanıdıkları Ali Seçkiner Alıcı’nın oynadığı berber Nurullah’ın yanına sığınır. Berberin de dile getirmediği acı bir hikâyesi vardır. Alıcı, kendisini kanıtlamış başarılı bir oyuncu.
Rukiye’yi canlandıran ise tiyatro sahnesinde nasıl olacağı merakla beklenen Elçin Sangu. Dizilerden ve sinemadan tanıdığımız oyuncu tiyatroda da başarılı oldu.
Oyun, şiddet gören kadın hikâyelerinin yanı sıra, erkeklerin de yaşadığı baskı üzerine tartıştırıyor. Toplumda bireylere “kadın” ve “erkek” diye verilen rollerin ne kadar doğru olduğu sorusunu soran oyun, Rukiye, Nurullah ve Ali’nin perspektifinden cinsiyet meselesini inceliyor.
Oyunun ışık tasarımı, bizi masallara, gökyüzüne, yıldızlara götürdü. Berber dükkânı dekoru ise çok gerçekçiydi. Oyunun müzikleri, birçok oyunun müziğini yapan ve her işini başarılı bulduğum Tolga Çebi’ye ait.
“Öncelikle bir Türk yazarın oyununu sahnelemek, heyecanlı ve önemli” diyen Çebi, “Bu oyunda müzik yapım aşaması biraz zordu. Koronavirüsten de kaynaklanan sıkıntılar yüzünden provalar aksadı. Buna rağmen hepimiz çalışmaya devam ettik. Başlangıçta metne göre hayal ettiğimiz ve yaptığımız müzikler, yolculuğun bitimine doğru fazla kaldı. Zaten dramatik yapısı önde olan bir oyunda, dramatik müzik kullanmak işimize yaramadı. Daha çok fon-atmosfer müziği gerekti. Müzikleri azaltıp sadeleştirdik, fonları artırdık. Böylece müzik, daha işlevsel oldu. Oyunun yapımcısı Feri ve yönetmeni Lerzan daha önce de çalıştığım arkadaşlarım. Onlarla çalışmak bir zevk” diye konuşuyor.
Oyun, sezon sonuna kadar Zorlu PSM’de sahnelenecek.
Hassas duyguların derin sularında yüzüyorsun. İçsel sezgilerin güçleniyor, zira kalbinin sesine kulak verme zamanı. İlişkilerinde sağlıklı sınırlar koymak, duygusal yüklerinden arınmana yardımcı olabilir. Sanat ve yaratıcılıkla ilgilenmek için mükemmel bir gün. İçindeki yaratıcılığı birkaç heceyle anlatmaya ya da tuvalde ifade etmeye çalışabilirsin. Maneviyat, ruhsal gelişim ve meditasyon gibi uygulamalar bu dönemde seni aydınlatabilir. Beklenmedik bir destek, hayal gücünü harekete geçirebilir. Hayallerin peşinden gitmekten çekinme; evren seni yönlendirecek. Kendine olan inancını tazele, merhametinle hem kendine hem başkalarına dokun. Tam bu noktada, sezgilerin kılavuzluğunda kararlılıkla ilerlemen gerektiğini unutma.