Tanışmamıza kadar olan süre içinde onu Umay’dan dinlerdim. Umay’ın her zaman gülen gözleri sanki bana Doğan amca ile ilgili bir konu anlatırken daha da ışıldardı. Umay hep paylaşsın, ben dinleyeyim, birlikte düşünelim, birlikte anlamlandıralım ve birlikte öğrenelim isterdim hikâyelerden.
Hiç unutmam ilk tanışmamızı ve o ânın bende bıraktığı hissiyatı. El sıkıştığımız esnada Doğan amca, “Bukeeet, seni tanıdığıma çok memnun oldum!” derken öyle bir sıcaklık, samimiyet, sevgi ve memnuniyet hissetmiştim ki en derinimde. Doğan amcanın kucaklayan vücut dili, ışıl ışıl gülen gözleri ve yüzündeki onaylayan ifadeyle, o an Buket olarak iliklerime kadar var olmuştum karşısında. Ve bu âna kadar, bana kendimi bu denli var hissettiren tanışmalar tecrübe edip etmediğim üzerine düşünmüştüm. O kadar azdı ki sayısı. Sihir gibiydi bu his, çok değerliydi ve ben kendimi çok şanslı hissediyordum.
Normalde havanın güneşli veya bulutlu olması ruh halimi etkilerken Umaylarda başlayan hiçbir pazar içim bulutlanmazdı, yağmur yağmazdı. O gün bir tek güneşi hissederdim. Kahvaltı sofrasında sadece yüzler değil, gözler de gülerdi. Sevgiyle gülen gözler demek, “Biz biriz, aileyiz,” demekti, karşılıklı saygı ve anlayış demekti.
Doğan amca sohbetlerin başında hepimizle bir bir göz teması kurarak öncelikle hatırımızı sorardı. Yönelttiği sorulardan sonra bizi can kulağıyla dinlerdi. O ortamda, karşılıklı kurulmuş güven duygusunun varlığını ve gücünü hissederdiniz. Sohbet konusuna dair duygular ve düşünceler tüm şeffaflığıyla paylaşılırdı. Herkes tam anlamıyla “olduğu gibi” olabilir, özünü dürüstlükle yansıtabilir ve o şekilde kabul görürdü. Sevgi dolu, samimi, yargıdan uzak, herkesin birbirinin sınırlarına saygı duyup birbirine anlayışla yaklaştığı bu ortamı Doğan amca sağlamıştı bizlere. Gerçek bir sohbetin ne anlama geldiğini, nasıl gerçekleşmesi gerektiğini bu süreçte yaşayarak öğrendim.
(Buket Benhabib / İYİ Kİ kitabından…)