
| TÜRK EDEBİYATI HAKKINDA KISA TARİHİ BİLGİ-5 |
XIX. YÜZYIL
Ondokuzuncu yüzyıl Türk edebiyatının, eski şark karakterinden modern avrupa karakterine geçişini hazırlayan bir intikal devridir.
Bu yüzyıl başlarında saz şiiri çok genişlemiş, biraz daha divan şiirine yaklaşmış, az çok kültürlü, çeşitli konulara el uzatabilen ve siyasi, içtimai tenkid fikri taşıyan şairler yetiştirmiştir. Erzurumlu Emrah, Zihni, Dertli ve Seyrani bunlardandır. Eski halk destan ve hikayeleri de kendi içindeki tekâmülle neredeyse roman haline gelmekte bulunmuştur.
Divan şiiri eski sanatlarından bir hayli sıyrılarak bariz bir sadelik ve yerlilik temayülü göstermektedir. Bu temayülün en göze çarpan mümessili Vâsıf’dır. Daha çok eski geleneğe bağlı görünen İzzet Molla’da bile, ondokuzuncu yüzyıl mahsülü ve az çok Avrupa tesirinin neticesi olan modern bir siyasî tenkid fikri ve yenilik ruhu göze çarpmaktadır. Divan şiirinde saz şairleri ağzından şiirlere daha çok rastlanmağa başlanmıştır.
Tekke edebiyatı, Kuddusi gibi eski ruhu devam ettiren büyük şairler yetiştirmekle beraber, bilhassa bektaşi şairlerinin hayat dolu zarif şiirleriyle, saz şiiri ve divan şiirindeki yeniliğe paralel bir yolda ilerlemiştir.
Yüzyıl ortalarında bir nevi neoklâsik hareketler görülmüş ve şiirimiz tekrar Fehim ve Naili yoluna dökülmek istenmiş; bu temayül, Leskofçalı Galip, Manastırlı Naili, Hersekli Arif Hikmet, Üsküdarlı Hakkı, Yenişehirli Avni gibi değerli şairler yetiştirmiş ise de geniş ve devamlı bir tesir yapamamıştır.
Nesirde de daha önceki yüzyıl temayülleri devam etmiş, Şanizade gibi süssüz ve sade bir şekilde tarih ve ilmî eser yazanlar çoğalmıştır. Akif Paşa’nın nesri içinde şuurlu bir yeni hayat uslûbuarzeden ifadelere rastlanmaktadır.
Ayrıca eski nazmın ve nesrin muhtelif tarzlarını temsil eden birçok yazarlarda göze çarpmaktadır. Fakat bunlar, neoklâsik temayüller gösterenler de dahil olmak üzere, aralarında değerli şahsiyetler bulunmasına rağmen, eski yüzyıllardaki geniş rağbeti görememişlerdir. Çünkü bütün bu tarzları barındıran eski klâsik devir sarsılmıştı. Cemiyet, Avrupa medeniyeti denilen bir baskı altında, bir ölüm kalım mücadesi içindeydi. Osmanlı İmparatorluğunun siyasi ve içtimai hayatında büyük değişiklikler olmuş, bir ıslâhat ve tanzimat devri açılmıştı. Eski devrin ifadesi olan eski edebiyat, bilhassa divan edebiyatı, tarihi seyrini ve tekamülünü tamamlamıştı.
Yüzyıl sonlarına doğru Avrupa ile temas çoğaldı. Birçok yazarlar, Avrupa’yı gördüler, avrupa dili öğrendiler ve avrupa eserlerini tetkik ettiler. Bunlar bir kısım eserlerinde eski şekle bağlı kalmakla beraber, zamana uygun bir ruh gösterdiler; edebiyata onsekizinci yüzyıl fransız filozoflarının siyasî ve içtimai fikirlerini, tenkid ve inkilâp hamlelerini getirdiler. Avrupa şaheserlerinden örnek alarak, şekil bakımından bambaşka olan yeni eserlerde yazdılar. Şinasi, Ziya Paşa, Namık Kemal, Abdülhak Hâmit, Recaizade Ekrem, Samipaşazade Sezai, Ahmet Mithat bunların en mühimleridir. Böylece, şiirimizde nazım şekilleri ve konuları değişti; nesrimize roman ve tiyatro gibi yeni çeşitler geldi. Tanzimat Edebiyatı adını alan bu hareketten sonra aynı yolda yürüyen Edebiyat-ı Cedide (Servet-i Fünun) yazarları, avrupai edebiyat taraftarlığının son ve aşırı mümessili oldular. Bu zümre içindeki şahsiyetlerin en mühimleri olan Halit Ziya, Tevfik Fikret ve Cenap Şahabettin gibi yazarlar, şekilde ve ruhta tamamen avrupai, yeni eserler verdiler.
Fakat bu edebiyat da memleketi tam olarak tatmin edemedi. Çünkü, şark kültür ve zevkini yaşatan çoğunluk, avrupai edebiyata kolay kolay ısınamıyordu. Esasen yeni avrupai edebiyat da dil, zevk ve ruh bakımından milleti tam tatmin edecek bir isabet ve mükemmeliyete sahip değildi. Bir yandan saz şiiri ve divan şiiri de memlekette yaşıyor, muhtelif tarzların müdafileri arasında münakaşalar, fikir kavgaları ve hücumlar oluyordu.
Edebiyat-ı Cedide’nin dili, eski divan edebiyatı gibi, osmanlıca ve vezni aruzdu. Halbuki hayatın dili sadeleşmiş, eski ağır osmanlıca terkedilmişti. Aruz vezni de artık ağır ve yabancı görülmeğe başlıyordu. Bu sebeple bu yeni edebiyata da hücum ederek sade Türkçe ile ve hece vezniyle yazmayı müdafaa eden bir zümre ortaya çıktı.Bir yandan da saz şiiri kendi içindeki tekâmülüne devam ederek Dadaloğlu, Ruhsati, Mesleki gibi değerli şairler yetişmekteydi.
Hiçbir zümreye ve mesleğe bağlı olmayan muhtelif karakterlerde şairler ve romancılar da vardı. Bütün bu zümrelere mensup veya müstakil, şahsiyetlerden kimi saz şiiri, kimi divan şiiri, kimi tekke şiiri, kimi avrupa şiiri tarzında; kimi hece ile, kimi aruzla; kimi osmanlıca, kimi sade Türkçe yazıyor ve her biri de hem takdirci, hem de hücumcu ile karşılaşıyordu. Hatta aynı yazarların birbirine aykırı sayılan çeşitli tarzlarda eser verdikleri de görülüyordu.
Muhtelif tarzlarda değerli ve büyük eserler meydana getirmekten de geri kalmayan ondokuzuncu yüzyıl, bilhassa ikinci yarısı, böylece eski yeni çeşitli zevklerin ve tarzların çarpışmasıyla geçti ve yirminci yüzyılda kökleşen yeni Türk edebiyatına bir intikâl merhalesi oldu.
Duygusal derinlik ve sezgi bugün seni sarıp sarmalayacak. İçsel huzuru bulmak için kendine zaman ayırman gereken bir gün. Sanatsal yönlerin canlanabilir, bu nedenle yaratıcılığını ifade etme yolları arayışında olabilirsin. İlişkilerde daha fazla empati göstermek, başkalarıyla bağ kurmanı kolaylaştıracak. Duygusal yoğunluk, küçük tartışmalara neden olabilir, bu yüzden sabırlı ol. Belirsizlikten korkma; akışa teslim olmak ve içsel sesini dinlemek, cesaret gerektirse de seni doğru yola yönlendirecektir. Temizlik ve düzen konusunda alacağın kararlar, zihnini ve ruhunu hafifletecek. Kendini önemsemeyi unutma; içsel barış için gerekli olan nefes molalarını almayı ihmal etme.