KENDİNE SAYGILI İNSAN OLMAK (2)

KENDİNE SAYGILI İNSAN OLMAK (2)

Kişinin kendiyle olan ilişkisi üzerinde ısrarla durduğumu herhalde fark etiniz; belki biraz sıkıcı olmaya başladı.
Ama, benim için bu konu çok heyecan verici. O nedenle ben hiç sıkılmıyorum; ısrarla bu konu üzerinde konuşmak ve anlatmak istiyorum.
Neden heyecan verici?
Çünkü çok önemli.
Neden çok önemli?
Büyük resimdeki aldığı yer nedeniyle.
Ne demek büyük resim ve büyük resimdeki yer?
Anlatayım:
Türkiye’nin temel sorununu insan sorunu olarak görüyorum. Evet, Türkiye’nin temel sorununun ne ekonomik, ne yasal, ne de eğitimsel olduğuna inanmıyorum. (Neden böyle düşündüğümü burada tartışmayacağım; tartışmaya başlarsam, söylemek istediğim temel mesajdan uzaklaşırım.)
Türkiye’nin en önemli insan sorunu, kendi özgür vicdanına hesap veren insan yokluğu. Aynada gözlerinin içine bakarak, kendi vicdanına hesap veren insan eksikliğinden söz ediyorum.
Vicdan nasıl oluşur? Vicdan, kişinin yaptığı seçimlerden sorumlu tutulduğu bir ortamda oluşur.
Demek ki, vicdanın ve sorumluluk duygusunun gelişimi birbiriyle yakından ilişkili.
Bugün şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Bir insanın yaşamındaki en önemli bilinç, kişinin kendiyle kurduğu ilişkinin farkında olmasıdır. Yaşamın sorumluluğu bu farkında oluştan kaynaklanır.
“Elalem ne ner?” önemli, ama “sen ne dersin?” daha önemli
İki çocuk yetiştirme ortamı alalım: Birine, “elalem ne der?” ortamı, diğerine de, “ben ne derim?” ortamı diyelim.
“Elalem ne der” ortamında çocuk, “ayıp,” “kimse görmesin,” “amcan ne der,” “komşu ne der,” sözleriyle yapmaması gereken şeyleri öğrenir. Çocuk 11-12 yaşlarına gelince bu ortamın ahlak ilkesini keşfetmiş ve benimsemiştir. Bu ilkeyi şöyle özetleyebiliriz: Kimse görmezse mesele yok.
“Ben ne derim” ortamında çocuk hata yapınca ihlal ettiği değerle yüzleşmesi sağlanır. Örneğin, yalan söyleyen bir çocuğa, “Bile bile doğru olmayan bir şeyi söylediğin zaman aynada gözlerinin içine rahat bakabiliyor musun?” diye sorulur. Çocuğa ceza, bağırıp çağırma, sindirme yöntemleri uygulanmaz.
Onun ihlal ettiği temel değeri anlaması sağlanır:
“Tatlı oğlum/kızım, yalan söyleyene güvenmek çok zordur; o nedenle bizim ailede ben annene, annen bana yalan söylemez. Biz de sana yalan söylemeyiz. Ve sana güvenmeyi çok isteriz. İnsanlar güvenemediği insanları sevemez. Senin bizi sevmeni istediğimiz kadar biz de seni sevmek istiyoruz.”
Ve, aynada gözlerine rahat bakıp bakamadığı sorulur. Çocuk utanç içinde gözlerini aşağı indirdiği zaman, en önemli çocuk terbiyesi süreci başlatılır: “Biliyorum, ben de yalan söylediğim zamanlar da aynada kendi gözlerime rahat bakamadım. Yavrum, şimdi söyleyeceğim anne/baba nasihatini unutma; aynada gözlerinin içine bakamayacağın şeyleri yapma ve söyleme. Dünyadaki herkesi aldatabilirsin ama, aynada sana bakan bu gözleri aldatamazsın; bu gözler senin vicdanın. Gözlerinin içine rahat rahat bakabildiğin sürece sen güçlüsün ve huzurlusun. Vicdanını hiçbir bedele satma evladım.”
Bu çocuğun aklına ve gönlüne konuşmaktır ve sevgi ortamı içinde gerçekleşir. Çocuk yalan söylediği zaman ona, “Ulan bir daha yalan söylediğini görürsem gebertirim seni,” demek, çocuğun aklına değil, korkusuna konuşmaktır. Değerler, korkutularak öğretilemez.
“Elalem ne der,” diye yetiştirenler başkasının övgüsünü almak için çaba harcarlar; onların gözünde başarı, önem verdikleri insanların gözünde önemsenmek, takdir edilmek, ve onlar tarafından ödüllendirilmektir.
Kendi davranışından sorumluluk alarak “ben ne derim,” ortamında yetiştirilmiş insanlar için başarı, önce kendi gözlerinde kendi saygınlıklarını korumaktan geçer; diğerlerinin takdiri ve ödüllendirmesi ikincildir.
Geçenlerde bir takside giderken bir araba hiç beklenmedik uygunsuz bir hareket yaptı; şoför, kanıksamış bir tavır içinde belli belirsiz bir el hareketi yaptı. “Çok biçimsizdi, değil mi?” diye onu konuşturmak istedim. Yine kanıksamış bir tavır içinde, “Abi, adamın kendisine saygısı yok bir kere! Bu adam başkasına saygı duyar mı?” dedi.
Gerçekçi bir tespit.
İşte okurlarım, Türkiye’nin gerçek sorunu bu. Kendisine saygısı olmayan insanlar çoğunlukta.
Artık Günaydın Demeyeceğim
Aslında, birey yaptığı her davranışla, söylediği her sözle kendini saygısı olup olmadığını yansıtır, açığa vurur.
Biri bana dedi ki, “Artık insanlara günaydın demeyeceğim!” Nedenini sorduğumda, “Hep ben günaydın diyorum, ben demezsem onlar bana günaydın demiyorlar! Artık onlar bana günaydın demedikçe, ben de onlara günaydın demeyeceğim.”
Bu kişi, benim ne yapacağımı, başkalarının ne yaptığı belirler, demektedir. Yine geldik, “Elalem ne der?” ortamının mantığına.
Aynı ortamda olan başka biri, “Başkası günaydın dese de demese de ben günaydın demeye devam ederim,” dedi.
“Niçin?” diye sorduğumda, “Bir insana günaydın demek, benim kendimi bir insan olarak görmemin parçası; ben insanım diyebilmem için, günaydın demeliyim; bu benim kendime olan bir borcum,” dedi.
Bu kişi ise, benim ne yapacağımı, içimdeki inandığım değerler belirler, demektedir. “Aynada gözlerime bakabilir miyim? ortamının mantığı.
Doğan Cüceloğlu /10 Haziran 2006
Bir yazı görseli olabilir
Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

YAZARLAR / Tümü
ender birgül: bu sayı satılık mı
2025-12-23 17:44:45