YARATTIĞINIZI MI SANIYORSUNUZ?
Öğrenen – Öğreten S.C. Öğretmen’den Mektup
***
Ankara İlahiyat Fakültesi ilk mezunlarındandım. Din Bilgisi öğretmeni olarak Konya Kız Öğretmen Okulu‘na atanmış ve stajyer öğretmen olarak işe başlamıştım . İkinci ders yılının başlangıcında bir gün nöbetçi öğrenci telaşla muavin odasına geldi ve bir öğrencinin yemekhanede bayıldığını bildirdi. Hemen yemekhaneye giderek ilgilendim. Rahat nefes alması için yakasını açtım, soğuk su ile yüzünü, kolonya ile kollarını ovdum, ayılması için rahatlatıcı cümleler söyledim.
Ayıldı. Ama bu bayılmanın kökeninde ne olduğunu merak ettim. Çünkü bayılmalar sık sık devam ediyordu. Hatta çarşı iznine çıktıklarında bile fenalık geçiriyordu. Karşılıklı yaptığımız sohbetlerde öğrendim. Babası başka şehirde karakolda komiserdi. Sert yapısı vardı. Baba eve geldiğinde çocuklar kaçacak delik arıyorlardı. Anne de çaresizdi… Evde sevgi yoktu, baskı üzerine kurulu bir otorite uygulanıyor, insani değerler hiçe sayılıyordu.
Öğrenci S. mutsuzdu. Sevgiye susamıştı. Gelecek onun için karanlıktı. 14 – 15 yaşlarında kişiliğini oluşturmaya başlaması gereken güzel bir kızdı. Duru beyaz mermer gibi bir cildi vardı. Gözleri, kaşları, saçları siyahtı. Dudaklarının rengi ile ressamlara ilham verecek güzellikteydi. Ama bunların farkında bile değildi. Çünkü mutlu bir çocukluk yaşamamıştı. Gözler dalgın dalgın hep uzaklara bakıyordu.
Onu dinledikten sonra başka şehirde görevi olan babasına mektup yazarak görüşmek istediğimi, kendisine uygun bir zamanda gelmesini beklediğimi bildirdim. Geldi, odada yalnızdık. Karşılıklı oturuyorduk. Ona S.’nin durumunu anlattıktan sonra en çarpıcı soruyu sordum: “Evinizi karakola çevirerek otorite yarattığınızı mı sanıyorsunuz? Eve geldiğinizde kaçacak delik arayan çocuklarınızın bu durumundan mutlu mu oluyorsunuz?“
Bu sorular çok sertti. Baştan beri beni suskunlukla dinleyen babanın gözlerinden yaşlar akıyordu. Neden sonra, “Şimdiye kadar hiç kimse benimle böyle konuşmadı,“ dedi. Bu da benim için çarpıcı bir cümleydi. Genç bir öğretmen ona neler söylüyordu. Kim bilir belki o da sevgisiz bir ortamda büyümüş olabilirdi. Bu cümleler hafızama silinmez bir şekilde kazındı.
Orta boylu esmer tenli 40 yaşlarında bıyıklıydı; karşımda suç işlerken yakalanmış gibi oturuyordu. Bu konuşmadan etkilenmemiş olması, çocuklarına daha sevgi ile yaklaşmaması düşünülemez.
Yıl sonu yaklaştığında S.’nın onayını alarak Ankara’da ünlü ruh doktoru Prof. Rasim Adasal‘a bir mektup yazarak S.’nın durumunu anlattım ve yardım istedim. S.’yi bir hafta misafir etti. Nasıl tedavi etti bilmiyorum. Ama sonuç güzeldi. Okul Müdürünün, “Hoca Hanım bu çocuk öğretmen olamaz kaydını silelim.” iddialarına rağmen S. mezun oldu ve eğitim ordusuna katıldı.
Yıllar sonra Ankara’da Sıhhiye Ordu Evi’nde karşılaştık. Havacı bir yüzbaşı ile evliydi ve iki çocuğu vardı.
Ben mesleğimi çok sevdim. Bir çok okulda 37 yıl çalıştıktan sonra MEB‘den yaş haddimi doldurduğum bildiren yazıyı okurken gayri ihtiyari dudaklarımdan şu sözler döküldü: “AAAAA… Benim yapacak daha çok işim vardı…”
Ben mesleğime doyamadım. 83 yaşımda bilgisayar kullanmayı öğrendim. 10 yıldır okuduğum kitaplardan öğrencilerime bilgi aktarmaya devam ediyorum ve iletişimi sürdürüyorum. Beni gururlandıran pek çok şey yazıyorlar. Ama bir tanesi var ki benim için çok önemli: “HOCAM, KESİNTİSİZ EĞİTİME DEVAM EDİYORSUNUZ.”
Evet 83 yaşımda hala öğrencilerime = evlatlarıma verecek bir şeylerim var…
***
Çok değerli bir öğretmenden çok değerli bir mektup. Kendisine buradan tüm hizmetleri için teşekkür ediyor sevgi ve saygılarımı sunuyorum. S.C. Öğretmenim iyi ki varsınız! Evet, örnek olmaya devam ediyorsunuz. Sizin ne kadar geniş ve köklü bir aileniz var şimdi Türkiye’de. Görmediğiniz, duymadığınız, ama hayatına katkıda bulunduğunuz büyük bir aile!
Doğan Cüceloğlu / 14 Nisan 2019