Ahmet Yapar yazdı: “Sanatta İtirazın Tarihi, Yaşamda İtirazın Tarihidir”

Ahmet Yapar yazdı: “Sanatta İtirazın Tarihi, Yaşamda İtirazın Tarihidir”

Geçtiğimiz günlerde istatistik kurumu enflasyon oranını açıkladı. Hükümet açıklanan rakamlardan sonra tozpembe yarınların tablosunu çıkarttı. Gelecek güzel günler, yıkılmaz, sarsılmaz güçlü ekonomimiz var demeçleriyle, zamları biz yapmadık dış güçler yaptı, muhalefet yaptı, naralarıyla olayın üstünü kapatmaya çalıştı ama nafile, hepimizin yaşadığı ekonomik sorunlar ortada. Batı bizi kıskana dursun, temel ihtiyaçlarını, kirasını, çocuğunun okul masrafını, aracının yakıtını karşılayamayan yurttaşın, nasıl olur da tiyatro, konser, sinema bileti alabileceğini düşünüp duruyoruz. Malum, siyaseten değil belki ama, sanatseverler ve sanat icracıları olarak hepimiz aynı ekonomik diyalektiğin içindeyiz; bilet alınmazsa sanat nasıl yapılır? 

Toplumun refah ve ekonomik düzeyi yüksek olacak, sanatçının sanat yapmaktan başka kaygısı olmayacak ki nitelikli işler ortaya çıksın! Ama nerdeeeee! Hepimiz aynı batan gemideymişiz gerçekten! Tek fark biz batıyoruz, onlar filikalara bindirilip kurtarılıyor. Oysa farkına varmamız gereken tek bir gerçek olduğunu düşünüyorum; sanat olarak değil belki (sanatın neden örgütlenemeyeceğini daha önceki yazılarda açıklamaya çalıştım!)  ama toplum olarak örgütlü hareket etmek. 

Elbette ki, ilk kez ekonomik kriz yaşamıyoruz, devalüasyona karşı bağışıklık kazanmış bir toplumun ferdiyiz hepimiz. Petrol krizleri, banker krizleri, körfez krizleri, savaş ve terör dönemleri krizleri, dolar / döviz krizleri, banka hortumlanmaları vs… Hayatta kalmanın savaşını türlü şekillerde veriyoruz, henüz oyun sonu canavarını görmedik ama enflasyon canavarını bir şekilde alt edip hem akıl ve ruh sağlığımızı hem de fiziki sağlığımızı korumaya çalışmışız hep. 

Delirenler paçayı kurtardı! Kalan sağlar bizimdir… Pandemiden evvel (yerleşik sahnesi olmayan bir özel tiyatro sahibi olarak söylüyorum) iyisiyle kötüsüyle turne yapıyorduk. Oyunda ünlün var mı yok mu demeden, bizi popüler kültüre esir etmeden, gönül bağı ve mazinin hatırına, sendikalar, sivil toplum kuruluşları, dernekler, sosyal demokrat, sol – sosyalist parti örgütleri istikrarlı bir şekilde olmasa da toplu bilet alıyorlar, bizi şehirlerinde ağırlıyorlardı. Şimdilerde ise hepimizden yükselen ses aynı: Geçinemiyoruz! 

Seyirci gündelik, temel ihtiyaçlarını karşılamakta bile zorlanırken, sanatsal bir aktivite için bilet alacak parayı ayıramıyor, sanat icracısı, sanat kurumları da hem işini daha nitelikli yapmak, hem tiyatrosunu, salonunu ayakta tutmak hem de kendi hayatını idame ettirmek için çırpınıyor. Salonlara gelen zamlı elektrik ve doğalgaz faturaları, yüksek ve sayısı bilinmeyen vergilerin vergilerinin vergisinin vergisi(!) makbuzlar haliyle sahnesi olmayan tiyatrolara “zamlı tahsis ücreti” olarak yansıyor. 

Enflasyona ve dövize dayalı süreç haliyle tiyatro yapmanın gelirini azalttı, giderini çoğalttı. Bu çıkmazlar, bu kısır döngüler az öncede belirttiğim gibi yeni yaşadığımız şeyler değil. Hele de bizim gibi ülkelerde bu durum birkaç yılda bir tekrarlanınca ister istemez şu sitemi yapıyor insan: Yahu neden ses çıkmıyor! Hep mi susacağız!? … 

Hayır, bu yazının konusu bu değil tam tersi, bu yazıyı örgütlü toplumlarda böylesi günler yaşanırken neler yapıldığını ve neler yaşandığını biraz olsun anımsatmak, hafızayı tazelemek için yazıyorum. Yaşamlarımızın farkı yok birbirinden, elektrik faturasını denkleştiremeyip elektriği kesilenden, çocuklarını ısıtmak için fön makinasını çalıştırıp sonra intihar eden anneden, kendini şehrin meydanın yakan esnaftan, biriken borçları yüzünden evine, iş yerine haciz gelenden, iş cinayetine kurban gidenden… İtiraz ettiğimiz şey gibi, durduğumuz yer de aynı! Sizin hayatınız, bizim hikâyemiz. Kıssadan hisse “her şey sınıfsal”… Bir nevi sanatta itirazın tarihi, yaşamda itirazın tarihidir! 

Sanat – toplum ilişkisi, yaşamın her alanına değen bir ikililiktir, örgütlü ve bilinçli toplumsal yaşayışlarda kendini hissettirir, farkındalığını ortaya koyar. Ancak o zaman bu ikililiğin ne denli kopmaz bağlarla birbirine bağlandığını anlarız. 

Geçmişte (bu konuyu biraz sonra açacağım!) sermayeye direnen, işçilerle, öğrencilerle birlikte hareket eden ortak toplumsal – sanatsal aklın ve kamusal değerin karşısına, sermayeye muhtaç, aldığı üç kuruşluk devlet ödeneğine teşekkür eden ve başka tiyatroların uğradığı hak ihlaline ve haklı itirazına “ödenekten mahrum kalmamak, fişlenmemek için” ses çıkarmayan bir “ticari” tiyatro anlayışı yaratıldı. 

Bu anlayışı korumak (bir nefeste yıkılacağını bildiklerinden!) için arkasına suskun, baygın sanat örgütleri, çatı topluluklar dayandı. “Krizden devrim doğar” anlayışına inanarak safiyane niyetlerle hepimiz bu örgütlerin oluşmasına el birliği verdik, ama sonuç alamadık. Ölen bir sanatçı ustanın ardından taziye mesajı paylaşmak, toplumsal bir sese cılız bir katkı yapmaktan öte hiçbir işlevi olmayan örgütler… 

Yetkili bir merci ile görüşünce, sırtı sıvazlanıp “lordlar kamarasına” terfi edenler! Ya da yıllar önce bir enerji ve birliktelikle kurulup sonrasında bir hayalete dönüşmüş dernekler… Ticari ve sektörel olarak tiyatro piyasasının durgunluğunu, işlerin kesat olmasını tartışmanın yanı sıra, toplumun yaşadığı ekonomik, eğitimsel, sosyal – kültürel değişimi de ekliyorum. Dedim ya; sanat – toplum ilişkisi yaşamın her alanına değen bir ikililiktir… 

Bugün basit bir tartışma olarak baktığımız ve sanatçıların sanki hiç yemiyormuş gibi davrandığı “hıyarın kilosu kaç kuruş?” meselesinden farksız değildir, seyircinin tiyatro salonlarına gelen faturalara, vergilere ses çıkarmaması! Oysa ikisi de temel, yaşamsal, anayasal haktır. 

Toplum itiraz edecek, sanat / sanatçının eli suya sabuna dokunacak. Toplumun büyük çoğunluğu AKP döneminde yaşamayı salt uyumak / uyanmak, çalışmak, “evde” yemek / içmek, televizyon seyretmek üzerine algıladı. Sokak röportajlarında “çıkar telefonunu göster” diyen dayıların yaşam macerasının sığlığına tüm toplumu ortak ettiler. Fena halde tek tipleşmiş basit bir yaşamı empoze ettiler. 

Büyük bir çoğunluğun bu ülkede Türk aile yapısı ve örf, adetlerine uyarak(!) yaşadığını, mecburen veya kişisel çıkarları için(!) savunduğu gerçeğini yadsıyamayız. İtiraz etmeyi devlete karşı durmak, millete savaş açmak olarak öğrettiler. En temel yaşam hakkı olan gezip görmeyi, güzel yerler keşfetmeyi, okumayı, kitap satın almayı, daha lezzetli yemekler yemeyi, daha kaliteli içecekler içmeyi lüks ve hatta gereksiz saydılar. Evcil hayvan sahiplenip, beslemeyi ona sahip çıkmayı, aile olmayı Beyaz Türkleştirdiler! 

Sanata para harcamayı gereksiz gördüler,  sanatçının işini hiçe saydılar. Oysa, psikolojik olarak bu saydıklarımı insanın ihtiyacı, yaşamının temel hiyerarşisi olarak konuşmalıyız. Koskoca bir ülkenin büyük çoğunluğunu “din” ile “vatan bölünmez – bayrak inmez – ezan susmaz” ile uyuşturarak bunlardan mahrum bıraktılar ve bununla beraber, bu mantıkla 20 yıldır yeni bir jenerasyon yarattılar. Bu 20 yıllık iktidarın kendine, yaşamına saygınlığını yitirmiş jenerasyonu da böyle söylemiyor, böyle düşünmüyor mu? 

Sanat icracıları olarak dünya sanatında neler olduğunu takip edip, öğrendiğimizi, gördüğümüzü bu ülkede uygulamak, bu ülkenin vatandaşlarına göstermek bir yana, o sanatı anlatacak kitleyi bulmak için türlü türlü planlar yapıyoruz. Oyununda ünlü mü olsun, alternatif tiyatro mu yapmalısın, politik tiyatroya mı dönmelisin, performans mı yaratmalısın vs… 

Kendimizi kandırmayalım, toplumun büyük çoğunluğuyla aynı yerden hayata bakamamak ve bundan dolayı bunları tartışmak hepimizde umutsuzluk yaratıyor, bizi yalnızlaştırıyor. Haliyle yüksek vergi, zamlı faturalara tepkisizlik biraz da bundan güç alıyor! 

Koca bir devletin tiyatro kurumu bir partinin sloganını kendine şiar edinmiş gibi “yerli ve milli oyun” gibi abuk bir fikri savunursa, koca kültür bakanlığı “yerli ve milli olmayan” oyunlar oynanmıyor diye tiyatrolara ödenek vermemeyi bahane ederse ve buna “sanatsal icracı” çoğunluk itiraz etmezse, sonuç elbette hüsran olur. 

Toplumsal örgütlülük bu denli önemlidir işte! Bizi azınlık olmaktan kurtarır… (Sanatın neden örgütlenemeyeceğine de – en azından bizim ülkemizde! – yine biraz da olsun değinmiş olduk!) 

İlkel insanın korku, merak, keşif, tapınma ihtiyacından ve hayatta kalma içgüdüsünden, modern insanın karmaşık yaşantısına evrilen süreci, ama çelişik ama uyumlu bir şekilde, bizlere aktaran sanat olmuştur. Sanat, hep hayatın içinde olmuş, kitlelere, bireylere klavuzluk etmiş yeri gelmiş politik akışa yön vermiştir. Bir dönemi (her anlamda) insanı ve yaşantısıyla anlamak için o dönemin ve o ülkenin sanatına bakmak yeterlidir. Ve Albert Camus‘nün de dediği gibi, “bir ülkeyi tanımak istiyorsak, o ülkede insanların nasıl öldüğüne de bakmak gerekir!”  

Bu iki idea birbirine sıkı sıkıya bağlıdır. Sanat, insandan, doğadan, bilimden, tarihten, coğrafyadan vs. soyutlanamayan bir somut gerçekliktir. Politik çıkarları ve toplum yaşantısına yön vermek için onu kullanmaları ne denli önemli bir araç olduğunun göstergesidir. Örneklemek gerekirse; Roma İmparatorluğu’nda kötü giden politikaların üstünü kapatmak adına düzenlenen “gladyatör dövüşlerinin” halkın siyasi anlamda dikkatini dağıtmak ve halkı “sorgulamadan uzaklaştırmak” için düzenlendiğini söyleyebiliriz. Halk bu dövüşleri kendi isyanını, öfkesini şiddetin temsilini(!) izleyerek bastıradursun, imparatorluk bu yolla kendi kitlesinin seyir zevkini yaratmış oluyordu. Ortaçağ’da kilisenin kendi tiyatrosunu da örnek verebiliriz. Sokakta din dışı, çıplaklığın, bel altı seviyesinde işlenen bayağı öykülerin, argonun olduğu oyunların önüne geçmek, bu oyunları oynayan kumpanyaları engellemek adına kilisenin kendi tiyatrosunu kurup, dinsel oyunlar oynamasını anlatabiliriz. Böylece hayata yön veriliyordu… 

Egemen güçler, toplumu inandıkları ideoloji ve güçle belirliyordu. Kendi insanını yaratma yolunda, öncelikle kendi seyircilerini yaratıyorlardı! Ülkemizin sanatına bakınca, bu anlamda Muhsin Ertuğrul’un tiyatroya gelen seyirciye “tiyatroda nasıl davranılır / tiyatro nasıl izlenir” kurallarını hatırlatmasını Cumhuriyet’e yakışır, Batılı, görgülü, çağdaş, nezaketli ve saygın bir “yurttaş” yaratma çabası olarak okumak gerekir. 

Keza 1950’li yıllarda Köy Enstitüleri’ne karşı açılan savaşı ve karalamayı, 1980’li yılarda Halkevleri’nin kapatılmasını, bazı halk kütüphanelerinin kapatılıp yerine pavyon ve taverna lokalleri açılmasını, 1990’ların irtica günlerinde tiyatroların sansürlenmesini ve yasaklanmasını da iktidarın / düzenin kendine inanan “yurttaş yaratma” çabası olarak okumak gerekir. 

1937 yılında Atatürk tarafından açılan Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası’nda sinema ve tiyatro salonu mevcuttu. Kaynaklar, o dönem salonda memurlara farklı seanslar, işçilere farklı ve ustalara farklı seanslar da etkinlikler izletildiğini söylüyor. Fabrika işçilerinin kurduğu tiyatro kulübü hem oyunlar hazırlayıp oynuyor hem de salonu dışarıdan gelen tiyatroların, kumpanyaların kullanımına açıyordu. Yine fabrikada kurulan Sümer Halkevi işçiyi, çalışanı, halkı her konuda bilinçlendirmeyi hedeflemiştir ve eğitim ve kültür alanına yönlendirmiştir. Halkevi’nde çalışanların büyük çoğunluğu fabrikanın işçisidir. Halkevi’nin tiyatro grubu işçilerden oluşmuştur ve istikrarlı olarak oyunlar hazırlamışlar, fabrika dışında şehrin belirli yerlerine turneler düzenlemişlerdir. Yine fabrikada müzik grupları da kurulmuştur. Bu fabrika Dünya’da eşi benzeri görülmemiş bir yerdi… Kırmızı kadife koltuklarda da oyun izleyen bir millet yaratılıyordu, işçi tulumunu giyip sahnede oynayan işçileri izleyen toplum da! Hem kalkınma – üretim hem de sosyal anlamda eşi benzerine nadir rastlanan zamanının çok ilerisinde bir fabrikaydı. İlk darbeyi 1980’den hemen sonra başlayan neoliberalizm rüzgârı ile yiyen fabrika, 2002 yılında Adnan Menderes Üniversitesi’ne bedelsiz devredildikten sonra unutuldu, çürümeye yüz tuttu. 

* * * 

Türkiye Cumhuriyeti için değişim süreci hep kırılgan, hassas ve tedirgin edici olmuştur. Hem yapana hem de izleyene! Konservatuarın kuruluş yıllarında İsmet Paşa’nın Carl Ebert’e “Yüzyıllar boyu at sırtında oturan bir milleti tiyatro koltuğuna oturtacaksınız, işiniz kolay değil” sözlerini, Türklük hamaseti bir yana, altı asırdır Osmanlı İmparatorluğu boyunduruğunda yaşayan, Doğu kültürünün çok ulusluluğu içinde bir aidiyet sorunu yaşayan, İslami / muhafazakâr anlayışa sahip sosyal hayatın içinden kopamamış bir toplumu, biraz olsun değiştirmeye çalışmak olarak okuyabiliriz. 

Sonraları, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in “böyle sanatın içine tükürmesi”ni, Cumhurbaşkanı’nın muhalif sanatçıları korkutup, sindirmek, susturmak için hakaret davaları açmasını, hapse atmasını ve buna karşın kendi safındaki sanatçılarla fotoğraf çekip “bu sanatçılar bizdendir” deyip topluma “bunları dinleyin, izleyin” mesajı vermesini de bu bağlamda “karşı Cumhuriyetçillik” olarak değerlendirmek gerekir. 

Tarihi boyu, sağ ideolojinin her zaman sanatla kavgası olmuştur ve onu bir türlü alt edememiştir. Yasaklasa da, sansürlese de, korkutsa da… Çünkü karşısında bir itiraz eden hep vardır. Hem sanatta hem hayatta! 

Nasıl mı? Türkiye’de Demokrat Parti iktidarının yasak, sansür, karalama, baskı hegemonyasının yıkılmasından sonra, 1961 anayasası güvencesi içinde Türk Tiyatrosu en zengin, özgün, çağdaş, yenilikçi oyun repertuarına sahip oldu.  Oyun yazarları sürekli yazıyor, özel / ödenekli tiyatrolar salonlarını hınca hınç doldurmuş seyirciye oyunlarını oynuyordu. Sanatına sahip çıkan o günün seyircisi Köy Enstitüleri’nde, Halkevleri’nde eğitim almış kişilerdi. İtiraz eden de onlardı, sahip çıkan da. 

Sosyalist düşüncenin 1960’lı yıllar boyunca yükselmesinin ve taraftar bulmasını sendikal anlamda da konuşmak gerekir. Türkiye toplumu sanayileşme, endüstrileşme sürecini yaşarken bu süreç içinde “işçi sınıfı” “emek, sömürü, değer, hakça düzen, eşitlik, özgürlük, adalet, ekmek…” gibi kavramları da daha net tanımlamaya, içini doldurmaya ve tartışmaya başlamış, sendikaların çatısı altında birleşilmiştir. Bu örgütlenme ve özgürlük ortamının yarattığı sanatta haliyle bu yönde şekillenecekti. Kendi haklarının bilincinde olan bireyler, Cumhuriyet kazanımlarıyla yetişmiş, toplumsal örgütlenme ile 60’lı yılların politikleşen dünyasında yerini almış ve söz hakkına sahip olmuştu. 70’lı yıllara gelinirken de artık itiraz ediyorlardı ve yaşamdaki itirazları sanattaki itiraza dönüşüyordu. 60’lı yılların Devlet Tiyatrosu’nun ışığında yetişmiş, iyi eğitimli ve “Cumhuriyet yurttaşı” (!) olma sınavını vermiş, kravat takan, ceket giyen, tayyör elbiseler, şık takılarıyla salona gelen izleyici yerini artık öncü / avangard tiyatro oyunları yapmak isteyen idealist tiyatroculara ve izleyicilere bırakmıştı. Sahnelenen oyunlar, Kral Übü, Godot’u Beklerken, Aslan Asker Şvayk gibi topluma biraz yabancı ve aykırı gelen oyunlardı. 

Ülkemizde 1970’li yıllara baktığımız zaman, toplumun ve bireylerin daha politikleşmiş, daha örgütlenmiş bir biçimde eyleme geçtiğini görüyoruz. Eyleme geçişle beraber ciddi bir tiyatro tartışmasına girişildiğine de şahit oluyoruz. Oyun yazarları toplumsal örgütlenmenin artması, birleşmenin teşvik edilmesi, bireysel hakların kazanımı ve bu haklara saygıdan doğan bilinçle toplumsal sağduyu düzeyinin giderek yükselmesi, bakış açısının farklılaşmasından ötürü, oyunlarını işçi ekseninde, hak – emek – sömürü düzenine başkaldırma – örgütlenme vs. gibi temalar üzerine eğilerek yazıyorlardı ve çözüm önerileri sunuyorlardı. Fabrika vardiya değişimlerinde, memurların öğle molalarında insanlar “sokak tiyatrosu, ajit – prop oyunlar” izliyorlardı. Mitinglerde, eylemlerde, toplantılarda, grevlerde bu oyunlara geniş katılım sağlanıyordu. Tiyatro oyuncuları, siyasal ve tiyatral tartışmalar düzenliyor, oyunlar yazıyor ve bu oyunlar dönemin sözü geçen oyuncuları tarafından sergileniyordu. Bunun yanı sıra, elbette ki fikir çatışmaları oluyor, ayrılıklar yaşanıyordu. İşte o tartışmadan ve ayrılıktan başka bir tiyatro kurumu açılıyordu. 

Misal; Ankara Sanat Tiyatrosu (AST), sonrasında Erkan Yücel tarafından kurulan Devrimci Ankara Sanat Tiyatrosu (DASK) gibi… Hak ihlali noktasında, kendi kurumuna karşı grev yapan sanatçılar vardı. Oyuncuları, AST’ın kurucusu Asaf Çiyiltepe‘den sonra yeterince ilerici metinlere yer verilmediğini, tiyatronun devrimci tutumunu kaybetmeye başladığını, yönetmenin oyunlara fazladan müdahale ettiğini söylüyorlardı. Bunlara maaşlar, tiyatro çalışanlarının sigorta ödenekleri, çalışma şartları gibi sıkıntılar da eklenince sendikal haklar gündeme geldi. Kendi tiyatro kurumuna karşı grev yapan AST’ın oyuncuları arkalarına izleyicilerini de alarak sahnede oyun oynanırken davul zurna eşliğinde başlattıkları grevi sokağa çıkardılar. Sendikalar, sendika üyesi sanatçılar, tiyatrolar hasılatlarını bu greve destek amacıyla bağışladılar. 183 gün sürdüğü söylenen grev tiyatrocuların kazanımıyla son buldu. (Yine 1960’lı yıllarda Arena Oyuncuları, idarecilerinin izin vermemesine karşı “Yılanların Öcü” oyununun galası için tiyatro binasından çıkmadılar, 48 saat boyunca nöbet tuttular ve temsili verdikten sonra ayrıldılar.) 

1975’in Ocak ayında AST perde açtığında tiyatroda bambaşka bir hava vardı. AST, Gorki’nin “Ana” romanından hareketle Brecht’in uyarlamasına hazırlıyordu. “Ana” oyunu için Sarper Özsan‘ın yazdığı 1 Mayıs Marşı, ilk kez o sahnede seslendirildi. Oyun müziği olarak bestelenmişti ama daha ilk söylenişte tiyatronun sınırlarını aşıverdi. Yolu açıktı; kısa zamanda korolar, müzik grupları Cem Karaca ve Selda Bağcan gibi öncü sanatçılar tarafından seslendirilecek, Timur Selçuk marşın plağını yapacaktı. Devrimci kitlenin sahipleneceği 1 Mayıs Marşı’nı, birkaç yıl sonra, 1976’da meydanlarda on binler, hep bir ağızdan söyleyecekti. 

Bir şehrin kültür mirası olarak kalması gereken, ülkenin en eski sanat kurumu olan AST’ın Ankara Kızılay Ihlamur Sokak’taki salonu, tıpkı yukarıda bahsettiğim Nazilli Sümerbank Basma Fabrikası gibi terk edildi, kapandı ve unutulmaya yüz tuttu. Bu kapanmada yerel yönetim kadar AST’ın o dönem ki idarecileri de suçludur! İtiraz eden bir kurumdan, idealist ve avangard oyunlar oynayarak “yeni seyirci yaratan” bir tiyatrodan, kapanmasını pek de önemsemeyen, kabullenen topluma ve susan sanatçıya bir “Yeni Türkiye” örneği bu durum işte… 

İsmet Paşa’nın Carl Ebert’e söylediği o derin sözden sahnesi olmayan, hocaları KHK ile ihraç edilmiş konservatuarlara… Fabrikada ki işçiler tarafından hazırlanan oyunların oynanma sıklığından, ayda sadece bir iki oyun yapabilen profesyonel tiyatrolara… 

Bu toplumun cehaletini fazla hafife alıyoruz! Tarikat yurtlarında yetişmiş adamların devlet kadrolarında yüksek makamlarda görev yapmasını, çalıştıkları kurumlara ait görev ve sorumluluklar hakkında zerre bilgi sahibi olmamalarını fazla hafife alıyoruz! Toplumun her gün haberlerde gördüğü, hayatının her alanında tanık olduğu, yaşadığı kadın cinayetine, iş cinayetine, hayvan katliamına, tecavüz, taciz olaylarına, adaletin içinin boşaltılmasına, hukuka güvensizliğe, gelirde eşitsizliğe ve yoksullaşmaya fazla alışıyoruz. Ve çabuk unutuyoruz… 

Toplum değiştiriliyor; yaşamda itiraz ortadan kalkıyor. Toplum değiştiriliyor; sanatta itiraz ortadan kalkıyor. Çünkü nasıl olsa “bu halk böyle!” safsatasıyla bilinçli olarak umutsuzluk aşılanıyor. “Akp gitmez, ne yapar,  ne eder gitmez” söylemi toplumdaki umut kaybının en büyük ispatı. Cesaret ve inanç varsa itiraz da vardır! İtiraz varsa umutta vardır.

12 Mart darbesi ile bu değerleri sarsılan toplum, 1980 darbesi ile kültür, sosyal, eğitim ve toplumsal yaşayışın her alanında ciddi bir erozyona uğradı. Ardından 1990’lı yıllar da irtica, terör, faili meçhul cinayetler, derin devlet oligarşisi ile toplum, tam anlamıyla örgütlülüğünü, birliğini ve itiraz etme hakkını yitirdi. 20 yıldır da korku, baskı, işsizlik, gelecek kaygısı, yandaşlık adaleti ile de terbiye edildi.

Hiçbir şey için geç değil… Her son bir başlangıçtır. Bu ülkeyi daha yaşanabilir hale getirmek, bu hayata yakışmak, bu hayatı daha güzel yaşamak hepimizin hakkı. Bu hakkı yeniden elde etmek ve özgürleşmek için tek yapılması gereken şey: İTİRAZ ETMEK!

 

Ahmet YAPAR
Oyun Yazarı / Yönetmen
Ankara Devinim Tiyatro Kurucu Genel Sanat Yönetmeni

 

Sosyal Medyada Paylaşın:

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • Koç
  • Boğa
  • İkizler
  • Yengeç
  • Aslan
  • Başak
  • Terazi
  • Akrep
  • Yay
  • Oğlak
  • Kova
  • Balık
KOÇ BURCU YORUMU

Bugün enerjini yüksek tutma ihtiyacın artıyor. Hayatında yeni başlangıçlar için uygun bir dönemdesin; cesaretini toplayıp harekete geçebilirsin. Sosyal çevrendeki insanlarla etkileşimlerin yoğunlaşacak, yeni bağlantılar kurmak için mükemmel bir fırsat. Fakat dikkatli ol, bazı tartışmalar gündeme gelebilir; aceleci davranmadan, biraz daha sabırlı olman faydalı olabilir. Kendine olan güvenin artarken, içsel huzurunu sağlamana da yardımcı olacak aktiviteler bulabilirsin. Yeni projelere atılma konusunda heyecan duyuyorsun, bu tutkunu doğru bir şekilde yönlendirmeye dikkat et. Unutma, bugünkü adımların gelecekteki başarıların için önemli bir temeli oluşturacak.

BOĞA BURCU YORUMU

Bugün, güven arayışın daha da ön plana çıkacak. Finansal konulara dair bir karara varmak, geleceğinle ilgili belirgin bir plan yapmanı sağlayacak. Duygusal ilişkilerinde daha tutkulu bir yaklaşım sergileyebilirsin; sevdiğin kişiyle yapacağın derin sohbetler, aranızdaki bağı güçlendirecek. Ancak, ani tepkilerden kaçınman önemli. Karşılaştığın zorluklara karşı sabırlı olmalı ve olayları akışına bırakmalısın.Kendine zaman ayırmayı unutma; doğada vakit geçirmek, iç huzurunu bulmana yardımcı olabilir. Aile üyeleriyle bir araya gelmek, duygusal destek ve sevgi dolu anlar yaşamanı sağlayacak. Sağlığına dikkat et, dengeli bir beslenme ve düzenli bir yaşam tarzı, enerjini yükseltecek. Gözlerine dikkat et; belki de biraz dinlenmek iyi gelecek. Günün sonunda, içindekileri ifade etmek için uygun bir ortam yaratmak, duygusal yüklerini hafifletecektir.

İKİZLER BURCU YORUMU

Bugün iletişim yeteneklerin ön plana çıkıyor. Sosyal çevrende etkileyici konuşmalar yapabilir, yeni bağlantılar kurabilirsin. Zihinsel aktivitelerin oldukça verimli olacak; yazma, okuma veya öğrenme üzerine odaklanmak için mükemmel bir zaman. Ancak aynı zamanda dikkatini dağıtacak olaylarla karşılaşabilirsin, bu yüzden odaklanmaya özen göster. İkili ilişkilerde uzlaşmacı bir tutum sergilersen çatışmaları geride bırakabileceksin. Arkadaşlarınla olan bağlarını güçlendirebilir, eski dostlardan haber alabilirsin. Her anı değerlendirmek için açık fikirliliğini korumaya çalışmalısın. Hayatı dolu dolu yaşayabileceğin enerjik ve hareketli bir gün seni bekliyor.

YENGEÇ BURCU YORUMU

Duygusal derinliklerin ve içsel huzurunla yüzleşme zamanı. Bugün, sevdiklerinle olan bağlarını güçlendirmek için harika bir fırsat sunuluyor. Empati yeteneğin sayesinde başkalarının hislerini kolayca anlayacak, destek ihtiyacı olanlara yardım edebileceksin. İş yerinde, projelere dair yaratıcı fikirlerinle dikkat çekebilirsin; bu, iş arkadaşlarınla olan ilişkilerini daha da güçlendirecek. Parasal anlamda dikkatli olman, gereksiz harcamaların önüne geçmeni sağlayacak. Belki de bazı eski alışkanlıklarını bırakma zamanı gelmiştir. Kendine daha fazla zaman ayırmayı dene; bir yakın dostunla hoş bir sohbet, sana iyi gelecek. Geçmişle hesaplaşarak ilerlemeye çalış ve kendine yeni hedefler koy. Duyguların yoğun olabilir, bu nedenle kendini ifade etmekte zorlanabilirsin ama hissedilenleri paylaşmak, içsel huzurunu artıracak.Ruh halin dalgalı olabilir; duygusal iniş çıkışlarını yönetme konusunda nazik ol. Sahip olduğun sezgi gücü, seni doğru yola yönlendirecektir. Doğa yürüyüşleri veya meditasyon gibi etkinlikler, içsel dinginliğini sağlamak için iyi birer seçenek olabilir. Her şeyin geçici olduğunu unutma; durumlar ve hissiyatlar zamanla değişir. Kendine güven, hislerine güven.

ASLAN BURCU YORUMU
BAŞAK BURCU YORUMU

İçsel huzur arayışında olacağın bir gün. Detaylara daha fazla dikkat etmek isteyebilirsin; bu, iş ve kişisel projelerinde sağlıklı sonuçlar elde etmene yardımcı olacak. Yıldızlar, düzen ve sistem kurma yeteneğini destekliyor. Arkadaşlarınla olan iletişimin, duygusal açıdan seni besleyici bir rol oynayabilir. Bir konuda kendini biraz sorgulayabilirsin; bu, içsel motivasyonunu artıracak fırsatlarla dolu bir keşfe dönüşebilir. Kendine karşı nazik olmayı unutma, zira kendini eleştirmek yerine, öz sevgiye yönelmek, zihinsel ve duygusal sağlığını iyileştirecektir. Akşam saatlerinde bir hobine zaman ayırmak, seni daha canlı hissettirecek. Bu dönemde sağlığına özen göstererek dengeni bulmak, genel yaşam kaliteni artıracak.

TERAZİ BURCU YORUMU

Bugün, ilişkiler ve sosyal etkileşimler ön planda olacak. Kendini çevrendeki insanlarla daha uyumlu hissetmeye başlayabilirsin. Sosyal ortamlarında daha fazla görünür olman, önemli bağlantılar kurmanı sağlayacak. Ancak, başkalarının beklentileriyle kendi isteklerin arasında bir denge bulman gerekebilir. İlişkilerdeki dengeyi sağlamak için empati yeteneğini kullanmak, sorunları kolayca aşmana yardımcı olacaktır. Finansal konularda ise harcamalarına dikkat etmen faydalı olabilir. Kendi değerlerini sorgulayabilir, gelecekteki hedeflerinle ilgili daha net kararlar almak isteyebilirsin. İçsel huzuru yakalamak için biraz yalnız kalma ihtiyacı hissedebilirsin. Kendi ilgi alanlarına yönelmek, içsel dengeyi sağlamak açısından önemli olacak.

AKREP BURCU YORUMU

İçsel derinliklerde dolaşmak için harika bir zaman. Duygularınız yüzeye çıkabilir; bu sebeple onları anlamak ve kabullenmek önemli. Kendinizi sorgularken, gizli kalmış yeteneklerinizin farkına varabilirsiniz. Sosyal çevrenizle olan ilişkilerde biraz daha dikkatli olmalısınız. Geçmişe dair bir konunun tekrar gündeme gelmesi, kararsızlık yaratabilir. İletişimde samimiyet ön planda olmalı; bazen duyguların neden olduğu çatışmalar, yanlış anlamalara yol açabilir. Ayrıca, ruhunuza iyi gelecek bir aktivite, dinlenmenizi ve yenilenmenizi sağlayabilir. Kendi iç yolculuğunuza zaman ayırmak, kendinizi bulmanıza yardımcı olacaktır. Cesaretinizi toplayıp sınırların ötesine geçmek, yaşamınıza yeni bir enerji katabilir.

YAY BURCU YORUMU

Bugün, özgürlüğe ve maceraya olan tutkun seni sarıp sarmalayacak. Keşfetmek istediğin yerler, ilginç insanlar veya yeni fikirler seni çağırıyor. Zihnindeki sınırları aşmak ve yeniliklere açık olmak için güzel bir zaman. Özellikle sosyal ortamlarda bulunmak, yeni bağlantılar kurmak ve entelektüel paylaşımlarda bulunmak sana büyük keyif verecek. İçsel huzurun ve mutluluğun, dış dünyayla olan etkileşimlerinden besleniyor. Gün içinde karşılaşacağın fırsatları değerlendirmekte tereddüt etme; sezgilerinle hareket ettiğinde, hayatında önemli değişiklikler yaratabilirsin. Ayrıca, iletişimde açık ve dürüst olmak, ilişkilerini derinleştirecek ve ortak paydalarda buluşmanı sağlayacak. Kısa seyahat veya açık hava etkinlikleri, hem ruh halini canlandıracak hem de taze enerji verecek. Anlık heyecanlar ve sürprizler kapını çalabilir; bu güzellikleri yakalamak için hazır ol!

OĞLAK BURCU YORUMU
KOVA BURCU YORUMU

Sosyal etkileşimlerin yoğunlaşacağı bir gün. Arkadaşlarla kurulan derin sohbetler ve paylaşımlar, yeni perspektifler kazanmanı sağlayabilir. Gelecek odaklı düşünceler ve yenilikçi fikirler ön planda. Bu dönemde içsel özgürlüğe olan tutkun artacak. Kendi fikirlerini cesurca ifade etme isteği, başkalarını da etkilemeye başlayacak. Aniden gelişen olaylar, yaratıcı yönlerini besleyebilir. Duygusal derinlikler yerine mantığın sesine kulak vermek, bugün atacağın adımlarda sana rehberlik edecek. Unutma, bazen tek başına yürümek, kalabalık içinde kaybolmaktan daha değerlidir. Doğru bildiğin yolda yürümeye devam et.

BALIK BURCU YORUMU

Duygusal derinlikler ve sezgisel güçler bugün ön planda. İçsel hislerin güçlendiği bu dönemde, çevrendeki insanları anlama yeteneğin artıyor. Sürdürülen ilişkilerde empati ve hoşgörü gösterme fırsatı doğabilir, bu da bağlarını güçlendirebilir. Yaratıcılığın tavan yapacağı, sanatsal projelere yönelmek için harika bir zaman. Bununla birlikte, içsel huzurunu sağlamak için kendine zaman ayırmayı ihmal etme. Akışa uyum sağlarken, içsel sesini dinlemeyi unutma; bu, yeni ve ilgi çekici fırsatlarla tanışmana yardımcı olabilir. Gizemli ve mistik bir ruh hali, seni keşiflere yönlendirebilir. Duygusal yüklerin hafiflemesi, yeni başlangıçlara zemin hazırlayacak. Kendini ifade etme biçimin, çevrendekiler üzerinde hoş bir etki bırakabilir. Hayallerin için adım atmak konusunda cesur ol, dünyanın sana sunduğu güzellikleri kucakla.

  • ÇOK OKUNAN
  • YENİ
  • YORUM