– Sizce sizi siz yapan o unsurların içinde en belirleyici olan?
Farkına varmalarım arttı zamanla. En önemli fark ettiğim şey, insan farkına vardığı kadar yaşıyor. Yaşamımın temel damgası olarak görüyorum farkına varmayı. İnsanı belirleyen, yani insanın alameti farikası gibi, farkında olmaktır. Sanırım bunu zaten sezgisel olarak keşfetmiş olmalıyım ki, bende hiç nasihat eden bir tutum yoktur.
– Ama psikologlar tarafından yazılmış kitaplara adeta reçete gibi başvuruluyor?
Reçete türü kitaplar beni hep iter. Kitaplarımı okuyup, “Hocam dediklerinizi yapıyorum, şimdi çok mutluyum,” diyor karşıma gelip. İyi de benim dediğim ne ki? “Mutlu olun” mesajı bile yok. “Farkına varın” diyorum. Bence insan için tek kutsal gerçek; olanın farkına varmak.
– “Farkına varın” da nasihat değil mi? “Varın” demekle farkına varmak mümkün olabilir mi?
Olmaz. Bir öykü, bir durum anlatıyorum ve soruyorum, “Peki bu neden böyle oldu?” diye. Gözlemler üzerine soru soruyorum.
– Bir örnek verebilir misiniz?
Örnek, “Diyelim ki adam sokağa tükürdü, elindeki kâğıdı da sokağa attı” diyorum ve soruyorum, “Sizce bu adam pis bir adam mıdır?” Herkes, “Pis” diyor. “Peki,” diyorum, “bu adamı takip ediyoruz. Evine girerken ayakkabısını çıkardı. Sizce bu adam pis mi?” Duruyorlar. “Pis bir adam olsa paldır küldür girerdi içeri. Aynı adam! Fark ne?” diye soruyorum, “Biri sokak, öbürü ev” diyorlar. Devam ediyorum, “Demek ki evi ve sokağı algılayışımız farklı farklı. Ama bazı toplumlar var” diyorum, “adam evindeymiş gibi davranıyor sokakta da. Böyle ülkeler var mı?”, “Var” diyorlar. İşte farkına varma başlıyor. “Peki bu adam niye böyle davranıyor?” diyerek, “biz bilinci”ne böyle giriyorum, “Sokak bizim değil benim ülkemde. Kimin olduğu belli değil.” Şimdi böyle bir yaklaşım yargılamayı da ortadan kaldırıyor…
(Damdan Düşen Psikolog / Sayfa 34)